Voltaire Network analisti Thierry Meyssan, NATO'nun Suriye'ye yönelik yıkım stratejisinin aşamalarını yazdı.
NATO SURİYE'YE KARŞI EKONOMİK SAVAŞ BAŞLATMAYI DÜŞÜNEREK ASKERİ PLANLARINI ERTELİYOR
Thierry Meyssan
Voltaire Network
10 Aralık 2011
Bugünlerde NATO, Suriye için stratejisini yeniden gözden geçiriyor. 8 ay süren hafif savaştan sonra ve birçok arap ve Peştun savaşçının bölgeye sızmasına rağmen Suriye toplumunda çatlaklar oluşmadı. Emin olmak için Deraa, Humus ve Banias’ta bazı dinsel çatışmalar meydana geldi fakat bunlar fazla yayılmadı ve kısa sürdü. İttifak için, bu çatışmaların, bir uluslar arası insani müdahaleyi gerektirecek bir iç savaşa dönüşeceğini düşünmek gerçekçi değil.
Bu farkındalık, geçici koalisyonun, bir krizin ıstırapları içerisinde boğulduğu bir zamanda oluştu. Libya’ya karşı yapılan savaşta, girişime, Fransa ve İngiltere öncülük etti. Fakat bu iki Avrupalı güç, gerekli kaynakları mobilize etmeye kâdir olamadıklarını kanıtladılar. Aslında savaş harcamalarının 4’te 3’ü Pentagon tarafından sağlandı. Her şeyden öte, yetersiz araçların konuşlanması, Libya’nın NATO gemilerine ve helikopterlerine saldırmaya karar vermesi halinde büyük felaketlere yol açabilirdi. Suriye’deki problem çok daha kötü. Çünkü Suriye nüfusu, Libya’dakinin dört katı ve de Suriye ordusu, eski bölgesel çatışmalardan ötürü savaşa alışık.
Dolayısıyla, Fransa-İngiltere ittifakını güçlendirmek için, ittifaka Almanya da dâhil edildi. 2 Aralık günü, Libya’nın kaderine mühür vuran ve İngiltere-Fransa ortak güçlerinin organizasyonel çerçevesini belirleyen Lancaster House Antlaşmasını hatırda tutmak için bir üçlü anlaşma müzakerelerine başlanacaktı. Fakat bu görüşmeler iptal edildi. Batı ekonomik krizinin ortasında Berlin, savaş harcamalarını ödemek konusunda isteksizdi –hele ki bu yatırımın kâr getirip getirmeyeceği konusunda şüpheleri varken.
Almanya’nın bütçe konusundaki akılcılığı, ABD-İsrail askeri-endüstriyel tesis hayallerini yıktı. Robert Gates’in ayrılışı ve Hillary Cliton’ın yükselişi, “Büyük Ortadoğunun yeniden biçimlendirilmesi” ve Kuzey afrikaya kadar yayılması projesinin yeniden dirilişinin sinyallerini veriyordu. Fakat bu doktrin, savaşın kendisinden başka bir amacının olmadığını kabul eder. Bu, ABD’nin savaş ekonomisi için ideal olabilir fakat Almanya’nın barış-temelli ekonomisine çok uyuyor.
Suriye’ye yönelik bir geleneksel savaş planı, birçok ekonomik meselenin konuşulmasına sebep olur. Hiçbir Avrupa milleti, kısa veya orta vadede bir kazanç elde edemez, hatta bazılarının kaybı da olabilir. Libya konusunda, İngiliz ve Fransız işadamları, petrol anlaşmalarını kendilerine avantaj sağlayacak şekilde yeniden müzakere yoluna giderken Türkler ve İtalyanlar, eski kolonideki neredeyse tüm pazarlarını kaybettiler.
Geçici bir askeri koalisyonun oluşturulmasının askıya alınması ile NATO, geçici bir süreliğine ekonomik savaş senaryosuna yüzünü çevirdi. Bu senaryo gereği Suriye’nin abluka altına alınarak tüm ithalat-ihracat sisteminin çökertilmesi ve üretim araçlarının da sabote edilmesi hedefleniyor.
“Yaptırımların” ahlaki etiketi arkasında, İttifak üyeleri ve onların Arap ligindeki hizmetkârları, eşya ticaretini yasaklayan bir yaptırımı zaten dayattılar. Şimdi ise iletişim yollarını kapatmaya –hava yolları da dâhil olmak üzere- ve başta petrol şirketleri olmak üzere çok uluslu şirketleri ülkeden uzaklaştırmaya odaklanmış durumdalar. Dolayısıyla Shell ve Total’ın ayak izlerini takip eden Petro-Canada da, Humus şehrine elektrik sağlayan santrali kapattı.
Özelde, aynı güç santraline giden boru hattına yönelik ilk büyük sabotaj eylemi, Kanadalı mühendisler gittiğinde çalışmayacağından emin olmak üzere gerçekleştirildi. Bu terör olayını Bağımsız Suriye Ordusu üstlendi fakat gerçekte bu olayın arkasında kimin olduğunu bilmek mümkün değil: ordu muhbirleri, El-Kaide elemanları ya da NATO komandoları…
Akaryakıt ve elektrik dışında, Suriye’de, şuana kadar herhangi bir kıtlık olduğuna dair haber gelmedi. Ablukanın etkisini yumuşatmak için Şam, Pekin ile yeni bir takas sistemi kurmakla meşgul. Bankalardaki ambargodan ötürü Şam ve Pekin, takas sistemini kullanmak zorundalar. Bu sistem Suriye’ye, ekonomisini kurtarma fırsatını vermeli –uzun vadede zaten etkilenmiş olan turizm endüstrisi dışında.
Suriye’nin abluka altına alınması, Suriye ile olan serbest ticaret anlaşması iptal edilen Türkiye’de birçok kişiyi ekonomik açıdan, bu duruma kurban etti. Ve her ne kadar Suriye, kendi ekonomisini kurtarmak için bu yoksulluğa katlanmaya hazır olsa da Türkler, NATO’nun hedefleri uğruna aynı kaderi paylaşmak istemiyorlar.
Ayrıca, bu stratejik tutum değişmesi durumu, Suriye Ulusal Konseyini hantal bir konuma düşürdü. Gene Sharp’ın turuncu devrimlerinden esinlenerek şiddet içermeyen bir eylemi destekleyen siyasi figürler şimdi, Bağımsız Suriye Ordusu tarafından talep edilen eylemlerin altına imza atmaya zorlanıyorlar.
Uluslar arası askeri müdahalenin ertelenmesi planı, ABD, Fransa ve Almanya Büyükelçilerinin Şam’a geri dönmeleri ile doğrulanmış oldu. Bu, medya kampanyasında bir değişimi dayatıyor. Hâlihazırda, Anglo-Amerikan medya, Beşar Esad’a yönelik güvenilmez suçlamalara referans veriyor –çocuklara yönelik şiddet iddiaları gibi. ABD dışişleri bakanlığı artık Esad’ı bir canavar gibi değil, “gerçeğe temas edemeyen birisi” gibi gösteriyor. Dolayısıyla onun durumu, acil bir müdahaleyi şuanda gerektirmiyor.
Ayrıca, Suriye’deki kaçınılmaz sükûnetle ilgili yapılan çağrılar hakkında bir kısım gazeteciler tarafından birçok yayın yapıldı –geçen 8 ay boyunca Batı propagandası tarafından uydurulan imajı şişirmek suretiyle.
