Siyonist rejim istihbarat merkezi Herzilya'nın istihbarat subayı Ely Karmon, Şii İran ile Sünni Hamas arasındaki ilişkinin rahorunu yazdı.
SÜNNİ HAMAS ve Şİİ İRAN ORTAK SİYASİ BİR TEOLOJİ OLUŞTURUYOR
VELFECR ÖZEL DOSYA
Ely Karmon- 16.12.2010
“Sünni Hamas ve Şii İran ortak siyasi bir teoloji oluşturuyor” başlıklı bir makaleyle ismi duyulan İsrailli araştırmacı gazeteci Ehud Yaari’nin Hamas ile ilgili yayınladığı analizde “Hamas’ın İranlı akıl hocaları ile arasındaki ilişkinin siyasi çıkarlardan ziyade dini yakınlık oluşturmak için arttırıldığı ve bu durumun tarihteki en önemli girişimlerden biri olduğu...” (1) söylenmektedir.
Gazze’deki Hamas hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı ve hareketin ‘ılımlı’ liderlerinden Dr. Ahmed Yusuf, “Müslüman Kardeşler ve İran’da İslami Devrimi” isimli bir Hamas kitapçığında şöyle demektedir: “Hamas’ın İran’a bağımlılığı tesadüfî bir çıkar evliliği değildir... Ortak isteğe dayalı kutsal İslami devlet ideali için kaçınılmaz bir ortaklıktır.” Yusuf’a göre “Körfez’deki Selefiler ve Vahabilerin yanı sıra Körfez hükümetleri de Müslüman Kardeşler ve İslam Cumhuriyeti arasındaki uzun süreli gerginlikten sorumlular” ve bugün Hamas için İran’ın dostluğu, Suudi desteğinden daha önemlidir.(2)
“İran-Suriye-Hizbullah-Hamas: Doğal Olana Karşı Neden Bir Ortaklık İşletiliyor?” Başlıklı yazımızda bu müttefikliğin doğal olmadığını ve işlevinin çok zor olacağını ele almıştım. (3)
Bu dört grubun arasındaki ideolojik ve stratejik çelişkilerin altını çizdim ve özellikle Sünni Müslüman Kardeşlerin bir kolu olan Filistinli Hamas’ın, İran’ın Şii teokratik rejimiyle yakın bir müttefik olmasının garip olduğunu söyledim.
Esasında İran, Hamas ve Hizbullah üçlüsünün stratejilerini şekillendiren dini ideolojilerin, bu garip, doğal olmayan müttefikliği güçlendirdiğinden bahsettim. En eski Sünni İslami hareket olan Müslüman Kardeşlerin bir kolu olan Hamas, cihadı tüm Müslümanlar için genel bir görev olarak görüyor ve bu haliyle İsrail’e ve “dünya Siyonizmi”ne karşı sistematik bir savaş yürüten tek grup (Müslüman Kardeşler) olma özelliği taşıyor.
Her şeye rağmen bu stratejik düzenin söz konusu iş ortaklarını bir araya getiren ana etkenleri şu şekilde sıralayabiliriz: İran’ın büyük çaptaki petrol ve askeri kaynaklarıyla bölgesel güç rolünde oluşu, yani ortaklığın arkasındaki “motor” işlevselliği; Amerika, İsrail ve Batı demokrasileri, Saddam Hüseyin’in Irak’ı ve ılımlı Arap rejimleri gibi ortak düşmana karşı savaşma durumu; Dışarıdaki muhaliflere karşı terör ve yıkıcılığın sınırsız kullanımı; Batı düşmanlarının stratejik vizyon ve siyasi cesaret eksikliği.

80’li yılların sonlarında, İran-Hamas arasındaki ilişki çok azdı; çünkü İran’ın çıkarlarıKörfez’deki Şiileri seferber etmek üzerineydi ve bu eylemler Sünni Hamas’ı rahatsız eden başlıca sebepti. Hamaslı bir heyetin görüşmeler için İran’ı ziyaret etmesi, binlerce Hamas aktivistinin Lübnan Hizbullah kamplarında ve İran’da, Devrim muhafızları tarafından verilmesi vaad edilen mali destek ve eğitim sözü üzerine Tahran’da bir büro açmasıyla İlişkiler 1992 yılının Ekim ayında daha resmi bir zemine oturtuldu. (4)
90’ların ortası ve sonlarında meydana gelen intihar saldırıları dalgası sebebiyle sabote edilen Oslo barış süreci de İran ve Hamas arasındaki işbirliği daha güçlendi. 2000 yılının Eylül ayında El-Aksa intifadasının ortaya çıkmasından bu yana, İran Hamas’a maddi ve siyasi alanların yanı sıra, propaganda sahasında da destek verme konusunda merkezi bir sorumluluk üstlenmiş konumda. Nisan 2006’da, Filistin İntifada Destekleme Konferansı Genel Sekreteri Hüccetül İslam Ali Ekber Muhteşemipur, konferansa katılanlara bir Filistin Devleti oluşturulmasının İran’ın güvenliğine katkı sağlayacağını söyledi. (5)
Aralık 2005’te Tahran’a yapılan bir ziyaret sırasında, Hamas lideri Meşal, Yahudi devletinin İran’a tartışmalı nükleer programı nedeniyle askeri harekât gerçekleştirmesi durumunda kendilerinin de İsrail’e karşı saldırıları arttıracağını söyledi ve ”İran İslam Cumhuriyeti, Filistin haklarını nasıl savunduysa, biz de öylece İran’ı savunacağız. Bizler düşmana karşı bir bütünün parçalarıyız“ dedi. (6)
Arap dünyasında İran için Hamas çok önemli bir unsur; çünkü Hamas, koalisyonun tek Sünni üyesi, Müslüman Kardeşler hareketinin önemli bir hizbi ve Arap ve Müslüman dünyasında çok değerli bir konu olan Filistin davasını sembolize eden oluşumdur.
Müslüman Kardeşlerin Mısır, Suriye ve Ürdün’de bulunan çeşitli kolları ve İran arasındaki ilişki Tahran’a Humeyni rejimin gelmesinden bu yana daha karmaşık olmuştur.

Elad Altman’a göre, Müslüman Kardeşlerin temel ideolojik doktrini dini kapsam üzerinden İslam birliği çerçevesinde şekilleniyor ve örgüt, aslında “Şii sorunu”nun mevcut olmadığı ideolojik bir bakış açısına bağlı. Bu genel zeminden bakıldığında, Müslüman Kardeşlerin İran’da 1979 yılında meydana gelen İslami devrimden oldukça etkilendiğini ve bu yüzden çok heyecanlandığını söyleyebiliriz; çünkü bu devrim Batı yanlısı seküler rejimleri yıkacak, İslami ve popüler siyasi yasalardan yararlanarak İslami bir devlet kurmayı sağlayacak halk tabanlı İslami hareketler için bir model olarak görülüyordu.(7)
50’li yılların başlarında bu iki uyanışçı akım zaten fikir alışverişinde bulunuyorlardı ve 70’lerde Müslüman Kardeşler temsilcileri Şah rejiminin devrilmesinde aktif rol oynayan sürgündeki İranlılarla yakın temas halindeydi. Ayrıca, Humeyni’nin zaferinden hemen sonra, Müslüman Kardeşler üst düzey yetkilileri Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat’tan önce Tahran’a ulaştılar.
Bunun yanında, 80’lerin ortasında Humeyni devriminin Körfez Arap ülkelerine belirgin bir şekilde Şii ve Fars milliyetçiliği satmaya çalışması olarak algılanmasıyla, İran ile Müslüman Kardeşlerin ilişkileri oldukça soğumuştu. Ayrıca İran, Müslüman Kardeşlerin Suriye kolunu yok eden ve Irak’la olan savaşını, Irak topraklarını işgal edebilme ümidiyle genişleten Suriye rejimi ile ortaklık kurdu.(8)
1982 yılından bu yana sürgündeki muhalif Suriye Müslüman Kardeşler liderleri, nefret ettikleri Alevi rejimin İran ile olan ilişkisini, Şii düzenin Suriye üzerinden bütün Sünni ülkelere yayılmasında bir basamak olarak kullanılacağını düşündüler. Suriye Müslüman Kardeşler hareketi, İran tarafından Arap ülkelere karşı işlenen şiddet eylemlerinin arka planında, İranlıların İslam örtüsü altına saklanarak Müslüman ülkelere Siyonist ve Amerikalılardan daha çok zarar verdiğini savundu ve ayrıca Siyonist ve Amerikalılara savaş bayrağı açarken İran’ın gerçek amacının Arap ülkelerini ele geçirmek ve yeniden Şii Safevi imparatorluğunu kurmak olduğu savundular. Dahası, İran’ın, İsrail’le yaptığı savaşın hedefinin, Lübnan adına mücadele etmek değil, Lübnan’ın kontrolünü İran planına uygun şekilde kontrol altına alabilmek olduğu da ileri sürüldü. (9)
Mehdi Khalaji’nin çok haklı olarak söylediği bir sözdür: “İran’ın Hamas (Müslüman Kardeşlerin Gazze’deki kolu) savunuculuğu, büyük ölçüde Şii ve İslam Cumhuriyeti’nin Arap ve Sünni ülkeler içinde siyasi çıkar ve prestij için kullandığı bir yoldur.” Daha da önemlisi, İran Ortadoğu’nun başka bir yerinde olduğu gibi Mısır’da da Kardeşler hareketi içerisinde “kalpleri ve zihinleri kazanmakta” büyük çapta başarılı olmuştur. Böylece son 4-5 yıldır görülen stratejik koşullar iki İslamcı hareket arasında “yakınlaşma ve işbirliğine” olanak sağlamıştır.(10)

Khalaji’nin de işaret ettiği gibi son iki yılda ortaya çıkan stratejik koşullar: 2006 yılında Gazze’de Hamas’ın yönetime gelmesi, aynı yıl ikinci Lübnan savaşı, 2005 seçimlerindeki başarısından dolayı Mısır’da Mübarek rejiminin Kardeşlere yönelik artan baskısı, Hizbullah’ın İsrail’e karşı terörist saldırılar gerçekleştirmek için kışkırtılması, İsrail’in Gazze’deki Dökme Kurşun operasyonunu takip eden Hamas’ın İsrail topraklarına karşı roket savaşının gerçekleştirilmesidir. Bir diğer önemli olay ise Mısır’da 2009 yılında Hizbullah’ın büyük teröristlerinden birinin yakalanması ve istihbarat ağının deşifre edilmesi olmuştur.
Mübarek rejiminin 2005’teki başarısından ötürü Mısır’daki Müslüman Kardeşlere karşı uyguladığı amansız baskının arka planında, İran’ın, Mısır rejiminin Gazze savaşı (Aralık 2008-Ocak 2009) sırasındaki tutumunu şiddetle eleştirmesi ve bu tutumunun İslam çıkarlarına karşı ve İsrail’le uzlaşmacı oluşunu vurgulaması ve böylece Mübarek rejiminin meşruiyetini giderme ve bu rejimi sıkıntıya sokmak için yaptığı katkılar da vardır. Hizbullah lideri, Hasan Nasrallah dahi Mısır halkını ve komutanlarını uyararak Gazze konusunda hükümetlerine karşı durmaya çağırmıştır.(11)
Kardeşlerin üst düzey danışmanı konumundaki Muhammed Mehdi Akif, Gazze’de Dökme Kurşun operasyonu yaşanırken Mısır’ın ve diğer Arapların farkında olmadan İsrail’e destek olduğunu ifade ederek, İran ve Hizbullah’ı savundu ve şunu ekledi: “Direniş ekseni, Yahudi devletini yok etmek için cihada çağırıyordu ve İran erkekçe, soylu ve insancıl bir şekilde Araplar tarafından kuşatılmış zavallı insanlara yardımcı oldu.”(12)
Amr Hamzavi’ye göre Mısır Müslüman Kardeşleri’nin genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif, Hizbullah’ın terörist eylemler gerçekleştirdiğini reddederek bunları “medyanın uydurmaları” olarak değerlendirdi ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ı savundu, kendi iddiasınca bunu “direnişi korumak ve Siyonist düşmana karşı zafere doğru ilerlemeye çalıştığı için yaptı.” Akif, pozisyonu ile tutarlı bir söylem tutturarak “Hizbullah’ın söyleminin, ulus devlet olmanın ötesinde İslamcı ve direniş yanlısı söylem” olduğunu söyledi. Aynı şekilde Genel Mürşid, 2008-2009 yıllarında Gazze’deki savaş sırasında Mısır’ın yukarıda belirtilen ulusal kaygılarınca direnişin ihtiyaçlarını da belirlemişti. (13)
Dahası, “gerekli olan her türlü yoldan” direnişi destekleme çağrısında bulundu. Müslüman Kardeşler Siyasi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Huseyin İbrahim, “Müslüman Kardeşler, Gazze’deki, Filistin’deki ve Lübnan’daki direnişi desteklemektedir… Ve bizim düşmanımızla Hizbullah’ın düşmanı aynı düşmandır.” dedi.(14)

Daha yakın zamanda, Ocak 2010’da, Muhammed Mehdi Akif bir röportaj sırasında, “Müslüman Kardeşlerin, İslam Cumhuriyet’i kurucusunun fikir ve düşüncelerini desteklediğini” söyledi ve şöyle ekledi: “Ayetullah Humeyni’nin özellikle Filistin meselesi hakkındaki fikirleri, Müslüman Kardeşlerin de işgale karşı bundan sonra da devam ettireceği tavrın ta kendisidir.” dedi.(15)
Gazze Şeridi’ne İsrail tarafından yapılan saldırılarda, Suriyeli Müslüman Kardeşler, Suriye rejimine karşı eylemlerini durdurma kararı aldı. Geçen yıl, Suriyeli Müslüman Kardeşler, stratejilerini değiştirdi. Şu an Kardeşler ve Şam arasında bir yakınlaşma var. Böylelikle hem Suriyeli Müslüman Kardeşlerin Esed rejimine karşı saldırıları dinmeye başladı ve hem de İran ve Hizbullah, daha ılımlı hale geldi. Bunun sebebi ise, “Müslüman dünya ateş altındayken, Müslüman dünyayı savunmanın Suriye rejimiyle savaşmaktan daha önemli olduğu” gerçeğiydi. (16)
Elad Atman, Müslüman Kardeşlerin siyasi ve ideolojik desteğiyle İran’ın önemli bir konuma kavuşturulduğu kanaatinde. VahabiSelefi önderliğindeki kampanya, Şiiliği kötüleyerek; Araplarda İran’ın büyüyen siyasi gücüyle rekabet etmeye çalıştı ve bu anlamda bir denge oluşturmaya çalıştı/çalışıyor. Böylece Şii ve Sünniler arasında dini farklılıkların önemsiz olduğu lanse ediliyor. Bu yolla Kardeşlerin evrensel yaklaşımı, Sünni Arapların kendilerini İran’la siyasi olarak aynı hizaya getirebilmelerinden dolayı kabul edilebilir hale gelmesine yardımcı oluyor. (17)
“Bu Müslüman gruplardan herhangi birinin güç kullanması durumunda kaçınılmaz olarak problemler ortaya çıkıyor.” yorumunda bulunan Khalaji, modern İslam’ın çeşitli ekümenik çabalarının uzun vadede Şii-Sünni bölünmesine köprü olabilme başarısına karşı daha dikkatli olunması gerektiği kanaatinde… İran, Müslüman Kardeşleri de kapsayan Sünni gruplarla ittifaklar yapmak ve dış gündemde yer edinebilmek için özellikle güç kullandı. Ancak Şii ve Sünniler arasındaki güvensizlik sorunun çözülebilmesi kolay değil. (18)
Hamas yetkililerinden Ahmet Yusuf’a göre, İran ve Müslüman Kardeşler arasındaki tarihsel gevşek ilişki - Sünni-Şii rekabetinin on dört yüzyıllık bir ürün olduğu göz önünde bulundurulursa - son yıllarda yeni bir köprü inşa sürecine girdi; çünkü İran ve Müslüman Kardeşler, Filistin meselesinde benzer pozisyondalar. Her ikisi de Ortadoğu’da Amerikan askerlerinin bulunmasına karşı çıkmakta ve Müslümanların başka sorunlarına destek olmaktadırlar. (19)
Ehud Yaari, Ahmet Yusuf’un Hamas-İran ilişkilerini stratejik anlamda yeniden şekillendirmeye çalıştığını ve çağdaş siyasal İslam yorumları üzerinden hareketin İslam Cumhuriyetine bağımlılığında dini bir dayanak oluşturma çabası içinde olduğunu söyleyerek, analizini noktalıyor. Büyük ihtimalle Yusuf bu çalışmasından dolayı Hamas liderlerinden dua alırken, Yaari bunu, hareketin İran’la olan anlaşmasını güçlendirmek amacıyla Suudileri kendinden uzaklaştırmasına açık bir sinyal olarak yorumluyor; böylece barış sürecinde kendi radikal pozisyonunu ödüllendirirken bir yandan da Filistin yönetimi ile uzlaşıyor.
Sünni gruptaki ideolojik/dini radikalleşme, İsrail ve İsrail’e terörist saldırıların tekrar yükseldiği yer olan Gazze’de kontrolü sağlamak ve pratikte hiçbir etkisi olmayan Filistin otoritesi arasındaki zorlu barış görüşmelerindeki olumlu sonuç ihtimali için kötü bir haberci. 2005 yılındaki zorlu başkanlık yarışı süreci öncesinde yaşanan, Müslüman Kardeşlerin başarısının iptal edilmesiyle, İran ve Müslüman Kardeşler arasında daha fazla siyasi ve etkili işbirliğine tanık olunacaktır. Suriye ve Lübnan’daki Müslüman Kardeşler hareketinin ortak çıkarlar ve ortak ideoloji doğrultusunda İran rejimiyle işbirliği geliştirmesi cazip olabilir. Bunu göz önünde bulunduran İranlı liderler Ortadoğu’da agresif bir siyasetin başarılı olacağında da ısrarcı olabilirler.
-------
Notlar:
1) Bakınız, Ehud Yaari, “Sünni Hamas ve Şii İran ortak siyasi teoloji oluşturuyor” http://www.washingtoninstitute.org/templateC05.php?CID=3266.
2) 1.notla benzer
3) Bakınız; Ely Karmon “İran-Suriye-Hizbullah-Hamas: Doğal Olana Karşı Neden Bir Ortaklık İşletiliyor? Proteus Monografi serisi cilt 1, sayı 5, Mayıs 2008, Stratejik Liderlik Merkezi, U.S Kara Harp Akademisi, Carlisle Barracks, PA, USA.
http://www.carlisle.army.mil/proteus/docs/karmon-iran-syria-hizbollah.pdf.
4) Kurz, Anat&Tal, Nahman, “Hamas: Milli mücadelede Radikal İslam,”
5) Bakınız, Ely Karmon, “Gazze-Hamas: Arap dünyasında dengelerin İran tarafından değiştirilmesi”
6)Sayyed Tashbih, “Hizbullah’tan korkan kim?” 208.Müslüman Dünyada Bugün, Temmuz 27, 2006, http://www.paktoday.com/mwtoday/afraid28.htm.
7) Elad Atman, “Kardeşlik ve Şii sorunu” İslami ideolojide güncel eğilimler, Hudson Enstitüsü, Cilt 9, Kasım 19, 2009
8) 7.notla aynı
9) Yvette Talhamy, “Suriye Müslüman Kardeşler ve Suriye-İran İlişkileri” The Middle East Journal, Cilt 63, No.4, 2009, sayfa 561-580.
10) Mehdi Khalaji, “İslam birliğinin açmazları” İslami ideolojide güncel eğilimler, Hudson Enstitüsü, Cilt 9, Kasım 27, 2009.
11) Elad Altman, Kardeşlik ve Şii sorunu.
12) 11.notun aynı
13) Amr Hamzawi, “ Kararsızlık” http://weekly.ahram.org.eg/2009/944/op1.htm.
14) “Müslüman Kardeşler Nasrallah’ı savundu” Londra Asharq Al-Awsat, Nisan 13, 2009.
15) Mehdi Khalaji, “Mısır’ın Müslüman Kardeşleri ve İran” PolicyWatch #1476, The Washington Institute for Near East Policy, Şubat 12, 2009.
16) Yvette Talhamy, “Suriye Müslüman Kardeşler ve Suriye-İran İlişkileri” The Middle East Journal, Cilt 63, No.4, 2009, sayfa 561-580.
17) Elad Altman, Kardeşlik ve Şii sorunu
18) Khalaji, İslam birliğinin açmazları.
19) Yaari, Sünni Hamas ve Şii İran ortak siyasi bir teoloji oluşturuyor.
20) 19.notun aynısı
