The Atmantic analistlerinden Shadi Hamid, Suriye'ye yönelik askeri müdahale konusunu ele alarak muhtemel sonuçları üzerinde duruyor.
NEDEN SURİYE'Yİ KORUMA SORUMLULUĞUMUZ VAR
Shadi Hamid
Ben başından beri Libya’ya askeri müdahale yapılmasından yanaydım. Protestoların başlamasından 8 gün sonra ise uçuşa yasak bölge çağrısında bulundum. Şimdi Suriye’deki ayaklanmanın 300. günündeyiz. Suriye rejimi, Muammer Kaddafi’ninkinden çok daha uzlaşmaz ve gaddar davrandıysa da, benim de içinde bulunduğum çok az analist askeri müdahale isteğini açıkça dile getirebildi.
Steven Cook, son günlerde yazdığı ve tartışmaya açık bir yazısında Suriye’de askeri müdahale gerekliliğini vurguladı. Cook’un makalesinde yazdıklarının çoğuyla aynı fikirde olsam da hepsiyle değilim. Duygusal olarak ve de tamamen ahlaki bir bakış açısıyla, makalede yazanların hepsine katılıyorum. Fakat, askeri müdahalenin riskleri çok büyük. Marc Lynch’in en ikna edici iddiası da ihtiyatlı olmaya dikkat çekiyor. Ben de buna katılmadan edemiyorum.
Şimdi benim ve Lynch’in de içinde bulunduğu arkadaşlarımın diğer arkadaşlarla görüş ayrılığı yaşayıp Libya’da NATO’nun operasyon yapmasını desteklediğimiz sebepleri, tekrar gözden geçirebiliriz. Öncelikle, Amerikan politikacıları, prensip olarak, Arap kamuoyunu ciddiye almalılar. Irak savaşının nedenleri arasında, Irak halkının bizden veya başkasından askeri müdahale isteği yoktu. Libya’daysa, bu istek vardı. Libyalı isyancılar kelimenin tam anlamıyla askeri güçlerle devreye girmemiz için bize yalvarıyorlardı.
Geçen aylarda, Suriye’de ve sürgünde bulunan artan sayıdaki Suriyeli aktivistler, şiddetle ve tekrar tekrar dış müdahale (uçuş yasağı, geçiş yasağı bölgeleri, “güvenli bölgeler” oluşturarak ya da isyancı birlikleri silahlandırarak, örn. Özgür Suriye Ordusu) isteğinde bulundular.
Suriye’nin ana muhalefet bünyesi ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin Suriye’deki benzeri olan Suriye Ulusal Konseyi, dış müdahalenin iltibassız bir şekilde gerekli olduğunu vurguladı. Suriye Ulusal Konseyi liderleri bu istekleri defalarca uluslararası topluma ilettiler. Aynı şey Suriyeli aktivistler için de geçerli. Her hafta, Cuma günü ülke genelinde yapılacak protestolar için bir temaya karar verdiler. 28 Ekim Cuma günü, protestoların mesajıyla örtüşür bir şekilde “uçuşa yasak bölge Cuma’sı” olarak adlandırılmıştı. Biz sadece bir ülkenin muhalefeti bizden istiyor diye bunu destekleyemeyiz ve desteklememeliyiz; fakat onların isteklerini ciddiye almalıyız, bilhassa da bu istekler bize yöneltildiği için.
Yakınlarda yazdığım bir makalemde, Yeni Cumhuriyet’te savunduğum gibi Arap protestocular ve devrimciler, Amerikan politikasından şiddetli hoşnutsuzluklarına karşın, ihtiyaç zamanlarında destek için bize yöneliyorlar. Bu önemsiz bir şey olarak algılanmamalıdır. Milyonlarca Arabın özgürlüklerini talep ettiği ve bunun için öldükleri bir zamanda, Birleşik Devletler’in ayrıcalıklı bir rolü vardır. Kim olduğumuzdan, gayemiz olduğunu iddia ettiğimiz şeylerden ve tabii ki benzersiz askeri kabiliyetlerimizden dolayı, biz, sonu ne olursa olsun, şu veya bu şekilde meseleleri halletmek için gereken güce sahibiz.
Arap ayaklanmalarının ‘bizi’ değil ‘onları’ ilgilendirdiği klişesi, onları sadece olayların masum tanıklarıymış gibi gösterse de, Batılı güçler 50 yıldır böyle olmadılar ve hala da değiller.
Uluslararası faktörler, kriz yaşayan ülkeler Suriye, Yemen, Bahreyn, Libya ve daha az bir şekilde Mısır’da kritik bir rol oynadı. Kısaca, demokrasi için ABD desteği önem arz etmekte ve öngörülebilir gelecekte önemli olmaya devam edecek. Bazı ülkelerde ise hayati bir öneme sahip olacak.
Libya’ya müdahaleye karşıt bazı eleştirmenler, müdahalenin bir örnek oluşturacağından korktuklarını ifade ettiler. Bense bunun bir örnek oluşturacağını umdum ki söz konusu ülkelerin halkları bizden istediği sürece, demokrasi karşıtları tarafından katliamla tehdit edildikleri zaman, ABD, Avrupa ve müttefikleri bu ülkeleri koruma sorumluluğunu ciddi bir şekilde alıp, askeri müdahaleyi meşru bir seçenek olarak değerlendirsinler.
Maalesef, Libya’da yapılan başarılı askeri müdahale, örnek oluşturmak için yeterli değildir. Uzun bir zaman için, Suriye rejimi Libya’nın bir istisna olduğunu varsaydı ve haklı çıktı. Obama yönetimi yetkililerinin söylediği kadarıyla, askeri müdahale Suriye için düşünülmüyordu.
Muhakkak ki, Arap bölgesinde Batı müdahalelerine her zaman bir derece şüphecilikle bakılmalıdır. ABD’nin Arap bölgesinde, baskıcı diktatör rejimleri 50 yıldan fazla bir süre boyunca istikrarla desteklemesiyle hatırlanan trajik bir tarihi var. Ancak günah varsa bunun bir kefareti de olmalıdır. Libya’dakini tam anlamıyla bir ‘müdahale’ yapan gerçek, çıkarlarımız tehdit edildiği için değil, tehdit edilmemesine rağmen harekete geçmemizdir. Benim için, bu, müdahaleyi övgüye değer yapan başka bir sebeptir. Libya, bize, Birleşik Devletler’in dış politikasına yeniden yön vererek, kendi ideallerimize uyarlamak fırsatı vermiştir.
Benim için Suriye daha büyük bir tartışma konusudur; hızla değişen bir dünyada, aktivistlerin ve isyancıların kendi uğraşlarını tanıyacak ve yardıma gelecek bir ABD’yi düşledikleri bir dünyada, ABD kendine nasıl bir rol biçiyor? Brezilya ve Hindistan gibi yükselen demokrasiler bunu vaad edemez. Rusya ve Çin ise kesinlikle vaad edemez.
Beşşar Esed’in düşüşünü hızlandırma, yapılacak doğru bir şey olmanın yanı sıra, açıkça bizim kendi menfaatimizedir. İran-Suriye-Hizbullah ekseni bertaraf edilebilecektir. İran, Arap dünyasına her zamanki giriş noktası olmadan kendini çok zayıflamış bulacaktır. Hizbullah ise, askeri ve finansal destek kaynağı olan İran ve Suriye olmadığı için, zor duruma düşecektir. Demokratik bir Suriye ise ABD menfaatleriyle uyumlu hale gelecektir. Özgür bir seçim ortamında, İhvan-ı Müslimin’in oyların çoğunu toplama şansı olacaktır. Daha önce de yazdığım gibi, Suriye’deki İhvan-ı Müslimin, İran hegemonyasının bölgedeki en hiddetli karşıtlarından biri olmuştur.
Kısaca, idealler veyahut çıkarlar için, müdahale en güçlü opsiyondur. Askeri konuda uzman değilim ve askeri müdahalenin işe yarayacağını iddia edemem. Söz konusu olan tüm faktörleri göz önünde bulundurursak, bu bir karışıklığa da sebep olabilir, hatta durumu şu anda olduğundan daha kötü bir duruma getirebilir.
Aslında, müdahale için henüz fazla erken olacağı iddiasının nedenleri çoktur (Michale Weinss bunları Dış İlişkiler adlı makalesinden çok güzel anlatmıştır). Fakat 1-2 ay sonra müdahale için artık erken olmayabilir. Uluslararası toplum, farklı askeri seçenekleri düşünmeye başlamalıdır –“güvenli bölgeler” oluşturulması bunun en makul görünendir – ve hangisinin zarardan çok fayda vereceğine karar vermelidir. Bu, 1 yıla yakındır beklendikten sonra yapılacak en doğru şeydir. Bu, aynı zamanda yapılması sorumluluk gereği olandır.
Shadi Hamid, Doha Araştırmalar Merkezi Müdürü ve Saban Ortadoğu Politik Enstitüsü uzmanı
