Ana Sayfa
Türkçe | English | فارسی | العربية | Arşiv | Video | Künye | İletişim
ANALİZLER
Demokrasiyi Anlamak

Demokrasiyi Anlamak

Nasıl Müslüman Olduğunu Hz. Fatıma Gününde Anlattı

Nasıl Müslüman Olduğunu Hz. Fatıma Gününde Anlattı

Şeyh Mahir Hammud'dan Suriye Hutbesi

Şeyh Mahir Hammud'dan Suriye Hutbesi

Mısır İhvanı Cumhurbaşkanlığı Projesini Açıkladı

Mısır İhvanı Cumhurbaşkanlığı Projesini Açıkladı


"Küresel Ortak Söylem” Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

Ahmet Faruk Ünsal'ın Sempozyum Açılış Konuşması

Ahmet Faruk Ünsal'ın Sempozyum Açılış Konuşması

Adil Barış: Küresel Ortak Söylem Sempozyumu (foto)

Adil Barış: Küresel Ortak Söylem Sempozyumu (foto)

Örs: İslamcılar NATO Çizgisinde Konumlandırıldı

Örs: İslamcılar NATO Çizgisinde Konumlandırıldı

28 Şubat: Yeni Türk-İsrail Ekseni'nin Ürünüdür

28 Şubat: Yeni Türk-İsrail Ekseni'nin Ürünüdür

Tantik: Mezhep Savaşı Kumpaslarına Dikkat Edelim

Tantik: Mezhep Savaşı Kumpaslarına Dikkat Edelim

Erbakan: Amerika Ne İstediyse Tersini Yaptım (VİDEO)

Erbakan: Amerika Ne İstediyse Tersini Yaptım (VİDEO)

Siyonizme Karşı İslam İnkılabını Korumalıyız (VİDEO)

Siyonizme Karşı İslam İnkılabını Korumalıyız (VİDEO)

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmasının Tam Metni

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmasının Tam Metni

Emperyalist ve Siyonistler Suriye'de Neyin Peşinde?

Emperyalist ve Siyonistler Suriye'de Neyin Peşinde?

Filistinli Bakanın Feryadı Bizi Ne Kadar Utandıracak

Filistinli Bakanın Feryadı Bizi Ne Kadar Utandıracak

Türkiye'yi Suriye'ye Saldırtma Projesi İşleyecek mi?

Türkiye'yi Suriye'ye Saldırtma Projesi İşleyecek mi?

Suriye Rejimini Yıkmak İçin Dört Askeri Seçenek

Suriye Rejimini Yıkmak İçin Dört Askeri Seçenek

Suriye Rejimini Ancak Askeri Müdahaleyle Yıkabiliriz

Suriye Rejimini Ancak Askeri Müdahaleyle Yıkabiliriz

Siyonistlere Göre Esad'ı Devirebilmenin Altı Yolu

Siyonistlere Göre Esad'ı Devirebilmenin Altı Yolu

İsra Haber'den General Eş Şeyh'in

İsra Haber'den General Eş Şeyh'in "Tekzib"ine Yanıt

Şikaki: İslam Mezheplerinin Vahdet Bayraktarı

01.08.2009, 05:12:30

| Yorum Yaz
Şikaki: İslam Mezheplerinin Vahdet Bayraktarı Filistin İslami Cihad Hareketi kurucusu Fethi Şikaki, Şii-Sünni İhtilaflarının yapay bir ihtilaf olduğunu yazarak İslami vahdete vurgu yaptı


Filistin İslami Cihad Hareketi kurucusu Fethi Şikaki, Şii-Sünni İhtilaflarının yapay bir ihtilaf olduğunu yazarak İslami vahdete vurgu yaptı

Özellikle İran-Irak savaşının ardından ve Mekke’de İranlı hacıların şehid edilmelerinden sonra tırmandırılmaya çalışılan "Şii-Sünni ihtilafı" Şehid Şikaki’nin en çok üzüldüğü konulardan biriydi.

O, makaleleri ve konuşmalarında sürekli olarak bu ihtilafların arkasındaki asıl etkenin Batılı ve Siyonist güçler olduğunu vurguluyordu. Şikaki 1983 yılında yazdığı “Şia ve Ehl-i Sünnet” adlı kitabında şöyle diyordu:

“19.yüzyılın başından günümüze dek İslam dünyası,Siyonizmin ve Batının tehditlerine maruz kalmıştır. Sanayi devrimi ve Orta Çağdan tevarüs ettikleri Haçlı kini,İslam dünyasını Batı saldırılarının hedefi kılıyordu.Düşman; kültürel, fikri ve ahlaki saldırılar düzenlemekten geri kalmıyor ve laik-liberal yönelimleri İslami ve milli eğilimlerle değiştirmek istiyordu. İslam dünyasının kalbinde tesis edilen İsrail devleti, Batının bu tasarılarını gerçekleştirme amaçlı idi gerçekte. Bu durum, İslam dünyasının yüzleşmek zorunda bırakıldığı en önemli meselesidir.”

Şikaki Londra’da basılan “İslami Doğuş” dergisinin Aralık 1982 tarihli sayısındaki makalesinde de şöyle yazmıştı:

“Tarihsel ve kültürel açıdan benzersiz bir tecrübe olan İran İslam Cumhuriyeti; saltanatçıların, komünistlerin ve liberallerin, içteki karşı devrimcilerin ve dış düşmanların komplolarına, özellikle İran içersinde ve bazı Arap ülkelerinde Şii-Sünni ihtilafı yaratılması suretiyle maruz kalmaktadır.”

O günlerde, bazı Arap ülkeleri kaynaklı bir planın uzantısı olarak İslam Cumhuriyeti ve Şia aleyhine yüzlerce kitap ve binlerce makale yazılmıştı. Şikaki tüm bu literatürü tarayarak serdedilen bu ithamların çoğuna ikna edici cevaplar vermiştir, fakat İslam düşmanlarının mali ve düşünsel imkanları ve sahip oldukları devasa propaganda aygıtı Şikaki’nin olanaklarının yüzlerce katı idi.

Şikaki, söz konusu kitabında bazı Arap ve İslam ülkelerindeki cereyanların İslam İnkılabının ardından Amerika ve siyonizmle ittifak etmelerini şiddetle kınayarak şöyle demişti:

“Osmanlı hilafetinin kaldırılmasının ardından yaklaşık olarak 60 yıl geçmesinden ve bir sürü laik,ulusalcı ve ayrılıkçı devletin tesisinden sonra İslam İnkılabı gerçekleşiyor ve Batı emperyalizminin bölgedeki zincirinin en güçlü halkalarından biri, tüm uzmanların öngörülerinin aksine, kopartılıp fırlatılıyor ve Orta Doğudaki güç dengeleri tamamen İslam’ın lehine olarak alt üst oluyor. İslam Devriminin zaferiyle İslami hareketlerin sloganları ve İslam’ın bayrağı tüm bölgeye yayılmıştır. 1979 yılında İslam ümmeti iki yol ağzına gelip dayanmış, Ümmetin önemli bir kitlesi benzersiz bir aşk ve şuurla İslam Devrimi ve O’nun Önderine bağlılığını sunmuştu.”

Şikaki Fransız Müslüman düşünür Roger Garaudy’den iktibas ederek şunları ekliyor:

“İmam Humeyni’nin öncülük ettiği İslam Devrimi, Batılı gelişme modellerinin sorgulanmasına neden olmuştur. İslam İnkılabından rahatsız olan emperyalizm, bu hareketi kıskaca almak için birkaç farklı koldan faaliyet yürütme kararı aldı. Önce, İslam alimlerinin devrimci önderliği ele geçirmelerine engel olmak istedi, sonra etnik azınlıkları kışkırtma yoluna gidildi; Devrim karşıtı ve laik gruplar desteklendi,en sonunda da ekonomik ambargoya başvuruldu. Tüm bu komplolar İran’ın Müslüman halkının onurlu ve dik duruşuyla püskürtülünce de Saddam’a bu ülkeye saldırması emri verildi. Savaşın başlamasıyla eş zamanlı olarak da İslam dünyasınaki Şii ve Sünni ihtilafı kaşınmaya başlandı. Böylelikle İslam İnkılabı ve cihad dalgasının Orta Doğuya yayılımının ve İsrail’i tehdit edecek bir hal almasının önüne geçilmek isteniyordu. Bu vazifenin encamında saray mollaları çok yoğun çaba göstermişlerdir.” (170)

Şikaki’ye göre: “ İstikbarın İslam İnkılabı karşısındaki tüm çabaları yenilgiye uğramıştır, yalnızca biri hariç: Şia ve Ehl-i Sünnet arasında fitne çıkarmak!"

Zira bu fitneler İran’ın dışından kaynaklanıyordu. Özellikle 80’li yılların başından itibaren, mücahide Zeynep Gazali’nin dediği gibi, “Batılı ve bazı Arap güçler ve “tağuti nizamlarca istihdam edilen saray mollaları” bu planların uygulanmasında oldukça müessir oluyorlardı.”

Şehid Şikaki bu kitabında Ehl-i Sünnet uleması ve çağdaş İslami hareket önderlerini referans göstererek Şia’ya atılan iftiraları cevaplamıştır:

“İslam insanları akletmeye ve tefekküre çağıran bir dindir. İnsanlığı yapıcı tartışmaya çağıran bir din. Yanlış görüş serdeden müçtehid için bile sevaba kaildir. Doğru içtihad edense iki sevap kazanır. Bu bakış; İslam’a o büyük medeniyetini yaratmasında çok yardımcı olmuştu, düşünsel yaratıcılığın ve tesamühün benzersiz örneklerini sergileyen bir medeniyet. Bununla birlikte İslam Ümmeti, yönetilerince fikrin terör edildiği, tartışma kapılarının kapatıldığı devirleri de görmüştür. Bu dönemler, İslam Ümmetinin duraklama ve gerileme dönemlerini teşkil ederler. Taassup ve körü körüne taklidin egemen olduğu bu devirlerde, her düşünsel küme karşısındakini sahnenin dışına itmek için tekfir silahına başvurur olmuştu. İslam mezhepleri arasındaki bu tekfir meselesi ve fırkacılık, her sorumlu Müslüman aydının önem vermesi gereken bir konudur. Bazıları İbn-i Teymiye’nin Şia aleyhindeki fetvalarından suistifade ederek Şiileri dinin dışında saymakta, onları harici addetmekteler. Sonuçta bu durum İslam İnkılabına zarar verecektir, zaten amaçlanan da bundan başka bir şey değildir!”

Fethi Şikaki söz konusu kitabında, yirminci yüzyılın başlarında, Müslüman Kardeşler teşkilatının kurucusu Hasan el-Benna, Ezher Şeyhi Muhammed Şeltut ve Mısır Yüksek Müftüsü Abdülmecid Selim ile Mustafa Abdürrezzak’ın kurdukları “Darüt-Takrib:İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Kurumu”nu İslam Ümmetinin vahdetinin sağlanması amaçlı atılmış en önemli adım olarak nitelendirir. O, Müslüman Kardeşler’in önderlerinden birinden de şöyle aktarır:

“Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu’nun tesis edilmesiyle birlikte,Hasan el-Benna ile Ayetullah Burucerdi’nin temsilcisi olarak gönderdiği Ayetullah Muhammed Taki Kummi’nin görüşmeleriyle, Müslüman Kardeşler Şiilerle işbirliği yapmaya başladı. Bu ilişki, Şehid Nevvab Safevi’nin 1954 yılında Kahire’de yaptığı görüşmelerle daha da perçinlenmiş oldu. Müslüman Kardeşler teşkilatının üçüncü genel mürşidi olan Ömer Tilmisani de Üstad Benna hakkında yazdığı kitabında şöyle diyor: Hasan el-Benna’nın İslam mezhepleri ve taifeleri arasında vahdetin tesis edilmesine dönük arzusu o kadar şiddetliydi ki, tüm bu tarafların Kahire’de bir araya geleceği bir konferans düzenlemek istiyordu. Fakat zamanın siyasi şartları, onu bu arzusuna ulaşmaktan alıkoymuştur. Takrip Kurumunun; Dini, Kitabı, Peygamberi ve Allah’ı bir olan bizleri, birbirimizi tekfir etmekten alıkoyacak bir vesile olmasını umuyoruz.”

Şehid Şikaki, bu yüzyılın başındaki İslam Ulemasının müstekbirlerin hain planları karşısında Müslümanların birliğini sağlamaya dönük yorulmak bilmez çabalarını Ömer Tilmisani’den aktararak devam eder:

“Hasan el-Benna, Şia dünyasının büyük şahsiyetlerinden biri olan Muhammed Taki Kummi ile Kahire’de uzun uzun görüşmüştü. El-Benna, hayatının sonlarına yakın yaptığı Hac ziyaretinde de Ayetullah Kaşani ile dostane bir şekilde görüş alışverişinde bulunmuştu. Müslüman Kardeşler’in o zamanki önderlerinden ve Hasan el-Benna’nın öğrencilerinden olan Abdülmüteal Cebri de “Hasan el-Benna Niçin Öldürüldü?” adlı kitabında Robert Jackson adlı bir yazardan bu görüşmenin önemini şöyle naklediyor: Eğer Hasan el-Benna daha fazla yaşasaydı Müslümanların vahdetinin sağlanmasına dönük büyük işlere imza atacaktı. Özellikle Ayetullah Kaşani ile görüşmesinin ardından Şiiler ile Sünniler arasındaki bazı ihtilaflı meselelerin halli kararını aldıklarını göz önüne aldığımızda bu gerçek daha da belirginlik kazanmaktadır. Hasan el-Benna 1948 yılındaki Hac ziyaretinde Kaşani ile görüşmüş, büyük ihtimalle aralarında anlaşmışlardı da. Ama çok geçmeden Benna suikaste uğrayacaktı. Üstad Cebri, Jackson’un görüşünü teyid ederek Hasan el-Benna’nın sahip olduğu keskin siyasi bakış açısı ile İslam mezheplerini yakınlaştırma yolunda çok büyük adımlar attığını vurguluyor.” (174)

Dr. Şikaki, Tilmisani’nin sözlerine şunları ekliyor:

“Şeyh Muhammed Taki Kummi, 40’lı yıllar boyunca Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki merkezinde misafir ediliyor. Bu sıralarda Şehid İmam el-Benna da İslam düşmanlarının nüfuzunu kırmak için Şia ve Ehl-i Sünnet arasında vahdetin sağlanması için gayret göstermektedir. Bir gün Tilmisani, Üstadına Şia ve Ehl-i Sünnet arasında ne kadar ihtilaf olduğunu soruyor. Hasan el-Benna da düşmanların Müslümanlar arasındaki fitneyi alevlendirmek için çalıştığı dönemlerde, bu tip karışık meselelerle uğraşmanın doğru olmadığı cevabını veriyor. Tilmisani de sorusunun fitne değil, öğrenme amaçlı olduğunu, Şia ve Ehl-i Sünnet arasındaki farkların kitaplarda bulunduğunu fakat bu mesele hakkında tahkik etmeye zamanının olmadığını söylediğinde de Hasan el-Benna “İki taifenin de La ilahe illallah,Muhammedun Resulullah dediklerini ve Müslüman olduklarını, pek çok ortak noktalarının bulunduğunu, ihtilaflarının ise ortadan kaldırılabilecek cüzi meselelerde olduğu” yanıtını veriyor.”

Şehid Şikaki yukarda geçen noktalara dayanarak şunların altını çiziyor:

1- Her Şii ve Sünni şahıs,bir diğerinin Müslüman kardeşi olduğunu kabul etmelidir.

2- İslami hareketlerin vazifesi Müslümanların arasındaki ihtilafların kaldırılması olmalıdır.

3- Şehid Hasan el-Benna Müslümanların arasında vahdetin sağlanması için çok büyük bir gayret göstermiş olup Takrip Kurumunun tesisi de bu çabalarının meyvesidir.

Şikaki, Enam Suresinin 159.ayetine dayanarak Müslümanlar arasında ihtilafları yaygınlaştırmak isteyenleri uyarıyor. (Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya,senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur) (176)

Şikaki aynı ayete istinaden tekfirci zihniyeti de eleştiriyor:

“Bilmiyorum her tartışmanın sonunda rakibimizi niye bu kadar kolay tekfir edebiliyoruz. Mezhepleri incelediğimde şunu gördüm ki Şia ve Ehl-i Sünnet arasındaki fark, Sünni mezheplerin arasındaki, mesela Malikilerle Hanefiler arasındaki fark kadardır. Biz tüm alimlerin Hakikatin peşinde olduklarına inanıyoruz, her ne kadar yöntemleri farklı olsa da.”

Şikaki, kendi istidlallerinin ispatı ve Şia’ya yöneltilen ithamların cevaplandırılması sadedinde pek çok Ehl-i Sünnet uleması ve düşünürüne de atıfta bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse:

*Mısırlı merhum Dr. Muhammed Gazali, Takrip Kurumu’nun tesisindeki rolü kendisine sorulduğunda şöyle cevap veriyor: “ Evet ben bu teşkilatın kurucuları ve faal üyeleri arasındayım. Kahire’deki merkezimizde sıkı bir şekilde sürdürmekteydik çalışmalarımızı. Muhammed Taki Kummi ve Allame Muhammed Cevad Muğniye ile fikri bir dostluk tesis etmiştik. Şia’nın büyük alimleri arasında da pek çok dostum var. Ben Müslümanlar arasındaki acı ihtilafların, özellikle de günümüzün buhranlı koşullarında, son bulmasını arzulamaktayım.” (177)

*Nehcül Belağa’ya şerh yazan Lübnanlı büyük düşünür ve alim, merhum Subhi es-Salih, “Mealimül Şeria” adlı kitabında şöyle der: “Şia İmamlarından rivayet edildiği üzere, Onlar, Peygamberin Sünnetiyle mutabık olmayan hiçbir sözü nakletmemişlerdir. Peygamberin (s.a.a.) Sünneti Şiilerin gözünde çok üst bir konumdadır. Sünnet, Kuran’dan sonra, Şer'i hükümlerin istinbat edildiği ikinci kaynaktır Şia’ya göre.”

*Irak Müslüman Kardeşler Teşkilatının seçkin şahsiyetlerinden biri olan Dr.Abdülkerim Zeydan’ın kitabından: “Caferi Şiilerinin fıkhi delilleri Kuran, Sünnet,icma ve akıldan ibarettir. Şiilerin Sünnilerle olan ihtilafı, Sünnilerin kendi aralarındaki ihtilafından daha çok değildir.”

*Muhammed Ebu Zehra “İslam Mezhepleri” adlı değerli kitabında İmam Cafer Sadık (a.s.)’dan bahsederken şöyle diyor: “12 İmamcı kardeşlerimizin usul kitaplarına baktığımızda; Kuran, Sünnet, icma ve akla dayandıklarını görürüz. Şiiler, tevhid ve Muhammedi risalete inanç konusunda bizimle aynı görüşteler. Şia’nın İslami bir fırka oluşunda hiçbir şüphe yoktur.

Dr. Şikaki, Şiayı ve İslam İnkılabını savunan Sünni ulemanın görüşlerinin aktarılması bahsine şöyle devam ediyor:

“İslam İnkılabı zafere ulaşmakla, tüm İslam Ümmetinin bedenine yeni bir ruh aşılamış oldu. Geçen zamanla birlikte, İslam İnkılabının arkasındaki kitlesel destek de artıyordu. Bu kitlesel destek; Kahire, Şam, Karaçi, Hartum, Kudüs ve İstanbul sokaklarına dek taşmıştı ve insanlar Devrimle dayanışmalarını sunuyor, kazanılan zaferin mutluluğu içersinde yüzüyorlardı."

Şikaki kitabında İslam İnkılabı hakkında yapılan yorumlardan da örnekler sunmaktadır:

“Almanya’da yaşayan ve Suriye İhvanının önemli liderlerinden olan İsam Attar İslam Devrimi hakkında müstakil bir kitap yazmış, karşı devrimci komplolar karşısında İslam İnkılabı ile olan dayanışmasını göstermek için de İmam Humeyni’ye birkaç kez telgraf çekmişti. Ayrıca İnkılaba olan desteğini izhar ettiği konuşma kasetlerini çoğaltarak Almanya’da ve diğer Arap ükelerindeki Müslüman gençler arasında dağıtmıştı. Üstadın çıkardığı aylık “Müslüman Öncüler” dergisi de İslam İnkılabının tanıtılıp teyid edilmesinde çok önemli bir rol üstlenmişti.

Sudan İhvan-ı Müslimin hareketinin ve Hartum Üniversitesindeki Müslüman öğrencilerin İnkılab karşısındaki konumlanışları da diğer Arap ve İslam ülkeleri arasında benzersiz idi. İhvan’ın ve diğer İslami cemaatlerin taraftarları, İslam İnkılabına desteklerini sunmak için başkent Hartum ve Ümmü Derman’da günlerce süren yürüyüşler gerçekleştirdiler. Sudan İhvanı’nın lideri hemen Tahran’a gitti ve İmam Humeyni ile görüşerek Devrime olan bağlılığını arz etti.

Tunusta’da, İslami Yöneliş hareketinin haftalık dergisi “Marife”, İnkılaba destek vermekte ve Müslümanları Devrimin yardımcıları olmaya çağırmada geçikmemişti. Hareketin lideri Raşid Gannuşi -kendisi Müslüman Kardeşlerin enternasyonal yapılanmasına da üye idi- İmam Humeyni’ye gönderdiği bir mektupta O’nu tüm dünya Müslümanlarının önderliği makamına aday telakki ettiğini bildirmişti. Bu durum, Tunus’un o zamanki cumhurbaşkanı olan Habib Burgiba’nın dergiyi kapatmasına ve İslami Yöneliş’in önder kadrolarını tutuklatmasına sebep olmuştu. Gannuşi’ye göre çağdaş İslami hareketin ana gövdesini, Mısır’da Benna’nın kurduğu Müslüman Kardeşler, Pakistan’da Mevdudi’nin İslami Cemaati ve İmam Humeyni’nin önderi olduğu İslam İnkılabı oluşturuyordu.

Bu satırların yazarı olan ben, Gannuşi’nin önderi olduğu Tunus İslami Yönelişler hareketini çağdaş Arap dünyasındaki en asil ve en sağlıklı İslami hareketlerden biri olarak gördüğümü söyleyebilirim. Avrupa ülkelerinden birinde, bu hareketin kadrolarının eğitim halkalarından birine katılma fırsatını elde etmiştim. Gördüğüm o ki; İmam Humeyni’nin “İslami Hükümet” kitabı ve Şehid Sadr’ın “Felsefemiz” ve “İktisadımız” kitapları hareket mensuplarının eğitsel ve kültürel müfredatının başında yer alıyor. Raşid Gannuşi, İslam İnkılabının yeni bir medeniyet devresine girişi müjdelediğine inanıyordu şüphesizce. O, “İslami Hareketin Islah Hedefleri” adlı makalesinde şöyle diyordu: “ Islahtan kastımız, İslam’ın hayatın tüm alanlarında yaygın ve etkin kılınmasıdır. Bu kavram, üç büyük harekette tatbik edilmiştir. Arap dünyasında Müslüman Kardeşler, Pakistan’da İslami Cemaat hareketi, İran’da ise İmam Humeyni’nin öncülüğünde gerçekleşen İslam Devrimi. Gerçekte İslam Devrimi, bölgedeki tüm kurtuluş ve özgürlük hareketlerine esin kaynağı olabilecek en önemli harekettir.”

Merhum Dr.Şikaki şöyle diyor:

“Lübnan Ehl-i Sünnet hareketinin İslam Devrimine olan desteği, diğer Arap ülkelerine nazaran, çok daha yaygın ve güçlü idi. Öyle ki,Üstat Fethi Yeken, Lübnan İslami Cemaat lideri, İnkılab karşısında İslami ve devrimci tavrın gerekliliğini yerine getiriyor, haftalık “Eman” dergisinde -ki yayınını sürdürmektedir hala- Devrimin sözcüsü olma işlevini görüyordu. Fethi Yeken, defalarca İran’a gelmiş, Devrim’in yıldönümü kutlamalarında konuşmuş bir şahsiyettir.”

Fethi Yeken, İslami Hareketin gençlerinin ellerinde dolaşan son kitaplarından birinde şöyle diyor:

“Tarih sözlerimizin gerçekliğine tanıklık edecektir çok yakında. Hepimiz tarih önünde şu sorunun cevabını vermekle mükellefiz. Tüm dünya küfrünün, boğmak için elinden gelen tüm gücüyle çaba gösterdiği İslam İnkılabı karşısında, bizlerin konumu ne olmuştur? İslam İnkılabının başına ne gelmişse, ne Doğu ne Batı şiarını benimsedikleri için gelmiştir.” Evet, günümüz Müslüman gençliği acaba kime kulak verecek; Mevdudi’ye veya Fethi Yeken’e mi kulak verecekler, yoksa cahil, şüpheli ve ğarazlı şahsiyetlere mi?

Ürdün’de de, zamanın İhvan lideri merhum Muhammed Abdurrahman Halife, İran ziyaretinin hem öncesinde hem de sonrasında, İnkılabı ve İmam Humeyni’yi savunmaya devam etmişti. İnkılabın hemen ardından, Suriyeli düşünür Yusuf Azzam’ın yazdığı kaside de meşhur olmuş, pek çok dergide, ezcümle “Eman” da yayınlanmıştı. Azzam, bu kasidesinde Müslümanları İmam Humeyni’ye biat etmeye çağırır. Kasidenin bir kısmı şöyledir:

“…..Humeyni önderimizdir bizim,

Zulüm saraylarını yıkmış ve korkuya yol vermemiş hiç…

Kendi kanımızı dökerek iftihar madalyasını boynuna astık,

…sancağı altında ilerliyoruz durmadan,

Ta ki küfrü mağlup edinceye

Gecenin karanlığına baskın çıkıncaya

Ve tüm Dünya barışa kavuşuncaya dek…”

Mısır’da da Müslüman Kardeşler’in yayın organları olan “Davet”, “İtisam” ve “ İslami Seçenek” dergileri de İslam İnkılabını ve O’nun Rehberini desteklemişlerdi. Irak İran’a saldırdığında İtisam dergisinin kapağında şöyle yazıyordu: “Mişel Eflak’ın öğrencisi Tikritli Saddam İslami İran’da yeni bir Kadisiye yaratmak istiyor!” Bu haftalık derginin aynı sayısında “Facianın Nedenleri” adlı makalede de şöyle deniyordu : “İran’ın Şahlık ordusunun İslami bir orduya dönüşmüş olması,İslam düşmanları ve Batılı güçlere bu orduyu yok etmek için altın değerinde bir fırsat sunmuştur. Şeytani güçler, İran’ın yeni ordusunu, yenilmez bir İslami güç halini almadan yok edebilmenin telaşına düşmüşler.”

Bu derginin en seçkin yazarlarından olan Cabir Rızk, Saddam’ın İran’a saldırısının nedenlerini analiz ettiği yazısında şöyle diyordu: “Sömürgeci güçlerin İran’ın omzuna bu savaşı yüklemekteki amaçları İslam Devriminin önünü almaktan başka bir şey değil. Düşmanın amacı,ayakları üstünde yeni durmuş bu devrimin bölgede tekrarını ve diğer tağutların devrilmesini engellemektir. Savaş başlar başlamaz, Amerika’nın Devrim ve İran’ın Müslüman halkı aleyhindeki komplolarının durduğunu görüyoruz. Çünkü bütün imkanlarını bu savaş için seferber etmiş haldeler. Ama Saddam’ın unuttuğu şey nüfusu Irak’ın dört misli olan bir ülkeyle savaştığı gerçeğidir. Bu millet, haçlı ve Yahudi emperyalizmine karşı muzaffer bir devrim gerçekleştirebilmiş olan yegane millettir. Ben onlara, sadece Hizbullah taraftarlarının galip olacağını hatırlatıyorum. Cihaddan ve şehadetten kaçılmaz. Demek ki İran’a savaş açılmasının nedeni, bazı dünyadan bihaber cahil Suudilerin zannettiği gibi Şii İran’ın Sünni Irak’ı yok etmek istemesi değildir asla! Asıl neden işbirlikçi rejimlerin yıkılmasının önüne geçilmesinin istenmesidir. Allahım! Bu basit düşüncelilik, ne kadar da acı verici! Tefrika peşindeki insanlar, ne büyük cinayet işlemekteler gerçekte!”

İtisam dergisi, İnkılabın ikinci yıldönümünde çıkan sayısında “Tüm Dengeleri Altüst Eden Devrim” adlı bir makaleye yer veriyor ve İslam Devriminin bu yüzyılın en önemli devrimi oluşunun nedenlerini tahlil ediyordu.

İhvanül Müslimin’in Cihani Teşkilatı da, İranlı Müslümanların Amerikan elçiliğini ele geçirmelerinin ardından yayınladığı bildiride İslam dünyasının tüm kurtuluş hareketlerinin önderlerine şöyle sesleniyordu: “Eğer konu sadece İran’la ilgili olsaydı, uluslar arası dengeler gözetilerek bir ara yol bulmak mümkün olabilirdi. Fakat İslam İnkılabı, kendisini İslam’ın ve Müslüman halkların emanetçisi olarak görmektedir. İslam İnkılabının bazı yöntemlerine itiraz edenler Devrimin bu tufansı evresini derk edememiş, kayıtsızlık ve uyku yatağına gömülmüş Müslümanlardır. Bu kişiler acil olarak tövbe etmeliler ve İslam’da cihadın ve izzetin ne anlama geldiğini iyi öğrenmeliler.”

Aynı teşkilat, Saddam İran’a saldırdığında da Irak halkına hitap eden bir bildiri yayınlayarak Baas partisini tekfir etmişti. Bildiride şöyle deniyordu: “Irak’ın İran’a saldırısı, ezilen insanların; kadınların ve çocukların savunulması için yapılan bir savaşın başlangıcı değildir. Bu savaş, kahraman İran Müslümanlarının cihadı sonucu gerçekleşen Devrimlerini yok etme savaşıdır. Bu devrim, dünya tarihinde nevi şahsına münhasır bir hareketin sonucunda, tüm İslam dünyasının övüncü olan Müslüman bir önderin rehberliğinde gerçekleşerek İran halkını Amerika’nın ve uluslar arası siyonizmin tasallutundan kurtarmayı başarmıştır.”

Pakistan İslami Cemaatinin İslam Devriminin karşısındaki tavrı da Mevdudi’nin fetvasında tecelli etmişti. Bu müçtehit alim ve değerli düşünür, Kahire’de yayınlanan “Davet” adlı derginin muhabirine verdiği röportajda şöyle diyecekti: “İmam Humeyni’nin İnkılabı,İslami bir İnkılaptır. Pakistan İslami Cemaati’nin taraftarları ve tüm diğer Müslümanların vazifesi İnkılabı teyid etmek ve tüm zeminlerde dayanışmalarını göstermektir.”

Dr.Şikaki Mevdudi’nin fetvasından söz ederken tüm dünya Müslümanlarına sesleniyor ve bu fetvaya uymanın şeran vacip oluşundan bahisle şöyle diyor:

“Eğer İslam’a bağlılığımızı sürdüreceksek, İnkılabın yardımcısı olmamız vaciptir. Kendilerini İslami hareket addeden bazı cereyanların mezhebi fırkacılıktan dolayı bu İnkılaba savaş açmaları İslam’ın açık hükmüne ve büyük bir müçtehidin fetvasına karşı gelmektir. Acaba Mevdudi’nin fetvasına mı uyulmalı yoksa saray mollalarınınkine mi? Hangisi daha uygun? Mevdudi gibi bir mücahid alimin fetvası mı, yoksa tağutlara biat edenlerinki mi?”

Şikaki ekliyor :

“Ezher’in sabık başkanı Londra’da basılan Şarkul Evsat adlı gazetede yayınlanan röportajında İmam Humeyni’nin Müslüman kardeşi olduğunu söylemişti.O şöyle demiş ayrıca: İmam Humeyni doğru sözlü bir müslümandır. Müslümanlar, değişik mezheplerin takipçileri olmalarına rağmen, birbirleriyle kardeştirler.”

Fethi Şikaki İslam ulemasının ve bazı İslami hareketlerin bu şekildeki sağlıklı tutumlarına işaret ettikten sonra İmam Humeyni’nin İslam İnkılabının niteliği hakkındaki beyanlarını hatırlatıyor:

“İmam Paris’e gittiğinde Müslümanları Sünni ve Şii diye taksim etmenin gereksiz olduğunu söylemişti. O, hepimiz müslümanız ve bu da İslam İnkılabıdır; İslam hepimizi kardeş kılmıştır, diyordu. İmam başka bir konuşmasında da “Şiiler ve Sünniler arasında tefrika yaratmak isteyen kirli eller, ne Şiilerin yakasını bırakmıştır, ne de Sünnilerinkini. Bunlar İslam ülkelerine hakim olmak isteyen sömürgenlerin elleridir. Sömürgeci devletler Şii ve Sünni adları altında tefrika yaratarak servetlerimizi yağmalamak istiyorlar!” (188)

"Şikaki Kimdir" Kitabından tercüme eden Kemal SARAL





| Yorum Yaz Yorumların Tamamı

Yorum : 2  
çömez
16.06.2010, 20:40:39
S. A. Zaten şuurlu bir müslüman müslümanlar arası diyaloglarında ihtilafları körükleyici değil vehdeti oluşturucu şekilde hareket etmesi inancının gereğidir, böyle bir zamanda ihtilafları konuşmanın vebali büyüktür.
hamza ali حمـــــزة على
21.04.2010, 00:26:25
قال تعالى - و الذين جاهدوا فينا لنهدينهم سبلنا و ان الله لمع المحســـنين

ey şehid ,dr. şikaki. işte liderin nitelğindendir bu, sizin gibiler az olması

gerek , islam inkılabı daha yeni gerçekleşmişine rağman , bu nasıl

bi his ,bi şüorki , islam ümmeti on yılardan sonra farketi,onu

ey şahid , sizleri her daim rahmatla anıyoruz , anacağız

her zaman ,ve her yerde , islami cihad.

Yorum Yaz Yorumların Tamamı

İslami Vahdet İzzet ve Onurun Elde Edilmesidir
Halid Meşal'in Vahdet Konuşması
Şehid Muhammed Bakır Es Sadr'ın Vahdet Çağrısı
Müslüman İmamların Tekfire Karşı Tutumları
Üstad Muhammed Mehdi Akif ve İslami Vahdet
Şer'i Açıdan Şia'ya Göre Sünnilerin Konumu
Şer'i Açıdan Sünnilere Göre Şia'nın Konumu
SEYYİD ABBAS BELGESELİ 1 (TIKLA-İZLE)
Çok Okunanlar
EDİTÖR   
Editör Editör
Yusuf El Kardavi Haberinin Tekzibi Ve Velfecr'in Sorumluluğu...!
YAZARLAR   
Nureddin ŞİRİN Nureddin ŞİRİN
Muhammedi İslam İle Amerikancı İslam'da Yol Ayrımı
Abdulhelim ALMALI Abdulhelim ALMALI
“uludere'ye Akıtılan Gözyaşı, Pkk'ya Verilen Cansuyu“muş”dur!”
M. Selman KAYA M. Selman KAYA
Cezayir Halkının İradesinden Suriye Halkının İradesine..!
Mehmet GÖKTAŞ Mehmet GÖKTAŞ
Ey Azîz İstanbul, Ey Güzel İstanbul!
N. Mümine BUCAK N. Mümine BUCAK
İslami Cemiyet, İslami Cemaat
Mehmed AKİF Mehmed AKİF
Sen Yutkun Dur, Ağacan
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU Ömer Faruk GERGERLİOĞLU
Nostaljilere, Önyargılara Dokunmak
Kadrican MENDİ Kadrican MENDİ
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Tevfik UĞUR Tevfik UĞUR
Hür Müslüman Halkın İradesi Ne Demektir?
Beytullah Emrah ÖNCE Beytullah Emrah ÖNCE
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Mücahid ULUDAĞ Mücahid ULUDAĞ
Tanık Olma İçin
Av. Gürkan BİÇEN Av. Gürkan BİÇEN
Siyonistler Daha Mı Mübarek?
Hüseyin TAŞ Hüseyin TAŞ
Mezhepçi Olmamak
İbrahim KARAMAN İbrahim KARAMAN
Hizbullah'ın Suçu
Ayhan DEMİR Ayhan DEMİR
CHP, Saraybosna'ya Taşınsın
Vehbi CAMGÖZ Vehbi CAMGÖZ
Bu Sene Bir Mayıs Bir Başka Olacak...!
Ramazan DEVECİ Ramazan DEVECİ
Müslümanların Suriye İmtihanı
Çiğdem TOPÇUOĞLU Çiğdem TOPÇUOĞLU
Hükümet Hükümsüzdür
Hüseyin BELGİ Hüseyin BELGİ
Suriye Üzerinden İrana Karşı Yürütülen Psikolojik Savaş
M. Şakir KOÇER M. Şakir KOÇER
Tarihsel Günahlarımızın Cezasını Çekiyoruz
M. Necip YAVUZER M. Necip YAVUZER
İslam Ümmeti'nin Yetimleri Kürtlerin Peygamber Aşkı
Kerem ÖZBAY Kerem ÖZBAY
Almanya'nın Korku Duvarı Siyonizm
Zeki KAYA Zeki KAYA
Nerede Filistin Dostları..!
Ahmet ÖRS Ahmet ÖRS
Oyun Kurucunun Yanına Yerleşen Kim? Kim Kimi Yargılıyor?
Uzeyir YİĞİT Uzeyir YİĞİT
Birinci Yılında Suriye Olayları ve Türkiye İzdüşümü
Muhammed HAKLI Muhammed HAKLI
Yaşasın İsrail İmparatorluğu..!
İbrahim KÜÇÜK İbrahim KÜÇÜK
Fasığın Her Haberi Batıl Mıdır ?
Nigar GÜMRÜKÇÜOĞLU Nigar GÜMRÜKÇÜOĞLU
Cami Geleneği ve Diyanet
Ali AMMAR Ali AMMAR
One Minute..! Şehid Furkan'ın Şehrine Siyonistler Giremez...!
Emel MÜMİNOĞLU Emel MÜMİNOĞLU
İran İçin Yine Mi Bahane?
Serdar DUMAN Serdar DUMAN
Sen Merak Etme Büyük Şeytan; Biz “Önceliklerimiz”i İyi Biliriz..!
Sevda Nur YAĞMUR Sevda Nur YAĞMUR
Kuzuluk Notları
Mikail Mikail
Kanadımız Kırık Şimdi
Ahmet HATİP Ahmet HATİP
Esrar-ı Derun
Atasoy MÜFTÜOĞLU Atasoy MÜFTÜOĞLU
Direnişin Onuru
Ramin BAYRAMOV Ramin BAYRAMOV
Dünya'da ve Türkiye'de Masonlar
Copyright © 2012 velfecr IE 7+ // Firefox 3+
[ 1024 x 768 ] // Macromedia Flash
Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. // Tasarım ve Kodlama artiweb