
Sevda Nur YAĞMUR |
|
Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformunun düzenlemiş olduğu geleneksel Kuzuluk Sempozyumunun 6.sı geçtiğimiz Temmuz ayında Sakarya’nın Kuzuluk beldesinde gerçekleşti. Bilmeyenler için; Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu, Anadolu’nun çeşitli beldelerinde müstakil çalışmalar yapan kuruluşların birbirini tanıması, tecrübe paylaşımında bulunması ve ortak değerlerimizin bir çatı altında buluşması için birleşen ve bu birliğin getirdiği kuvvet ile çalışmalarını daha çok insana ulaştırma amacını taşıyan kurum ve kuruluşlardan oluşmaktadır. Gayesi, dinimiz İslam’ın sınırları dâhilinde gördüğü temel ahlaki özellikleri taşıyan insanlarla; Netlik, verimlilik ve üretkenlik niteliklerine sahip kurumlarla; erdemli, ahlaklı, dayanışmacı bir toplum üzerinden; huzurlu, güvenli, yaşanabilir bir dünyanın imar ve inşasına yönelik çalışmalar gerçekleştirmek olan bu platform, beş gün süren Kuzuluk buluşmasının bu yılki konusunu “Gençlik ve Gelecek” olarak belirlemiş ve konuyla alakalı yazar, düşünür, öğretmen, âlim ve gazetecileri programa davet etmişti.
Sempozyuma İstanbul, Kocaeli, Sakarya başta olmak üzere Gaziantep, Malatya, Adıyaman, Van ve Anadolu’nun birçok bölgesinden yaklaşık 30 kuruluş katıldı. Sabah namazı ile başlayan konferans ve programlar gecenin geç saatlerine kadar sürdürüldü ve böylelikle etkileşimler daha da verimli hale getirildi. Programa göre her gün saat 09.00 – 12.00 arası panel, 14.00 – 15.00 arası forum, 21.00 – 22.30 arası hasbıhal gerçekleştirildi ve arta kalan vakitlerde ise katılımcılar küçük gruplar halinde “Gençlik ve Gelecek” üzerine fikri alış-verişlerinde bulundular.
Biz programa bölgesel bir dernekte beraber çalıştığımız arkadaşlarımızla katıldık. Katılım için aylar öncesinden yapılan hazırlık ile toplantıdan azami faydayı sağlamayı amaçladık. Bunun için kendi sunumlarımıza dair dokümanlar başta olmak üzere birçok hususu dosyaladık. Sempozyum günü geldiğinde ise bir buçuk saat süren bir yolculuğun ardından, planladığımız şekilde, tam saatinde Kuzuluk’a ulaştık. Odalarımıza yerleşip biraz dinlendikten sonra saat 14:00’te tanışma için konferans salonundaydık. Bizi mutlu eden ilk şey bir yıl önceki katılımımız sebebiyle tanıştığımız simaları görmek oldu. Hasretle sarılmalar, hal hatır sormalar bittikten sonra Kur-an’ı Kerim ile açılış yapıldı. Kısa bir sinevizyon gösterisinden sonra Anadolu Platformu kurucularından Turgay Aldemir bizleri selamlayarak beş gün sürecek bu programa dair çizelgeyi bizlerle paylaştı.
Her programda olabileceği gibi bu programda da bazı aksaklıklar oldu. Program çizelgesinde açıklanmasına rağmen Raşit Gannuşi, Muhammed Muhtar Şankıti ve Hilal Kaplan çeşitli nedenlerle programa katılamadılar. Pazartesi günü akşam oturumunda bizlerle birlikte olması beklenen Ramazan Kayan bir yakının vefat etmesi nedeni ile gelemeyince onun yerine Necip Cengil ile “Yeni Bir Gelecek Tasavvuru” hakkında bir söyleşi gerçekleştirildi.
Sempozyumda, “Dünya’dan ve Türkiye'den Önemli Gençlik Hareketleri: Sağ Ve Sol Hareketlerin Deneyimleri” konusu ile Altan Özkanlı; “Türkiye'de Müslüman Gençlik, Büyük Doğu, MTBB, Akıncılar, 80 kuşağı Müslüman Gençlik bugüne taşınması gereken değerler” başlıklı sunumu ile Hasan Dündar; “Geçmiş Perspektifinden Gençliğin Yeniden İnşası” temalı tebliğiyle Gazi Kılıçparlar; “Vahyin Kılavuzluğunda Geleceğin İnşası” konulu sunumu ile Mustafa İslamoğlu; Suriye’nin ‘Bugünü ve Geleceği’ ile ilgili izlenimlerini paylaşmak üzere Adem Özköse; “Mısır ve Libya’da Ne Oldu?” başlığı altında Libya halkının Kaddafi yönetiminde 42 yıldır zulüm ve baskı altında nasıl yaşadığını paylaşan Dr. Hamza İmaduddin; “Yeni İletişim Çağında Toplumsal Hareketler” konulu sunumunu ile Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler adlı doktora tezini hazırlayarak Kırıkkale Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent olan ve kısa bir süre sonra kitabı bahane edilerek YÖK tarafından görevinden alınan Dr. Alev Erkilet; “Tunus ve İslam Dünyasının Geleceği” konusu ile NAHDA'nın kurucularından ve bir dönem liderliğini de yapan Prof. Dr. Ali Larid; “80 Sonrası Gelişmeler Işığında Yeni Gençliğin Analizi” başlıklı sunumu ile Prof. Dr. Burhanettin Can; “Gençlik Eğitiminde Yaşadığımız Sorunlar” başlığı ile Prof. Dr. İbrahim Gezer; “Yeni dönemde yeni kavramsal çerçeve” konulu sunum ile Ahmet Özcan; “21. Yüzyılda İslam ve Müslüman Kimliğinin Geleceği” konulu sunum ile Prof. Dr. Hayri KIRBAŞOĞLU yer aldılar. Ayrıca, Prof. Dr. Yaşar DÜZENLİ, Ramazan KAYAN, Yemen İman Üniversitesi Dekanı Abdullah ZİNDANİ ve İslam-i Cihad'ın Siyasi Büro Temsilcisi Muhammed El Hindi konuşmacı olarak katıldılar. Bunlardan ayrı olarak, bir solist, gitarist, neyzen ve def çalan dört gençten oluşan Grup Meşale programa farklı bir renk kattı.
Beş gün süren bu programda katılımcıların iştiyakı kayda değerdi. Elbette her şey mükemmel değildi ancak genel itibari ile güzel bir çalışma idi. Kaygılı insanlarla, okuyan bir toplulukla, pür dikkat konuşmacıyı takip edip değerli gördüğü bilgileri ajandasına not alan o insanlarla birlikte olmak mutluluk vericiydi. Birbirinden farklı duyguları hep birlikte bir salonda, aynı anda yaşamak ise bambaşkaydı. Hep birlikte ölüm tefekkürü yapıp ağlamak, Filistin, Tunus, Libya ve Suriye’de yaşanılan zulüm anlatıldığı sırada yüzlerdeki üzüntüyü görmek, samimi olarak sorulmuş ‘Nasıl âşık olmalıyım ?’ sorusu karşısında gülmek, Mavi Marmara gemisinde bulunup onca çilenin/direnişin ardından esaret sırasında Siyonist askerlerden sigara isteyen Müslümanların varlığını öğrenmek ve böylelikle bağımlılığın insanı ne kadar aciz bir hale getirdiğini fark edip şaşkına dönmek, Allah’ın razı olduğu bir kul olabilmek için yapılan dualara içtenlikle ve tek bir ses halinde “amin” diyebilmek, gerçekten tarifsizdi.
Programın icrası sırasında çocukların katılımcıların dikkatlerini dağıtmamasını temin etmek üzere çocuklara özel eğlence programı hazırlanmış olması programın güzel yönlerinden bir tanesiydi. Bu sayede çocukların kahkahaları farklı bir bölümde yükselirken, programa katılan anne ve babaların dikkati hiç dağılmıyor, bizimkileri de dağıtmıyordu. Bu husus Müslümanların ileride yapacakları programların verimliliği için not edilmeye değerdir.
Programın aksayan yönleri de yok değildi. Her şeyden önce, yoğun hazırlanmış bu programa ayak uydurmak çok zor oldu. Havanın sıcak ve konferans salonun klimasız oluşunun da etkisiyle tüm sunumları, konuşmaları takip etmek neredeyse imkansız hale geldi. Bütün konferansları takip etmeye çalışmak gerçekten çok yorucuydu. Bundan ayrı olarak, hitabet yeteneği zayıf bazı panelistlerin dinleyenleri uyutan, verilen süreyi aşan sunum tarzları dinleyicileri menfi yönde etkiledi. Soru cevap kısmında ise, soru sormak için söz hakkı alıp “Ben bunları biliyorum” edası ile uzun bir anlatıyla soru sormaktan ziyade kendi fikrini açıklayan bazı dinleyicilerin bu tavrı başkaca bir yorgunluk sebebiydi.
Günün sonunda katılımcılar gruplar halinde çay bahçesinde oturup tebliğler ve konuşmalar hakkındaki görüşlerini paylaşıyor, kimi yürüyüş yaparak, kimi lunaparkta eğlenerek, kimi bisikletle ufak gezintiler yaparak, kimi ise balkonda oturup demli bir çay içip muhabbet ederek geceyi değerlendiriyordu. Genel kanaat programın başarılı olduğu ama daha da iyi olabileceği yönündeydi. Programın neticelerinin hayatlarımızı nasıl etkileyeceğini ise ancak zaman gösterecektir. Biz, orada, Allah’ın her şeyi hayırlara tebdil etmesini ve bize bu yönde güç vermesini diledik.
Bu yıl katıldığım programla bir önceki yıl katıldığım program arasında birkaç farklılık da vardı. Katılımcı sayısı hemen hemen aynı olmasına rağmen katılımcıların genç sayısında gözle görünür bir artış olmuştu. Bir yenilik/gelişme olarak, bu yıl geniş olmasa da kitap satışı ve tanıtımı için bir sergi açılmıştı. Kanaatimce bu tür uzun süreli programların son günü tebliğcilerin ve konuşmacıların dışında katılımcılara/dinleyicilere ayrılmalı ve tüm bu programın onların hayatına ne kattığı bizzat onların tanıklığına bırakılmalıdır. Böylelikle biz ancak dinlemeyi becerebilen insanlar konumundan dinlediğini yorumlayan ve aktarabilen kişiler konumuna yükselebiliriz. Bu yorumlama zaman ve mekân birliği içinde olacağından daha faydalı olacaktır.
Tüm bunların ardından, öncelikle programın gerçekleşmesinde emeği geçen ve güçlerinin yettiğince katılımcıların istek ve ricalarını gerçekleştiren genç gönüllülere, yine, Muhammed ümmetine yakışan biçimde genç yaşlı demeden herkes ile istişare edip fikir alışverişinde bulunan tevazu ehli Müslümanlara teşekkür ediyorum. Hepimiz için Allah’tan hayırlı bir seyir dilerken, bir sonraki Sempozyum’da yine aynı katılımcı ruhla, birliktelikle, istek ve şevkle buluşabilmek duasıyla ümmetin tüm izzetli ve sorumluluk duygusuna sahip kişilerine selam ediyor ve kusurlarımızın affını diliyorum.
|