Van Hak ve Özgürlükler Platformu gerçekleştirdiği basın açıklaması eyleminde
Basın açıklaması metni:
Öncelikle önümüzdeki Perşembe günü idrak edeceğimiz Ramazan bayramının tüm İslam alemine barış, kardeşlik ve mutluluklar getirmesini temenni ederken. Geçtiğimiz Cuma gününün dünya Kudüs günü olması hasebiyle de, özgür Kudüs de buluşma dileği ile bütün İslam âleminin Dünya Kudüs gününü kutlarız.
Rize ve Pakistan da meydana gelen sel afetlerinde hayatını kaybedenlere Allah tan rahmet kederli ailelerine de baş sağlığı diliyor. Felaketten mağduriyet yaşayanlara da Sabri cemil diliyoruz.
411 milletvekilinin oyu ile yapılan yasa değişikliğini anayasa mahkemesine götürerek iptal ettiren CHP, yaklaşan referandum sürecinde yine bu konuyu siyasi malzeme olarak ısıtıp kullanmaya devam etmektedir. Bu durum devam ettikçe de zihin altındaki düşünce kodlarını göstermekte ve nasıl sakat bir özgürlük anlayışı olduğunu ibretle izlemekteyiz. Bu en temel insan hakkının siyasi malzeme olarak kullanılmayıp bir an önce bu ayıptan Türkiye’nin kurtulması gerektiğini düşünüyoruz.
Sistemin hak ve özgürlükler konusundaki yasakçı zihniyeti sadece Müslüman halka olan din ve vicdan özgürlüğü kısıtlamaları ile sınırlı kalmamakta. Aynı zamanda etnik ayırımlarda da başlı başına ayrı bir zülüm görülmektedir. Yıllardır kangrenleşmiş Kürt sorunu halen bütün yakıcılığı ile devam etmektedir. Sorunun bir türlü çözüm aşamasına gelmemesinin sebebi ise devletin Kürt vatandaşını yok saymasından ve özlük haklarının verilmemesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü meselenin çözümünde şu ana kadar atılan adımlar yeterli olmayıp güçlü bir irade ile somut öneri ve pratikler ortaya konulması gerekmektedir. Öyle Ümit ediyoruz ki referandum sürecinden sonra, kan akmasını önleyecek, ülkemize barış ve kardeşliğin tesis edilmesi için yeniden harekete geçecek ve köklü çözümler için uygun zeminler oluşacaktır.
HSYK ve Ergenekon arasındaki derin ilişkiler, Ergenekon avukatlığını yapan HSYK nın Ergenekon davasını bitirme hesapları yaparak adeta bir parti şeklinde nasıl çalıştığı, ve referandum sürecini yönlendirme üzerine yapılan konuşmalar basına düşen ses kayıtları ile açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kaldı ki bu ses kayıtları bugüne kadar reddedilmediği gibi ses kayıtlarına ilişkin bir yalanlamada gelmemiştir. Söz konusu anlayışın yargının üst kademelerinde bulunmasını Tuzun kokması olarak görmekteyiz.
Türkiye 12 Eylül 1980 de, askeri vesayet rejiminin yapmış olduğu darbe anayasasının rövanşını 12 Eylül 2010 yapmaya hazırlanıyor. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkından, sendikal özgürlüklerin genişletilmesine, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesinden, yüksek askeri şura kararlarının yargı denetimine açılmasına ve yüksek yargı kurumlarının seçim mekanizmalarının temsil kabiliyetini artıracak istikamette değiştirilmesine imkân tanıyan bu paketin kabulü halinde bile, Türkiye'nin anayasa sorunu tam anlamıyla çözümlenmiş olmayacaktır. Fakat Türkiye'nin etnik, milliyetçi ve ideolojik dayatmacı bir anayasa sorunu vardır. Anayasalar toplumda bulunan tüm kesimlerin taleplerini karşılamalıdır. Oysa 1924 Anayasası, 27 Mayıs Anayasası, 12 Mart değişikliği, 12 Eylül Anayasası hepsi ya askeri darbelerin ürünü ya da toplumun taleplerini gözetmek yerine resmi ideolojik kimliği topluma dayatan darbeci zihniyetin ürünüdür.
Öyle görülüyor ki darbe anayasasının 30. yıl dönümünde, zail olmasına etki edebilecek anayasa değişikliği malum çevrelerin hoşuna gitmemekte, öyle ki anayasa değişikliğinin referandumda geçmemesi için her türlü çabayı sarf etmekteler. Ergenekon terör örgütünün bu propagandayı da bazı partiler aracılığı ile yapması da madalyonun bir başka yüzünü teşkil etmektedir. Anayasada yapılan bu değişikliği her ne kadar yeterli görmesek de, Askeri vesayet rejiminin duvarında küçük de olsa bir gedik açacağına inanıyoruz. Dolayısıyla yapılan bu değişiklik önemsenmeli ve halkımızı bu konuda kendisini ya darbe taraftarlığı ya da hak ve özgürlükler taraftarlığı şeklinde vicdani bir muhasebe ile konumlandırmasını bekliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Hakkâri’de imamlık yapan Aziz Tan’ın öldürülmesi Doğu ve Güneydoğuda şiddet ve gözyaşının sona erdirilmesine gölge düşürmüştür. Yapılan saldırıyı kınıyor, yeniden bölgede hortlatılmak istenen faili meçhul cinayet ve kargaşanın önüne geçilmesi için, Aziz Tan’ın faillerinin bir an önce bulunup adalete teslim edilmeleri gerekir.
Ayrıca geçtiğimiz günlerde ülke basınında genişçe yer alan Van’daki Ak parti ve CHP mitinglerine katılan vatandaşlara bir kısım başka partililerce hakaret edilmeleri, tartaklanmaları, bayanlara sözlü sataşmada bulunmaları kamuoyu nezdinde çok çirkin görülmüştür. İlimizde son zamanlarda oluşan ve Türkiye’ye örnek olabilecek farklı düşüncedeki sivil toplum örgütlerinin bir araya gelip oluşturdukları BAKAH (barış ve kardeşlik için toplumsal mutabakat) hareketindeki sinerjiyi, kışkırtma ve tahriklerle bitirme çalışmalarına pirim verilmemelidir. Bununla beraber referandumda halkın sandık başına gitmemesi yönünde tehdit sayılabilecek boyutta bir ağır üslup ile hareket edilmesini, vatandaşın iradesine ipotek koymak istenmesini de insan hak ve hürriyetlerine aykırı ve ayıp sanacak bir davranış olarak buluyoruz. Bu tarz muhalefet anlayışının bölgemizdeki barışa katkı sağlamayacağı gibi zihinlerde ayrıştırıcı ve güvensizlik sarmalına yol açacağını düşünüyoruz.
Geçen hafta Mustazaf – Der Adana şubesine kimliği belirsiz kişi veya kişilerce bir saldırı düzenlenmiştir. Saldırıyı yapanlar bir an önce tespit edilip adalete teslim edilmelidirler. Sivil toplum kuruluşlarına yönelik yapılan bu tür saldırıları toplumun kalbine atılan kurşunlar olarak değerlendiriyor. Yapılan bu saldırıyı da kınıyoruz.
Bir birimizin haklarına saygılı ve tam anlamıyla hak ve hakikat endeksli bir anayasa temennisi ile…
VAHÖP Adına Kemal ÇELENVAHÖP (Van Hak ve Özgürlükler) Platformu:
GÖKKUŞAĞI DERNEĞİ, İNSAN-DER, MAZLUM-DER, MEMUR-SEN,
UMUT IŞIĞI DERNEĞİ, ERDEM-DER, ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ,
VAN İMAM HATİP MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ,
VAN KARDELENLER KADIN DERNEĞİ