Merhum Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah'ın kutlu anısına.
SEYYİD FADLULLAH VE HOŞGÖRÜ MEKTEBİAmmar Abdullah ZEYDANLübnan’ın dini yaşamında, siyasi atmosferinde, ufuk ve çığırlar açan kültür mecralarında Necef ‘ten kopup gelen bir çerağ idi Seyyid Fadlullah. Necef ondan ayrılmak istememesine rağmen vatan diye atan yüreğinin sesine kulak vermiş ve beraberinde ,heybesinde ağır bir davanın, sorumluluk gerektiren bir mücadelenin yüküyle gelivermişti.
O sadece bir ilim adamı olmakla kalmayıp, aynı zamanda da bir aksiyon adamıydı. Gecesi ve gündüzü İslami cehdin, Kur’ani aydınlanmanın, mazlumları kuşatacak bir hareketin inşası için gayretin kuşanımındaydı.
Seyyid Fadlullah, Lübnan’a ilmi birikiminin sefasını sürmeye gelmedi. Çünkü o, cedlerinden böyle bir mirası asla sahiplenmemişti. Onun ilmi, mücadelenin anahtarı, sorumluluğun mihveri, fedakarlığın menbaı ve çok çalışmanın, halka ve Hakka hizmetin bendesi olacaktı.
Seyyid Fadlullah, 80 ‘li yıllarda Beyrut’a avdet etti. O Beyrut ki, sayısız mezhebe ve meşrebe, farklı siyasi ekol ve düşünceye, birbirine taban tabana zıt dini ve kültürel duruşlara analık eden bir diyar idi. Beyrut, asla yalın bir tanıma gelmez bir yapıya sahip idi. Kahramanlık, ihanet, fedakarlık, cesaret, korkaklık, direniş ve daha nice tanım Beyrut başlığına eklenebilecek açıklamalardı.
Seyyid Fadlullah, sözlüğe Beyrut’a dair bu açıklamalar şerh edildiğinde Necef’in kutsal yükünü omuzlamış bir şekilde varlığından haberdar etti bu güzelim şehri.
Çerağı yanında değildi Seyyid’in, çünkü ta kendisiydi o. Meclisi kurdu Beyrut’un varoşlarına ve haber salındı Seyyid’in sofrası müstaz’afları bekler diye.
O sofranın adı ilim sofrasıydı.
O sofranın adı mücadele sofrasıydı.
O sofranın adı fedakarlık sofrasıydı.
O sofranın adı sevgi sofrasıydı.
Ve o sofranın adı hoşgörü sofrasıydı.
Herkesi hoşgördü Seyyid. Çünkü Rabbi’nin emriydi bu. Zindanlara feryadu figanlar ettiren cedlerinin yitiğiydi.
Kapısına her geleni buyur eyledi. Şekl ve şemale bakmadı, niyet okumadı, kovmadı, küfretmedi, tekfirin peşine asla salmadı sözlerini.
Benden veya benden değil diye ayırmadı hiç kimseyi.
Dergahına her gelen her ne olursa olsun baş tacı edildi. İlim sofraları kuruldu, muhabbet meclisleri şebbi aruslarda raksa tutuldu.
Bir gelen iki oldu. Onlar geldi yüzler gitti.
Günler ayları kovaladı. Ragıplar doğdu, şehidler selama durdu. Bu hoşgörü meclisinde vatanı ve İslamı seven, farklılıkları rahmet bilen, düşmana inat ‘kardeşim’ hitabını dilinden düşürmeyen ve herkese selamı yaygınlaştıran bir kitle vücuda geldi.
Adı Hizbullah oldu bu sevenler, hoşgörenler, dirilenler ve direnenler meclisinin.
Bu meclise gelenlere en önce kapıyı Ragıp açtı. Kapı kapandı. Sonra tokmak Abbas’ın elinde kalıverdi. Kapı kapandı. Hasan açtı kapıyı ve halen de açık. Ya Hasan’dan sonra….Gün ve geceler nice Hüseyn’lere gebe …..
Hizbullah….
Direnenlerin Partisi….
Hizbullah….
Muhabbet Ehlinin Partisi…
Hizbullah….
Farklılıklarda Rahmet Görenlerin Partisi…
Hizbullah…
Seyyid Fadlullah’ın gözbebeği, baş tacı, alın aklığı…
Seyyid Fadlullah’tan bize miras kalanlar o kadar çok ki.
Bilinç ve Hizbullah.
Hoşgörü ve Hizbullah.
Diyalog ve Hizbullah.
Direniş ve Hizbullah.
Seyyid Fadlullah, sadece Hizbullah’ın Seyidi de değildi. Çünkü Müslümanıyla , Hristiyanıyla, Şii’siyle, Sünni’siyle,Dürzisiyle tüm Lübnanlılar için hoşgörü abidesi, kıymeti ölçülmez, babadan atadan ismiyle müsemma ,sohbetine canlar feda Seyyidül Mücahidindi.
Ve Seyyid, arkasında binler ağlar bir halde Seyyidlerine kavuştu.
Ve Seyyid’e en güzel vefa da muhakkaktır ki hoşgörüsünü yüklenmekle, muhabbetini sefa bilmekle, mücadelesini yüceltmekle olur.
Ne de güzel anlatır bu kutlu insanı Rabbül Aleminin şu yüce beyanı:
"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et"
Bu analiz Mehmet Kassap tarafından Velfecr için çevrildi.VELFECR