Crescent İnternational dergisi başyazarı Zafar Bangash, Amerikan kapitalist düzenine başkaldırı hareketi Wall Street'i işgal eti yazdı.
WALL STREET'İ İŞGAL ET HAREKETİ ve ABD OLİGARŞİSİ
Zafar Bangash
“Wall Street’i işgal et” hareketinin amacına ulaşıp ulaşamayacağı, açık bir soru. 17 Eylül’de başlayan hareket, tahminlerin aksine çok kısa bir sürede tüm dünyaya yayıldı. 15 Kasım’da, dünyanın farklı bölgelerinden 82 ülkede mitingler düzenlendi. Bu süre boyunca, protesto hareketlerini eleştirenler de oldu, yandaş olanlar da (özellikle ABD içerisinde).
Amerika’nın süper zenginleri, bunların ABD meclisindeki temsilcileri ve medya, gelişen olaylar karşısında şaşkına döndü. Temsilciler Meclisi çoğunluk lideri Eric Canto, Zucotti Park göstericilerinden ayak takımı diye söz etti. Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney ise göstericileri, sınıf çatışmasına sebebiyet vermekle suçladı. Afrikalı-Amerikan işadamı Herman Cain ise göstericilerin, işsiz olmalarından ötürü kendilerini suçlamalarını söyleyerek onları “Amerikalı-olmayanlar” olarak tanımladı.
Sağ kanat, durumunun çürüklüğünü gösterdi. “Beyaz Saray’ı işgal et” yerine “Wall Street’i işgal et” diyen göstericiler, sorunun kaynağına temas etti. Beyaz saray’da oturan kim olursa olsun, o da, süper zenginlerin kölesidir. Obama’nın 2008 seçimleri sırasında, en büyük yardımı Wall Street’ten aldığı açık. Dolayısıyla, beyaz saray’da kimin olduğu önemli değil, beyaz saray, Wall Street’teki baronların emri altındadır. Paul Krugman’ın, New york Times’daki köşesinde 10 Ekim’de yazdığı gibi, “Tüm bunları anlamak için genel bir sendromu anlamak gerekir. Bu mesele, hileli bir sistem içerisindeki zengin Amerikalılarla, sistemin hileli olduğunu göstermeye çalışanlar arasında bir mücadeledir.”
Sağcı medya, göstericilerin, net bir talepler listesi sunamadıklarını iddia ediyor. Göstericiler, defalarca, zenginlerin vergiye bağlanmasını ve bankaların değil, insanların desteklenmesini istediklerini belirttiler. İstediklerini net bir şekilde söylemeseler de, durum değişir mi? İnsanlar artık, ekonominin gerilemesine sebebiyet verdiği için Irak ve Afganistan savaşlarının bitmesini istiyorlar. Evet, Obama, Irak’tan çekilme kararı aldı fakat, Iraklılar böyle istediği için bunu yaptı, kendi halkı istediği için değil. Ve ABD hala, başka bölgeleri savaşla tehdit etmeyi sürdürüyor.
Peki Amerika’yı rahatsız eden şey ne? Oligarşi isimli yeni kitabında Jeffrey Winters, “Geniş kitlelerin, zenginler üzerine daha fazla vergi yüklenmesini talep etmesine rağmen yıllardır ABD politikaları, zıt yönde ilerliyor. Hükümetin altyapı çalışmalarını ve halka sağladığı sosyal yardımları kısıtlasa da, ultra-zenginlere yüklenen vergi, aşağı çekildi.”
Amerikalı süper zenginlerin, orta sınıftan daha az vergi vermelerine neden izin veren sistem, analiz edilmeli. 1920 ile 1955 yılları arasında, Amerikan işçi sınıfının ortalama geliri ikiye katlanmış, 1970 yılından itibaren ise üçe katlanıyor. Fakat o zamandan bu yana, işçi sınıfının durumunda bir iyileşme yok. Ekonomi gelişiyor, fakat halkın ortalama geliri artmıyor.
Süper zenginlerin hikâyesi ise başka. 1970’e dek, bu kesimin gelirlerinde önemli oynamalar yok. Fakat 70 sonrası, gelirleri birden fırlıyor. Amerikan demokrasisi, para karşılığında satın alınabilen en iyi demokrasidir. Bu zenginler, avukatları ve parlamento üyelerini satın alarak, kendileri aleyhine bir kanunun çıkarılmasını engellediler. 17 Temmuz 2008 tarihinde senato personeli tarafından yayınlanan bir rapora göre, zenginlerin kaçırdığı yıllık vergi miktarı 70 milyar dolar civarında.
Aslında bu hikâye daha da gerilere gidiyor. 1894 yılında, hükümet, süper-zenginleri hedef alan bir vergi kanunu geçirdi. Fakat zengin kesim, avukatlar kiralayarak kararı yüksek mahkemeye götürdü. Ve sonunda kanun feshedildi. 1913 yılında ise yine adil vergilendirme için bir kanun çıkarıldı ve bu kanunu feshetmek için, yine her yolu denediler, yargı mensupları ve parlamento üyelerini paraları ile tavladılar.
1970’den bu yana geçen 40 yıl içerisinde, süper zenginlerin büyümesine etki eden birçok gelişme oldu. Başarılı bir lobi faaliyeti ile kendi kendini idare eden büyük firmalar olma hakkını kazandılar. Ve bazı ekonomik hilelere başvurdular. Ekonomi uzmanları bile bu hileleri anlayamadı. Bazıları da bu hilelerin ekonomiyi etkilemeyeceğini düşündü. Sonuç olarak bu hileler üzerinden milyon dolarlarca vurgun yapıldı. Ve bu tezgâhı düzenleyenler, hapse girmek şöyle dursun, suçlanmadılar bile.
Bu olayların bir sonucu olarak, 1929’daki büyük krizden bu yana en büyük krizini ABD, 2007-2008 yıllarında yaşadı. O zamanın Başkanı Bush, parlamentodan, krizden etkilenen banka ve şirketlere 750 milyar dolarlık bir yardım paketi geçirmelerini istedi. Büyük firmaların yöneticileri, düzenledikleri tezgâhlardan dolayı suçlanmak şöyle dursun, bir de bu yardımla ödüllendirildiler.
Orta sınıf Amerikalılar, yöneticilerin yanlış idarelerinin kurbanı oldular. Milyonlarca Amerikalı evsiz kaldı ve çadırlarda yaşamaya zorlandı. Hiçbir yönetici suçlanmadı, hapse girmedi. Adam Garfinkle bir makalesinde şöyle diyor: “..Amerikan demokrasisi, zenginler üzerine kısıtlamalar getirme, paraya karşı da hassastır.”
2008’de kriz patlak verince, bu şirketlerin batmaması gerektiği çünkü eğer batarlarsa, milyonlarca Amerikalının işsiz kalabileceği söylendi. Sonuç olarak bankacılar ve şirket sahipleri milyonlarca parayı yardım diye alırken, birçok Amerikalı evinden ve işinden oldu. Bugün, 46.2 milyon Amerikalı, yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ayrıca nüfusun %9.2’si de (resmi rakamlara göre) işsiz.
Dikkate alınması gereken bir faktör daha var. Eskiden Amerika, kaynaklarını sömürmek istediği ülkelere savaş açar ve böylelikle ekonomisini geliştirirdi. Fakat, tarihte ilk defa Irak ve Afganistan savaşlarında Amerika, sadece kaybetti, para kazanmadı. Bugün Amerika, 14.2 trilyon dolar dış borca sahip. İç borcu da hesaba katarsak bu rakam 52 trilyon dolar olur.
Bir takım faktörler –savaşların devam ettirilmesi, İsrail tarafından yönetilen bir dış politika, yolsuzluk kültürü, süper-zenginlerden alınan verginin çok az olması ve Amerika’nın üretim kapasitesinin düşmesi- bir zamanların muazzam ekonomisini dize getirdi. Sıran Amerikalılar, gerçek düşmanın kim olduğunu nihayet gördüler: Wall Street yöneticileri… Bu yüzden onların hareketi, Wall street’i işgal et hareketidir.
Makalenin başında da söylediğim gibi, sistemi değiştirmeye yönelik hedeflerinde başarılı olacaklar mı, bu bir soru. Fakat, Amerikan halkının şunu anlamış olması bile bir başarı: gerçek düşmanları, Müslümanlar ya da başka dış gruplar değil, kendi yöneticileridir.
