Suriye'de rejim değişikliği seferberliğinin geldiği yeni aşamada, batılılar öneri ve planlarını ortaya koymaya başladılar.
Daniel W. DREZNER
Bu makale “Amerika Birleşik Devletleri, Suriye İçin Ne Yapabilir?” konulu sempozyum için hazırlanmıştır.
Suriye’deki despot Beşşar Esed rejiminin yıkılması için hayata geçirilen işler, Amerikan siyasetçilerinin görece zayıf olduklarını gözler önüne seriyor: -Devam eden gösteriler; şimdiye kadar en az 5000 protestocuyu öldüren Suriye Ordusu’ndan ayrılan subayların sayısındaki artış; Şam’a yönelik cezai yaptırımların uygulanması; Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkarılması ve hemen ardından Suriye’ye yönelik uluslararası müdahale istenmesi; Avrupa Birliği, Türkiye ve Arap Birliği tarafından uygulanan ağır ekonomik yaptırımlar-, hep Amerika’nın bilfiil müdahil olmadığı eylemler. Aslında şu dönemde Şam’daki siyasilerle Washington’daki istihbarat yetkilileri, Beşşar Esed rejiminin daha fazla yönetimde kalamayacağı; fakat gidişinin de kolay olmayacağı konusunda bir fikir birliği hali içerisindeler.
Bu saatten sonra Amerikan siyaseti, Suriye’de devam eden olayların yalnızca kabuğuna etki edebilecek olsa da Washington’un olaya bir yerinden müdahil olması zorunludur. Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a en iyi durum senaryosu sorulduğunda, Clinton: ‘Yemen’… cevabını veriyor. Burada asıl problem şu: Eğer Esed’in günleri sayılıysa, bu günlerin sayısı kabul edilemeyecek kadar fazla (en iyi durumda bile 3 basamaklı sayılar telaffuz ediliyor). Suriye sınırları içindeki insani durum, gün geçtikçe kötüye gidiyor: Hafta sonu boyunca Esed güçleri, babasının 1982’de Hama’da yaptıklarına benzer şekilde 30 yıl sonra Humus’taki şiddeti arttırdı. Bölge ülkeleri de kötüleşen bu durumdan nasibini aldı. Suriye ve İran’a uygulanan yaptırımlar, Irak’ın yolsuzlukta ilerlemiş ve yaptırımları bozan bir ekonomide uzmanlaşmasını sağladı. Bu arada Esed’in iktidardaki etkisi kırılgan da olsa arttıkça, İran kaynaklarına olan bağımlılığı da gün geçtikçe artacaktır.
Bu siyasi bilmecenin basit bir cevabı olsaydı, benim bu makaleyi yazmama gerek kalmadan mevzu kısa sürede kapanır giderdi. Aslında, Suriye öyle çetin ceviz çıktı ki; sorunun çözümünde en etkili yaklaşımın Sherlock Holmes tarzı bir mantık uygulamak olacağından korkuyorum. Bütün siyasi seçenekler elendiğinde, umulmadık -muhtemelen hoş da olmayacak- seçenekler kalacak geriye, üzerinde düşünmek için.
Bazı seçenekleri elemek oldukça basit: Hafta sonundan sonra, Birleşmiş Milletler onaylı bir müdahalenin gündemde olmayacağı kesin. Obama yönetimi, bu oylamada Ekim’deki oylamadan daha iyisini yaptı ve 13 ‘evet’ çıkmasını sağladı, fakat Çin ve Rusya yumuşak geçişli bu çözümü onaylamayı reddetti. Humus’ta yaşanan katliamın hemen ertesi günü ortaya koydukları bu tavır, Moskova ve Pekin’in Suriye’deki zulüm hangi seviyede olursa olsun Suriye’nin şerefini kurtarmaktan kaçacaklarını gözler önüne serdi. Rusya ve Çin, bundan sonraki süreçte muhtemelen Esed’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasını engellemek için de ellerinden geleni yapacaklar.
Kamuoyu önünde yapılan onca konuşmadan sonra, Obama yönetimi için Esed ile masaya oturmak ya da hiçbir şey yapmamak mevzu bahis değildir. Hem Humus’taki şiddet hem de Güvenlik Konseyi’ndeki başarısızlık, Amerikan siyasetindeki ilkeselliğin bazı sert söylemlerle gündeme gelmesine sebebiyet verdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Birleşmiş Milletler büyükelçisi Susan Rice, Rusya ve Çin’in çözümü veto etmesini “iğrenç” bir durum olarak nitelemiş ve bu tavrın onların “ellerini kana buladığını” söylemişti. Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Suriye Hükümeti, uluslararası topluma, Arap komşularına ve en önemlisi kendi halkına saygısızlık etmiştir” dedi. Başkan Obama yayınladığı bir beyanatta, Esed’i biran önce istifaya davet etmiş ve “Zulüm, insanlığın onuru ve adalet namına karşılığını bulmalıdır” demişti. Obama yönetimi, bu açıklamalardan fazlasını yapamazdı, evet belki yapabilirdi fakat bu durum, onu bölgede gülünç bir konuma sokar ve basit konuşmalar yapan bir şöhret kazanmasına sebep olurdu. Ayrıca mevcut durumda sabretmenin ne getireceği de belli değil. Şu sıralar Halep ve Şam’da da etkileri hissedilmeye başlayan yaptırımlar örneğinde olduğu gibi; Esed, aleyhine işletilen uygulamalarda akıp giden zaman da Esed’in aleyhine işliyor. Yine de yaptırımlar yalnız başına, köklü ve zalim Esed rejimini devirmek için asla yeterli olmaz.
Son olarak ne uçuşa yasak bir bölge oluşturmak ne de Amerika öncülüğünde bir kara harekâtı başlatmak mantıklı değil. Esad, baskıcı tutumunu hava harekâtları ile sergilemiyor, dolayısıyla gökyüzünde yasak bölge oluşturmaya gitmek, çok ufak bir etkiye sahip olacaktır. Foreign Policy yazarlarından Marc Lynch’in belirttiği gibi: “Amerika’nın güvenilir insan istihbaratından yoksun olduğu ve iç savaşın yaşandığı yoğun nüfuslu kentsel bölgelerde hava saldırıları düzenlemenin ve uçuşa yasak bölgeler oluşturmanın, sonuca bir etkisi olmaz.” Amerikan askerlerini Irak’tan kurtarıp İran ile karşı karşıya bırakmak ve böylelikle başka bir kara harekâtı ile ana gündemden sapmak, Obama yönetiminin isteyeceği en son şeydir. Eğer Amerika’nın “arkadan kumanda edeceği” gönüllü bir koalisyon oluşursa, bu Amerika açısından güzel bir gelişme olur; fakat maalesef Avrupa’nın, Türkiye’nin ve Arap Birliği’nin böyle bir adım için hazırlık yaptıklarına dair kesin ve net kanıtlar yok.
Yukarıdaki basit seçeneklerin elenmesiyle, geriye hoş olmayan fakat uygulanabilir iki seçeneğin kaldığını düşünüyorum. Birincisi Rusya’yı Esed’e destek veren koalisyondan ayırmak –ki Rusya, Esad rejiminin en görünür savunucusu konumundadır-. The Financial Times Moskova konusunda şunu öneriyor: Rusya için temel mesele Şam’a giden silah gemilerinin sağladığı ekonomik gelirler ya da Arap Baharı’nın Moskova’ya sıçraması endişeleri değildir. Rusya’yı ilgilendiren, Rusya’nın Karadeniz Donanması için Akdeniz’deki tek deniz üssü olan Tortus limanını kaybetmemektir. Dolayısıyla seçeneklerden biri, Orta Doğu’da Guantanamo Körfezi’ne eş değer bir Tortus oluşturmaktır –öyle ki olası rejim değişikliklerinde değişmeyecek bir askeri üs olsun.- Eğer Suriye Ulusal Konseyi Moskova’ya böyle bir ayrıcalık tanırsa Esed, büyük patronun gücünden mahrum kalacaktır. Bu durum, Esed rejimi üzerinde psikolojik bir darbe olacak ve Rusya engeli de ortadan kalktığı için geçiş sürecinde gözle görülür bir hızlanma yaşanacaktır. Fakat Rusya bu teklifi reddedecek olursa –ki olmayacak iş değil, çünkü Moskova Esad rejiminin kalmasını farklı sebeplerden dolayı da istiyor-; geriye ahlaksız ve çirkin de olsa tek bir seçenek kalıyor: Suriye muhalefetine silah ve para yardımı yapmak.
Muhalefeti silahlandırmanın belli bedelleri var: Ölü sayısı artacak; Esad karşıtı ayaklanmalar mezhep çatışmasına dönüşecek; muhtemelen İran, Bahreyn’deki direnişi silahlandırarak farklı bir misillemede bulunacak ve Suriye sınırları içinde bir silahlandırma yarışı başlayacak. Amerika Birleşik Devletleri için Suriye krizi önemlidir fakat Obama yönetiminin bölgedeki temel hedefi ve önceliği İran’ın nükleer programını durdurmak olduğundan Suriye ile vakit kaybetmek istemeyecektir.
Bununla birlikte Suriye halkı rejimin değişmesini istiyor. Suriye’de hali hazırda devam eden durum, bir iç savaş halidir ve hükümet açık bir şekilde Rusya ve İran’dan bu konuda destek görüyor. Dolayısıyla muhalefeti silahlandırmak en azından durumu dengelemek olacaktır. Üzücü olansa, her halükarda korku ve zulmün devam edecek olmasının yanında bunun şiddetinin değişmesinden başka hiçbir olumlu sonucun olmayacak olmasıdır. Suriyelileri silahlandırmak hızlı ve barışçıl bir çözüm getirmeyecektir belki; fakat en azından Esed’in muhalifleri yok etmesini zorlaştıracaktır. Kısa vadede Suriye için en iyi çözüm yolu buymuş gibi görünüyor.
Fletcher Hukuk ve Siyaset Fakültesi’nde uluslararası siyaset profesörü olan Daniel W. Drezner, aynı zamanda Foreign Policy’de yazıyor.
