Dünya Bülteni sitesi yazarı Ali Bulaç, Türkiye'nin Suriye ile ilgili politikalarını kritik ederek, onlan bitenleri anlayamadığını belirtti.
Bulaç'ın Dünya Bülteni sitesinde yayınlanan yazısını sunuyoruz:SURİYE POLİTİKASINDAN KAYGILARGenel olarak neredeyse temel parametreleri değişen ve giderek Suriye’ye karşı şahinleşen Türk dış politika alanında yaşanan gelişmeler çeşitli tedirginliklere yol açıyor. Aslında kimse ne olup bittiğini tam olarak anlamıyor, anlamlandıramıyor. Ne oldu da bir anda Türkiye, Suriye’ye savaş açacak hale geldi? İran’la bozuştu. Gürcistan eskisi kadar bize ‘hayırhah’ değil. Ermenistan’la durum ortada. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bulgaristan’da Türklere ve Müslümanlara karşı yükselmekte olan ırkçı dalganın kırılması konusunda hiçbir şey yapamıyoruz.
Ne oluyor?
Herkesin kafasında benzer sorular var. Geçen hafta konuyla ilgili Zaman Gazetesi’nde üç yazı yayınladım. İlkinde genel olarak bugünkü dış politikanın geldiği noktaya yöneltilmiş bir eleştiriydi. Diğer iki yazı eleştirilerin somut örneği olarak Suriye ile Türkiye arasında yaşanan gerilimlerle ilgiliydi. Hiç tahmin etmediğim kadar e mail aldım. Okuyucuların ezici çoğunluğu büyük tedirginlik içinde olduklarını belirtiyor, hükümet yanlısı medyanın Suriye tutum ve yayınlarını çok haklı bulmuyordu.
Aşağıda bunlardan birini, Antakya’dan yazan bir okuyucumuzun (T.R.) mektubunu aynen yayınlıyorum.
“Ben size Antakya'dan yazıyorum. Komşu Ülke Suriye ile ilgili 2 yazınızda da belirttiğiniz doğrulardan dolayı size teşekkür ediyorum. Gerçek bu kadar sade ve yalın iken neden Hükümetimiz ve özellikle Sayın Başbakanımız zor olan yolu seçiyor, anlamış değilim.”
“Ben bir iş adamı olarak Suriye ile olan ilişkileri 25 yıldır takip ederim. Daha 1985 yıllarında rahmetli ağabeyim iş nedeniyle Suriye’ye gider gelirdi. Her dönüşünde MİT tarafından merkeze davet edilir ve sorgulanırdı. Neden gittin kimlerle görüştün diye. Daha sonra neler oldu hepimiz biliyoruz. ‘Adana Güvenlik Anlaşması’yla başlayan süreç en üst düzeye ulaştı. Başbakanımızın ilk Suriye gezisinde işadamları ile yapılan ortak toplantıda. Suriye Başbakanı Muhammed Guti (yanlış hatırlamıyor isem) ellerini iki yana açarak ve salonda bulunan hazirunu işaretleyerek aynen şunları söyledi: ''Bu salonda bulunanların hangisi Türk hangisi Suriyeli, birbirinden ayırt edemezsiniz. Biz tek milletiz. Bizleri sadece ayıran devletlerimiz. Buralar da sizlerindir. Sizin topraklardır. Bizi ihmal etmeyiniz.'' gibi çok samimi ve içten bir konuşma yaptı. Koskocaman bir salon belki 800 kişilik Suriyeli ve Türk işadamları ile doluydu. Alkıştan ortalık çınlıyordu. Mevcut olan Suriyeliler de bildiğiniz gibi aynı sıcaklıkla karşılıyorlardı. Yoksulu zengini diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Suriyeliler de Sayın Başbakanımıza sempati duyuyorlardı.”
“Daha sonra gelişen ilişkiler ardından ortak Bakanlar Kurulu toplantıları dahi düzenlenmeye başlanmıştı. Suriyelilerden neler istiyorsak yerine getirilmeye başlanmıştı. Ben uluslararası taşımacılıkta bu durumu bizzat yaşadım. Var olan çok karışık ücretlendirme sistemi yerine talebimiz üzerine tekli tarifeye geçilmiştir. Suriye Ulaştırma Bakanına teşekkür ettiğimizde talimatın bizzat Başkan tarafından verildiğini bizlere anlatmıştı. Bunun üzerine Biz de UND olarak bizzat Başkan Esad’a iletilmek üzere teşekkür mektubu hazırlayarak Suriyeli Bakanlık mensuplarına vermiştik.”
“Hulasa anlatmak istediğim, bu kadar yakın ilişki ve samimiyet var iken ve bu samimiyet içerisinde ortak düzenlenen toplantılarda her türlü kararı aldırabilecek ortamda mevcut iken, sizin de yazınızda çok güzelce izahını yaptığınız gibi yumuşak geçiş yapmalarına yardımcı olabilecek iken her şey bir yana bırakılıp sokaktaki tedhişçiye destek sağlamak üzere Suriye yönetimine yükleniliyor. Emin olun ki sadece Suriye’de yaşayan Aleviler değil Sünni Suriyeliler de ilişkilerin bu duruma gelmesinin şokunu yaşıyorlar. Hıristiyan ve Ermeniler zaten durumdan endişe ve kaygı duyuyorlar.”
“Bu çizilen senaryo yanlış görüşlere ve yanlış varsayımlara göre hazırlandı. Ve sizin de fevkalade beğendiğim yazınızda izah ettiğiniz şekilde hesaplar tutmadı. Dediğiniz gibi ''Suriye'de Başka bir senaryo mümkündü''
“Peki, neden geçmiş zaman kullandınız Ali Bey, fırsat kaçtı mı? Yani hala yanlıştan dönülemez mi? Komşu ülke Suriye ile çatışmaya girmemiz genel olarak Suriye halkının Türkiye’ye karşı duydukları sempatiyi yok edecek ve Türkiye samimi olmayan ve dost bile olduğu bir ülkeye işine geldiğinde saldıran ve bu sebeple de güvenilmeyen ülke konumuna gelecektir.”
“Savaş büyük felakettir bunu anlatmaya gerek yok. O nedenle silahlı müdahaleyi hiç kimse arzulamıyor.” T.R.
Okuyucumdan ulaşıp da izin alamadığım için isim ve soyadının baş harflerini yazıyorum.
İsim ve soyadı, mesleki formasyonu bende mahfuzdur.