Lübnan'ın önde gele Ehl-i Sünnet alimlerinden Muhaddis ve muhakkik Şeyh Züheyr Şaviş, Şer'i Açıdan Sünnilere göre Şia'nın Konumunu yazıyor
Elhamdulillahi Rabbilalemin “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar’’ (1)
Salât ve Selam efendimiz Muhammed’e, onun Tayyip ve mutahhar Ehli Beytine ve müminlerin annesi zevcelerine olsun (2)
Allah onu sağ ehli bütün ashabından razı olmuştur. Onun ashabı Allah’ın dinine yardım etmiş, onun mesajının taşıyıcılığını yapmış, emanetini üstlenmiş, hicri 17 yılda fethedilen ülkemiz Lübnan da dâhil birçok ülkeyi fethetmişlerdir. Allah onlardan sonra gelenlere rahmet etsin, Onlar tevhidin ve İslam inancın, fıkıh kurallarının ve seçkin ahlakın taşıyıcılığını yaptılar.
Aziz kardeşlerimiz düzenledikleri konferansa ‘’Tekfir fitnesi karşısında İslami Vahdet ‘’ismini verdiler. Ve bu konuda konuşulması gereken konuları kısımlara ayırdılar. Ve kendi iradelerine uygun olarak ilim ve fikir adamlarından bazılarını belirli konularda konuşmak üzere seçtiler.
Aziz kardeşim Şeyh Muhammed Yezbek bana ‘’Şeri bakış acısıyla Sünniler göre Şia’nın konumu’’ anlatmayı teklif etti.
Bütün zorluğuyla beraber bana teklif edilen bu görevi kabullendim.
Bu konuyu içimde tekfir fitnesi ile olan alakası nedeniyle çok fazla büyüttüm.
Fakat şu an elimde bulunan bu kâğıdı yazmaya başladığında gördüm ki bu mesele büyüttüğüm kadar zor bir mesele değilmiş.
1.Taha Suresi/25-28
2.Aynı şekilde evlatları Kasım, Zeynep, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve anneleri Hatice’ye de selam olsun. Aynı şekilde Tayyip ve Tahir lakaplı Abdullah’a ve Kıpti Maria’dan odlu İbrahim’e de selam olsun. Fakat onlar Hz. Peygamberden önce vefat ettiler ve bir tek Fatıma kaldı. Bu konuda Şeyh Abdulhamid Zehravi’nin yazdığı, Mektep el İslami tarafından yayınlanan,’’Ümmül müminin Hatice kitabına bakılabilir. Aynı şekilde ‘’Hz. Peygambere salât’ın fazileti ‘’isimli risaleye bakılabilir. Bu kitabı İmam İsmail bin İsak el V,Cehdami El Kadi yazdı ve Şeyh Muhammed Nasır Ed Din Elbani tarafından yayına hazırlandı.
Bu mesel hakkında yazmak için Allah’ın kitabına ve Resulallah’ın sahih sünnetine ve sahabe dönemindeki duruma ve âlimlerden nakledilen sözlere yöneldim.
Ve gördüm ki Allah’a imin her iki tarafta ve her iki tarafa eklemlenen guruplarda yekpare bir gerçek.
Allah’ın kitabı olan Kuranı Kerim ise elimizdedir ve ona ne önden ne arkadan bir batıl arız olmuş değildir. Zira ‘’ Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.’’ Ayeti bu gerçeğe işaret etmektedir.(3)
Bu kitap elimizdedir ve doğudan batıya insanlar bu kitapla ibadet etektedir.
İki tarafta efendimiz Muhammed’e tabi olmanın vacip olduğu konusunda müttefikler. Hz. Peygambere ilk iman eden Hatice bin Huveylit(r.a)’dır.Daha sonra Ebu Bekir(r.a),Zeyd bin Sabit (r.a) ve genç Ali bin Ebi Talip Müslüman olmuşlardır.
Daha sonra birbiri adına insanlar Hz. Peygamber’e iman ettiler. Daha önce iman edenler evleviyete sahip olmakla birlikte iman noktasında bir farklılıktan söz etmek doğru değildir.
Fakat daha sonra cennetle müjdelenenler, dünyada velayet sahibi olanlar gibi konularda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Eğer mezhebi taassubu bir kenara bırakacak olursak, kişilerde fazla aşırıya gitmeksek, ibadetlerde bitata sapmazsak orta yol bulabiliriz. Çünkü bu meselelerde bir ilerleme kaydedemedik.
Fıkhi konularda bir ayrışma olduğu doğrudur fakat buradan hareketle ihtilaf çıkarmak doğru değildir. Ehli Sünnet ve Şia’nın bazı fıkhi konularda ortak düşündüklerini görmekteyiz. Buradan hareketle ayrımın öze dair bir ayarım olmadığı ictihad farklılığı olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla ayrışmadan yana değil birleşmeden yana tavır almak daha faydalı olacaktır.
Hilafet meselesinde tartışmalar olmuş fakat bu meseleler zamanında halledilmiştir. Bu konuma kim layıktı kim değildi tartışmaları da yapılmıştır şimdi biz bu tartışmalar girmiyoruz.
3.Hicr Suresi/9.ayet
Hâsılı Hilafeti de İmameti de saltanatı da eline alanlar ahirete intikal ettiler. Aynı şekilde oranın hakkı olduğunu düşündüğü halde ondan mahrum kalanlar da ahirete intikal etti. Allah’ın iradesi ile zaman çarkında sıra bize geldi. Şimdi onlar Allah katında karşılıklı olarak oturmaktalar.
İtikat konusunda uzman Ehli Sünnet âlimlerinin konu hakkındaki görüşlerine baktım ve Elhamdülillah gördüm ki bu konuda hep birlikte şöyle düşünüyorlar;
Ehli kıble Müslüman ve mümindirler. Bu görüşte olanlara misal olarak tabiinden fıkıh konusunda uzman büyük alimlerden, Said bin Müseyyip,Urve bin Zubeyir,Ata bin Ebi Ribah,Zühri,Tavus,Mücahid,Hasan el Basri,Medine alimlerinden(4) bir çoğu ve daha başkalarını sayabiliriz.
Daha sonra bu konuda diğerleriyle görüş birliği içinde olan, kendilerine milyonlarca insanın tabi olduğu imamlar bu konuda aynı görüşü savundu. Bunlara örnek olarak Ebu Hanife, Malik, Şafi, Evzai, Davud Zahiri, Taberi, İbni Hazm,Gazaki,Nevevi,Az İbni Abdusselam ve daha birçokları sayılabilir.
Yine bu görüşe sahip akide konusunda uzman alimlerden Ahmed bin Muhammed Bin Hanbel,Maturidi,İbn el Hasan el Eşari, ‘’Beyanı Ehli Sünne ve Cemati’’in sahibi Tahavi daha sonra gelenlerden ‘’ Akide tüt Tahavi’’nin şarihi İmam ibni Haz el Hanifi ve Şeyh ül İslam İbni Teymiye’yi burada zikredebiliriz.
Sadattan bu görüşe sahip alimlere örnek olarak Ahmed Er Rıfai,Abdulkadir Geylani,Ebi Hasan Eş Şazeli, ve daha bir çok sufiyi ve selfi davetin sahibi Muhammed bin Abdulvehab’ı burada zikredebiliriz.
Yine Resullalah’ın sözlerine tabi olan ve onu bizlere aktaran ve güvenirli bir şekilde elimizin altında
(4)Medine’de o dönemde bir sürü büyük âlim vardı. Onların birçoğu tabiinden ve tebei tabiindendi.’’Red el Vafir’’ isimli kitapta tedvin edilmiş fıkhi görüşleri olan âlimlerin listesi vardır. Bu kitap âlimleri tabakalara ayırarak onları anlatmaktadır. Orada ismi geçen âlimleri her biri ‘’Şeyh ül İslam’’ lakabını hak edecek ilme sahiptiler. Onlar insanları ilim ve anlama yönünden geride bırakacak insanlardı. Bütün bunlara ayrıntılı olarak ‘’Red el Vifar’’ kitabının 51 sayfası ve sonrasından okuyabilirsiniz. Bu kitap 1991 yılında benim tahkikimle üçüncü baskısını yaptı.
Bulunan hadisleri bizlere ulaştıran hadis âlimleri de bu konuda diğerleriyle aynı görüşü paylaşmakta.
Ehli Sünnetin son dönemde yaşamış âlimleri de bu konuda diğerleriyle aynı görüşü paylaşmakta. Bunlara örnek olarak Şehit Hasan el Benna, Şeyh Mahmud Şeltut, Şeyh Abdulmecid Selim, Şeyh Muhammed Gazali, Şeyh Abdulaziz bin Baz, Şeyh Abdulaziz bin Abdullah Ali Şeyh-(ki son ikisi Sudi Arabistan müftüsüdür ve defalarca Müslümanlardan hiç kimsenin tekfir edilemeyeceğine dair fetva yayınlamışlardır-)örnek verilebilir.(5)
Son olarak Şehit Hasan Halit ve Müftümüz Dr. Şeyh Muhammed Raşit Ragıp Kabbani ve onlardan başka birçok ilim adamını burada zikredebiliriz. Bu iki müftünün azından ne küfür ne de bunu çağrıştıran bir şey çıkmamıştır.
Burada aslında ben benden talep olan konuyu açıklamış bulunuyorum.
Ama ben yine de beni ikna eden bazı ayrıntılara girecek ve âlimlerden bazılarının sözlerini zikredeceğim. Bu sözlerin tereddüt edenleri ikna etmesini temenni ediyorum. Bu nakledeceğim sözler Ehli Kıblenin tekfir edilemeyeceği ve özellikle Şia’nı tekfir edilemeyeceği ile ilgili sözler.
İlk olarak ‘’Ehli Sünnet ve Cemeat inancının açıklanması’’(6) isimli kitabın yazarı İmam Cafer Ahmet bin Muhammed bin Selame Et Tehavi’nin (Hicri 239-321)sözlerini nakletmek istiyorum. Onun sözlerinden bütün Müslümanların imanı ile alakadar beş bölüm nakledeceğim.
1.Peygamberimizin bütün getirdiklerini kabullenip tasdik ettikleri sürece Ehli Kıble Müslüman’dır.
2.Ehli Kıbleden herhangi birini onu helal saymadığı müddetçe işlediği haram nedeniyle tekfir edemeyiz.
5.Bu konudaki görüşlerini ayrıntılı olarak öğrenmek için ‘’Mecma ül Feteva’’ ve El Müstakil radyosunda bir sene iki ay boyunca yaptığı konuşmalara müracaat edilebilir.
6.Bu kitap Mektebe tül İslami tarafından bütün şerhleri ile birlikte yayınlanmıştır.
3.İman tektir ve müminler arasındaki üstünlük takvadan hevadan uzak durmaktan ve evla olanı tercih etmekten. Kaynaklanmaktadır.
4.İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, resullere, kıyamet gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır.
5.Bu bizin zahir ve batın inancımız itikadımızdır. Söylediğimiz açıkladığımız şeylerde hata varsa Allah’ın affetmesini niyaz ediyoruz.
Aynı şekilde size Şeyh El İslam İbni Teymiye el Harrani’den sözler nakledeceğim. Bu nakledeceğim sözlerin bazılarının ona muhalefet etmesine neden bazı farklı içtihatlarından kaynaklanan yanlış anlaşılmaları izale etmesini umuyorum.
Şunu söylemek gerekiyor ki, bizlerin acilen yakınlaşmamız gerekiyor. Evet, iki mezhep arasında vaki ihtilafların olduğu gerçektir. Usulde ve delillerde farklılıklar olabilir ve birinin diğerine tabi olması gerekmez ve bütün bunlar Şia ve Ehli Sünnet’in birbirini tekfir etmesini gerektirmez. Bence bizlerin her biri kendi alanında uzam âlimlerin bir araya gelerek aramızdaki ihtilaflı meseleleri tartıştığı yeni platformlar meydana getirmeliyiz. Bu platformlarda tartıştığımız konular ikna edici sonuçlar doğurabilir ve bu da bizim yakınlaşmamızı sağlayabilir.
O zaman mezhepler arasında yakınlaşma sağlanabilir(birleşme demiyorum).Bu gerçektir. Ben bunu ‘’Vahdet el İslamiyye’’ isimli kitabımda anlatım. Yine ‘’Merkez ül Beyan es Sekafi’’ isimli mekânda Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in de katıldığı oturumlarda da bu konuyu anlattım.Yine11 Ağustos 1995 tarihinde Tahranda ‘’Uluslar arası İslami Vahdet’’ isimli konferansta ‘’Ehli Sünnet’in Kütübü Sittesi ve Şia’nın Kütübü Erbaası ışığında mezheplerin yakınlaşma imkânı’’(7) isimli konuşmamda bu konuyu anlattım.
İmam Ahmet bin Teymiye’nin bu konudaki görüşü;
Kitap ve Sünnet’in işaret etmesiyle Ehli Sünnet ve Cemaat Ehli kıble günah nedeniyle tekfir edilemez şeklindeki görüşte karar kıldı. Herhangi bir kişi zina, hırsızlık, içki içme gibi haram edilen işleri yapması halinde kâfir olmaz denilmiştir.(8)
7.Selefiler ve Şia’nın ilişkisi ile alakadar Hasan Musa Saffar’ın ‘’Şia ve Selefiler arasındaki en iyi ilişki kurulabilmesi hakkında’’ isimli kitaba bakılabilir.
İbni Teymiye’nin Şia ve Mutezile hakkındaki görüşleri;
Bu mezheplere mensup olanların insanları İslam’a davet etmek noktasında önemli caba sarf ettikleri vakıadır ve onların eliyle birçok kâfir Müslüman olmuştur.
İbni Teymiye birilerini tekfir etmekten sürekli kaçınmıştır. İslam tarihçisi İmam Hafız Muhammed Şemseddin Ez Zehebi, Zahir Serahsiden naklen diyor ki;
‘’Bağdat’taki evimde babam Hasan Eşari için toplanmıştık, beni çağırdı ve gittim. Ve dedi ki; şahadet ederim ki ben Ehli Kıbleden kimseyi tekfir etmedim. Çünkü onların hepsi aynı mabuda ibadet ediyorlar, Geri kalan ihtilaflar dilsel ihtilaflardır.
Dedim ki(Yani Zehebi);Biz bunu böylece kabul ediyoruz zira şeyhimiz İbni Teymiye ömrünün son demlerinde ‘’Ben ümmetten kimseyi tekfir etmiyorum zira Hz. Peygamber ‘’Abdesti sadece müminler alır(10) ve kim abdest alıp namaz kılıyorsa o Müslüman’dır(11)’’ buyurmuşlardır, diyordu.
Yani Tekfir meselesinde dikkatli olmak gerekiyor. Şeyh ül İslam İbni Teymiye bu konuda şöyle diyor; Benimle oturup kalkanlar şunu çok iyi bilirler ki ben belirli bir kişinin kâfirlikle, fasıklıkla ve günahkârlıklar suçlanmasından en çok sakındıran insanlardan biriyim. Ancak o kişinin kâfirliği, fıskı ve günahkârlığı risaletin getirdiği kıstaslara göre ispatlanmışsa o kişiye kâfir, fasık veya günahkâr denilebilir.(12)
Aynı şekilde İbni Teymiye muhaliflerin mazur görüleceği durumlar olduğunu söyler.
10.Bu hadis efendimiz Sevban’dan rivayet edilen hadisin bir parçasıdır o hadis şu şekildedir; Doğru yolda yürüyün sapmayın ve bilin ki sizine en önemli ameliniz namazınızdır. Bu hadisi efendimiz Abdullan bin Amr bin As (r.a)rivayet etmiştir. Bu hadis için Sahihi Süneni İbni Mace /224,Mişkati/292,İrva/412,Musacele,(Regaib gecesi namazı bahsinde)/17’ye bakabilirsiniz. Bu kitapların hepsi Mektebi İslami tarafından yayınlanmıştır.
11.’’Siretül İlamün Nübela’’ İmam Eşari biyografisi 10.bölüm 88.sayfa/Müessetül Risale tarafından 1994 de yayınlanmıştır.
12.Feteva el Kübra/3/229
İbni Teymiye’nin ibareleriyle ‘’ Derim ki; bu inanca sahip olanların hepsinin helak olması gerekmez. Eğer karşı çıkan yanlış içtihatta bulunan bir müçtehitse umulur ki Allah affeder. Belki bu konuda kesin kanaat getirmesine neden olacak derecede ilme ulaşmamıştır da Allah onun iyiliklerini kötülüklerine kefaret sayar.(13)
İbni Teyniye diyor ki;
Herhangi bir kişinin diğerini tekfir etmesi hatalı ve yanlıştır. Eğer böyle bir şey yapılacaksa bunun acık delilerle ispatlanması gerekir. Yani herhangi birinin Müslümanlığı yakin ile sabit de küfründen şüphe ediliyorsa o Müslüman’dır.
Ben şimdilik burada bu kadarıyla yetiniyorum, daha bunun gibi onlarca kelime sayabilirim. Şunu söylemek istiyorum ki ben Şeyh el İslam İbni Teymiye’nin Şii kardeşlerimize kâfir dediğine rastlamadım.
İbni Nasıreddin ed Dımaşki(15) bu konuda ‘’Hak olanda kuşku yoktur ve ona hiçbir eksiklik arız olmamıştır. Herhangi bir Müslüman’ın küfrüne hükmetmek Ehli ilmin üzerinde ittifak ettiği durumlar hariç caiz değildir. Herhangi bir şekilde küfür alameti taşıyanlar haklarında öngörülenden kurtulmak için halis olarak tövbe etmeli ya o işi ortadan kaldırmalı ya da makbul bir şefaat olmalıdır.
İmam Ebi Abdullah Ahmet Bin Muhammed bin Hanbel’den şu sözler nakledilmektedir. ‘’Ehli Kıble’den herhangi birini günah nedeniyle tekfir etmek gibi bir durum söz konusu değildir. İslam’dan insanlar amelleri nedeniyle çıkmazlar. Hz. Peygamberden rivayet edildi ki ‘’ Herhangi bir mümine Kâfir damgası vurmak, onu öldürmek gibidir.’’(17)
15.Muhammed bin Ebu Bekir Abdullah Kaysi İbni Nasıreddin Ed Dımaşki(Hicri/777-842),aslen Beka El Garbi’nin Harbetir Ruha beldesindendir.’’Redd el Vifar’’ isimli kitabın yazarıdır. Bu kitap İbni Teymiye’nin küfrüne hükmedenlerle alakadardır. İlk olarak 1980’de son olarak 1998’de yayınlanmıştır. İmam Nasıraeddin bu kitabın 32-33. Sayfalarında özetle ‘’ Ehli Kıbleden kimse ateşte kalmaz, Ehli Sünnet’e göre Ehli Kıble İslam milletinden çıkmaz.
17.Sahihi Camiüs Sagir /6269
Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere biz Ehli Sünnet olarak;
Şahadet ediyoruz ki Ehli Kıble tekfir edilmez, Şia kardeşlerimiz Müslüman’dırlar.
Son sözümüz ‘’Şüphesiz ki hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır’’(17)
17.Yunus Suresi/1
Bu makale Emrah Kekili tarafından VELFECR için çevrildi.
VELFECR