Bu makale Amerika Birleşik Devletleri Suriye için Ne Yapabilir? konulu sempozyum için hazırlanmıştır.
MÜSLÜMAN ÜLKELERİN SURİYE'YE MÜDAHALESİ İÇİN EN UYGUN KILIF
Soner ÇAĞATAY
Suriye’de devam eden kriz, insani duyguları kabarık olanlarla; yabancı siyaseti reel çerçeveden okuyanların birleşmesini gerektiren nadir konulardan bir tanesidir. Orta Doğu’nun on yıllardır gördüğü en kanlı trajedisini bitirmek için yapılması gereken tek şey; Esad’ı devirmek için olaya müdahale etmektir. Bu yol, Amerika Birleşik Devletleri’nin menfi anlamda stratejik bölgesi olan Levent’teki anti-Amerikancı rejimden kurtulmanın da en kestirme yolu… Tabi bu, müdahalenin öyle kolay olacağı anlamına gelmiyor. En ufak bir hata bile kargaşanın iyice büyümesine sebep olabilir. İşte bu yüzden Suriye’ye yapılacak müdahalenin kadife kumaş dokur gibi yapılması gerekmektedir; yumuşak dokunuşlarla ve geçen zamana aldırmadan, sabırla…
1990’lı yıllarda Amerika öncülüğündeki Bosna müdahalesi bu konuda yol göstericidir. Bosna Savaşı sırasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Bosna sivil savunma ekiplerinin kurtardığı bölgeleri “güvenli bölgeler” olarak adlandırmıştı. Bosna birlikleri, Yugoslav Ulusal Ordusu ve Sırp milislerine yenilme riskiyle karşı karşıya kalınca; Birleşmiş Milletler, barış koruyucularına bu bölgeleri koruma emri vermişti. 1995’te Yugoslav Ulusal Ordusu askerleri, Srebrenitsa’nın “güvenli bölgesini” işgal edip, binlerce Bosnalıyı kurşuna dizerken; BM emri altındaki az sayıdaki barış koruyucusunun bu infazı izlemesinin dışında hiçbir problem yaşanmamıştı bu “güvenli bölgelerde”.
İşte tıpkı Bosna’da olduğu gibi, Suriye Ordusu’nun karşısında şu anda büyük kayıplar vermeye devam eden Suriye’nin sivil savunma birlikleri, belli bölgeleri Suriye Ordusu’ndan kurtarma gayreti içinde. Burada Bosna örnekliğinden alınan ders çok önemli: Suriyelilere iyi korunmuş güvenli bölgeler verilmeli ki; böylece Esad’ın işini bitirsinler. Fakat Bosna’dan çıkarılacak bir başka ders daha var: Yalnızca BM’nin barış koruyucuları gitmemeli Suriye’ye… Onlar yaşanan çatışmayı durduramazlar. Yapılacak müdahalenin narin ve akıllıca olması gerekiyor; güvenli bölge diye adlandırılan mekanları korumak için bu sefer kara kuvvetleri ile değil, hava kuvvetleri ile işe koyulmak gerekiyor.
Hala bir sorun var: Amerika’nın denizaşırı savaşa bu denli isteksiz olduğu bir dönemde hangi ülkenin hava kuvvetleri koruyacak bu güvenli bölgeleri? Aslında, Washington’un operasyona öncülük etme konusundaki bu isteksizliği Türkiye’nin bu bölgede dizginleri eline alması için bir lütuftur. Geçen on yıl boyunca Türkiye, kendi kimliğini Ankara’nın geleneksel Batılı ittifaklarının çok ötesinde bölgesel bir güçmüş gibi lanse ederek Orta Doğu’da yeni bir siyaset inşa etti. Dolayısıyla Ankara bu sürecin doğal bir sonucu olarak, Müslüman bir ülkeye gerçekleştirilecek Amerika önderliğindeki bir müdahalenin Türkiye’nin Orta Doğu’daki yeni rolüne zarar vereceğini düşünüyor.
Türkiye, BM’nin güvenli bölgeler olarak tanımladığı mekanları korumak için havadan yapılacak bir müdahaleye destek verecektir; fakat bu işe yalnızca Türk ve Arap ordularından oluşan “bölgesel bir güç” öncülük edecek olursa. Suriye muhalefetinin finansörü olan Katar ve Suudi Arabistan, bu güvenli bölgeleri koruma noktasında yeni dostları olan Ankara ile işbirliği yapmaktan memnuniyet duymalılar; Washington ve Avrupalı güçler, arka plandan kumanda ettikleri operasyonun başarıya ulaşması için ara ara yardım edebilirler. Savaş yorgunu Amerika’nın ihtiyacı olan tek şey: Orta Doğu’da Amerikan ordusunun katılmasına gerek kalmadan bir zafer kazanmaktır.
Tabi bu süreçte bir engel daha var: Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetosu… Rusya BM çözümünde engel teşkil etmeye devam ettikçe, uluslararası geçerliliğe sahip olacak “güvenli bölgeler” hiçbir zaman oluşturulamayacak; bu da Türkiye önderliğinde korunacak herhangi bir bölgenin hiç olmayacağı anlamına gelir… İşte tam burada aktif Amerikan diplomasisi devreye giriyor. Tarihten ders çıkarmasını bilen Amerikalılar, burada bir farklılık yaratabilirler. Moskova’nın engelleme politikası Esad rejimini sevdiğinden falan kaynaklanmıyor. Rusya’nın korkusu Esad’ın gitmesiyle, Akdeniz’deki tek limanını da kaybedecek olmasındandır; çünkü Rusya’nın Akdeniz’deki tek anlaşmalı limanı, Suriye’nin Tortus kentinde…
On sekizinci yüzyıldan beri Moskova çok geniş bir sahaya yayılmış kara imparatorluğuna hükmediyor. Fakat bu toprakların büyük bir dezavantajı var: Sıcak denizlere çok uzak olması. Moskova bu problemi aşmak için Akdeniz’de ayağını sağlamca basabileceği bir mekan edindi. Tortus’u kaybetmek demek, Rusya açısından Akdeniz’e ve sıcak denizlere açılan kapının da kapanması demek; bu ise Rusya açısından stratejik bir felaket olma anlamını taşıyor. Washington akıllıca bir hamle ile Esad’ın gidişinden sonrası için Rusya’ya Tortus konusunda garanti verebilir. Rusya’ya sıcak denizde bir liman ver; o da çözümü veto etmesin…
Washington’un Suriye için iyice planlanmış, hassas bir müdahale stratejisi geliştirmeye ihtiyacı var: Rusya’nın desteklediği, Türklerin ve Arapların başını çektiği, Amerika ile Avrupalı devletlerin arka planda olduğu; ha unutmadan kara harekatının olmadığı!..
Soner Cagaptay, Washington Enstitüsü Yakın Doğu Siyaseti uzmanı. Ayrıca CNN’in usta yorumcularından.
Çeviri: Seyfullah Sami FİLİZ
