Voltaire Network analisti Wassim Raad, Suriye muhalefetinin İsrail ve direniş ekseni konusundaki yaklaşımlarını kritik etti.
MÜSLÜMAN KARDEŞLER'İN LİDERLERİ ve İSRAİL'İ KORUMA PLANI
Wassim RAAD
Arap bölgesindeki mevcut gelişmeler, İsrail’in, Amerika’nın Irak’taki başarısızlığının yankılarından korunması esasını doğruluyor. Bu, ABD öncülüğündeki Batı koloni ittifakının, Arap baharı süresince ve Amerika’nın Irak’tan çekilmesine paralel olarak tüm eylemlerinde görülüyor. ABD ve Müslüman Kardeşler liderliği arasındaki anlaşma, Amerikan dışişleri bakan asistanı Jeffrey Feltman tarafından Kahire’de ifşa edildi. Fakat Feltman’ın ifadelerinde daha tehlikeli olan, Müslüman Kardeşler'in, birden fazla Arap ülkesinde açıklamış olduğu konumu ve Burhan Galyun’un, iktidara geldiğinde İran ve Lübnanlı-Filistinli direniş örgütleriyle ilişkileri keserek, Golan Tepeleri için İsrail ile görüşmelere başlayacağını söylemiş olmasıydı.
Ve Suriye cephesinde, Suriyeli Müslüman Kardeşler'in, Suriye Ordusunu, Lübnan’a karşı bir saldırı için harekete geçirmek ve böylelikle Lübnan direnişini zayıflatmak gibi bir hedef güttüğünü iddia eden ifadeler yayınlandı. Feltman’ın ifadeleri ile Müslüman Kardeşler'in ve partnerlerinin konumları, Batılıların, özellikle Irak’ın işgalinden bugüne kadarki Amerikan kayıplarının bir telafisi olarak ve İsrail’i koruma konusundaki hassasiyetleri doğrultusunda, direniş hareketlerine olan düşmanca tutumlarını doğruluyor.
Batı planı, Suriye ulusal devletini ve Lübnan ile Filistin’deki direniş güçlerini hedef almak ve de Amerika’nın Irak cehenneminden çekilmesine paralel olarak tükenmiş bir devlet kurma temeli üzerine inşa edilmiş durumda. Ayrıca, bunun bir sebebi de, Amerika’nın Irak’ta, İsrail’in ise Lübnan ve Filistin’deki başarısızlıklarının, Amerika’nın tek-taraflı hegemonya projesinin çöktüğü gerçeğine işaret ediyor olmasıdır. Açığa çıkan olaylar tarafından doğrulanan bir çelişki de, Avrupalı yönetici kesiminin, Amerika ve İsrail’in projelerinin bir parçası olmak suretiyle Doğu’daki seçeneklerinden vazgeçmesi sonucu, Avrupa kıtasının, ABD politikalarını takip eden bir vagon halini almış olmasıdır.
Dolayısıyla Avrupalı devletler, Arap dünyasında Batıya bağlı monarşi ve şeyhliklerin, yine Arap bölgesini yönetecek güçlere dönüştürülmesi ve böylelikle, denklemin bir parçası olarak kendilerini gösterememeleri doğrultusunda işleyen batı projesini, medyada bilgi çarpıtma ve yanlış aktarma yoluyla gizlemeye çabalıyorlar. Bu noktada, kolonyal iradenin yürüdüğünü görmek için, Amerikan kararının, Katar dışişleri bakanlığı vasıtasıyla denizden körfeze kadar olan sorunlu bölgeye yayılması yeterli olacaktır.
Soru şu: Arap coğrafyasındaki devrimleri manipüle ederek, bu bölgede, herhangi bir anayasaya ya da seçilmiş konseye sahip olmayan, parti çalışmalarının yasak olduğu ve de Suudi Arabistan ve Katar’ın öncülük ettiği devletler tarafından oluşturulmuş bir sistem kurmaya çalışan Batı, demokrasiyi savunduğunu nasıl iddia edebilir?
