Crescent İnternational dergisinde yayınlanan bir analizde, Afganistan işgalinin 10. yıldönümünü değerlendirildi.
DEVAM EDEN ISDIRAP VE ÇİLENİN ORTASINDA AFGAN DİRENİŞİ
Zia Sarhadi
Crescent İnternational
Nisan 1978’den bu yana Afganlar, savaştan başka hiç bir şey yaşamadılar. Bütün bir nesil şiddet, cinayet ve kargaşa ile büyüdü. Önce Ruslar, arkasından çeşitli Afgan grupların kendi aralarındaki mücadeleleri, daha sonra Taliban ve şimdiyse Amerikalılar ve onların NATO’lu müttefikleri geldi. 2011’in Ekim ayından bu yana, Amerikalılar kendi cephanelerinden nükleer bomba hariç her şeyi kullandılar; fakat yine de ilkel ama cesur olan Afganlıları bastırmaları mümkün olmadı. Amerikalılar, yetersiz silahlanması olan rakiplerine karşı her zaman zayıflatılmış uranyum bombaları kullanır. Bu gibi mühimmatı Irak’ta da kullandılar. İnsanlar-erkek, kadın ve çocuk- Amerika’nın kanlı malları için kobay olarak kullanılıyor. Tüm bunlar Batı ırkçılığının göstergeleridir.
ABD-NATO birliklerinin Afganistan’ı işgalinin onuncu yıl dönümünde, yabancı işgal güçlerine karşı direniş, bir komutanın uzun süreli Amerikan savaşı için “zafer” kelimesini kullanmaya cesaret edemeyeceği bir noktaya geldi. Fakat hala Washington savaş lordları, içinde hiçbir Afgan’ın bulunmadığı 11 Eylül saldırılarından dolayı duydukları öfkeye karşı yeterince kan emebilmiş gibi gözükmüyor. Medyadaki iddiaların aksine, FBI tarafından Usame bin Ladin dahil 11 Eylül olaylarından dolayı suçlanmadı. Peki; ama neden Afganistan’a saldırıldı ve Amerika, Afganistan’dan ne elde etmeyi umuyor?
Buraya kadar sık sık Amerikan’ın Afganlara karşı saldırgan savaşının sebeplerine dikkat çektik ki bu durum Bagram, Guantanamo, Ebu Gureyb ve daha sayamayacağımız ve binlerce insanın basitçe ortadan kayboldukları kara delikleri ortaya çıkardı. Amerikan Savaşı işgalin üstünü örten yeni kelimeler de üretti: mesela sivil zayiat (masum sivillerin katledilmesi tanımlamasının yerine); geliştirilmiş sorgulama teknikleri (işkence uygulamalarının yerine); olağandışı icra(kaçırma ve aktarma yerine); Özel hareket güçleri (herhangi bir sürece tabi olmadan yargısız infaz yerine); ve tabii ki pilotsuz uçak saldırıları(bir böceği öldürürmüşçesine geceleyin masum Afgan kadınlarını, erkeklerini ve çocuklarını öldürmek için bulundukları evlerin üzerinden yapılan hava saldırılarının yerine).
Ancak bu Amerikan vahşiliği sadece Afganlıların kararlılığını güçlendirdi. Amerika’nın Afganistan’a saldırılarının başlamasının hemen akabinde Taliban lideri Molla Ömer, Batılı bir gazetecinin “1.000 kiloluk bombalar bırakan Amerika’nın B-2 bombardıman uçakları karşısında ne yapardınız?” sorusu üzerine yapmış olduğu unutulmaz açıklamada şöyle demişti; “Afganistan büyük bir ülkedir. Onlarla tepelerde ve vadilerde savaşacağız ve en nihayetinde onları daha önceki işgalcileri sürdüğümüz gibi Afganistan’ın dışına süreceğiz.” Batılı gazeteci, verilen cevabı Amerikan silahlarının kalite ve miktarı açısından üstünlüğüne karşı abes olarak addetmişti. Bunun yanında Batı’nın hiçbir zaman anlayamayacağı şey ise mücadelelerde sonuçların, genellikle silahlarla değil daha çok silahların arkasında duran adamlar tarafından belirleniyor olmasıdır. Afganlar bunun için iyi birer örnektir.
Geçen ay Taliban saldırılarında bir artış yaşandı. Bu, Amerikan Büyükelçiliği’ne ve Kabil’deki NATO karargâhına Taliban savaşçıları tarafından 13 Eylül günü yapılan cesur saldırıyla başladı. İnşaat halindeki 12 katlı binanın tepesine tırmandılar ve 19 saat boyunca Amerika ve Afganistan güçleriyle savaştılar. Aralarında beş Afganlı askerin bulunduğu, yaklaşık 27 kişi Kabil’de meydana gelen 3 ayrı saldırıda öldürüldü. Bu saldırıları, 10 Eylül’de Afganistan’ın doğusundaki Amerikan üssüne gerçekleştirilen bombalı kamyon saldırısı izledi ve bu saldırıda 80 Amerikan askeri yaralandı ve 2 Afganlı öldü. Amerikalılar ve onların NATO’lu müttefikleri için 17 Eylül’de gerçekleştirilen, 21 petrol tankeriyle yapılan saldırılar sonucu Quetta şehrinin yakınlarının alevlerle sarılması gibi sıkıntı olacak daha çok şey vardı. Ertesi gün (18 Eylül), 5 tankerle Afganistan’ın Farah ili alevler içinde kaldı. Yakıt yabancı birlikler için hayat damarıdır. Bütün bu saldırılar, Ağustos ayında İngiliz Kültür Merkezine ve Haziran ayında Afgan Güvenlik Güçlerine Güvenli Geçiş konferansı akşamında Kıtalararası oteline yapılan saldırıların akabinde geldi.
25 Eylül’de, bir Afgan CIA çalışanı bir başka CIA yüklenicisini vurarak öldürdü ve bir diğerini de yaraladı. CIA, Kabil’de üs olarak Ariana Otelini kullanırdı. 5 gün sonra Afgan Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani ve Yüksek Barış Konseyi Başkanı bir intihar bombacısı tarafından öldürüldü.
Tüm bu saldırıların en çarpıcı olanı Amerikan büyükelçiliği ve NATO karargâhının 20 saat boyunca kuşatılmasıydı. Taliban askeri açıdan önemli görülmezken, 6 Taliban savaşçısı, bir yandan Amerikan ordusu, dev bombardıman uçakları ve helikopter filosu ile mücadele ediyor; bir yandan da Afgan askerleri ve polise karşı mücadele veriyorlardı ve bu Amerika’ya psikolojik açıdan büyük bir darbe oldu. Bu durum Afgan ordusunun Kabil’in güvenliğini sağlama hususundaki yeteneksizliğini gözler önüne serdi. Temmuz ayından bu yana, ABD ve NATO 2014’e kadar yapılan planlara uygun bir şekilde kademeli olarak bölgeden çekilerek Kabil’in güvenliğini Afganlara teslim edecekti. Bu saldırılarının ışığında, bu planlama gerçekçi görünmüyor. Taliban, Amerika ve onun müttefiklerinin 2014 yılından önce ülkenin tamamen dışına sürülebileceğini hesaplamış gibi görünüyor. ABD ekonomisinin istikrarsız durumunu ve kendi tarihindeki bu en uzun süreli savaşa karşı hızla azalan desteği göz önünde bulundurursak Taliban haklı olabilir.
Amerika, Pakistan İstihbarat Servisi ISI(Inter-services Intelligence)’yı Hakkani ağı aracılığıyla saldırılara destek olmak ve saldırıları koordine etmekle suçladı. Amerikan CIA başkanı Leon Panetta’nın, Pakistan’ı Hakkanilere destek olma ve onların ABD-NATO güçlerine saldırılarını kolaylaştırdığı yönünde yaptığı suçlama başlangıçtı. 19 Eylül’de, bu iddiayı, görev süresinin sonuna yaklaşan ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, senato duruşmasında daha şiddetli bir şekilde tekrar etti. Mullen açık açık Pakistan İstihbarat Servisi ISI’nın, saldırılarının arkasında olduğunu, ender görülecek bir kamusal azarı çağrıştıran şekilde söyledi ve bu söylem, General Eşfak Pervez Kayani tarafından resmen reddedildi.
Amerika-Pakistan arasındaki gergin ilişki, Usame bin Ladin’in Amerikan güçleri tarafından Abbottabad’da 2 Mayıs’ta öldürülmesinden bu yana daha da gerginleşti. Saldırıların son dizisi, Amerikalıların askeri başarısızlıklarını Pakistanlıları suçlamak suretiyle örtmesine yaradı. 25 Eylül’de CIA üstlenicisinin güvenli bir bölüm içerisinde öldürülmesini düşünün; Pakistan ya da Hakkani ağı onun alımı için de sorumlu mu oldu? Görünen o ki Taliban’ın pek çok gizli destekçisi, Afgan askeriyesine, polisiyesine ve aynı zamanda Amerikanlar tarafından istihdam edilen diğer güvenlik birimlerine sızmış durumdalar. Hatta bazıları Taliban destekçisi bile olmayabilir; bu kişiler Amerikalılar tarafından kendi aile üyelerinin öldürülmesine kızgın olan Afganlar da olabilir. İnsanların evlerinin içine dalarak onların onur ve saygınlıklarını çiğneyen Amerikalıların bu çiğ taktikleri, Afganlar tarafından ne kolayca unutulacak ne de bağışlanacaktır. Afganlar belki yoksul olabilirler; fakat onlar onur ve haysiyet duygusu olmadan yaşayamazlar. Bu ikisini onlardan almaya çalışın ve görün; nasıl olursa olsun onları geri almak için mücadele edeceklerdir. Bu Amerika ve onların müttefiklerinin anlamakta başarısız olduğu bir şeydir. Hatta onların kuklası Hamit Karzai, ABD Özel Kuvvetleri tarafından yapılan gece baskınlarının sona ermesi için defalarca çağrıda bulundu. Amerikalılar kulak vermeyi ya da işitmeyi reddettiler. Taliban bu dersi zor yoldan öğretmek için kararlı görünüyor.
Afganistan’da geçtiğimiz ay Amerikan ve NATO askerlerinden oluşan 40 kişilik bir grup öldürüldü. Taliban, Amerika’nın uzun süre sistematik bir şekilde yapılacak olan saldırılara dayanamayacağı varsayımları doğrultusunda saldırılarını arttırmışken, gelecek aylarda bu rakamın aşağıya düşmesi olası değil gibi görünüyor.
Afganistan için final hızla yaklaşıyor. Amerika Pakistan üzerinden bombalayabilir; Afganlar büyük şeytanla aynı yatağa atlayan zorba emperyal güçlere ülkelerini işgal etme fikrinin ahmaklık olduğunu öğretecekler ve onların ödeyeceği bedel daha ağır olacak. Yabancı birlikler ortaya çıkarıldığında, Afganların mücadelesi büyük olasılıkla daha yoğun bir şekilde devam edecektir; fakat bu tamamen farklı bir hikâye...
Batılı güçlerin ilgisiz kaldığı istatistiklerden biri Amerikalılar ve onların müttefikleri tarafından kaç Afganın katledildiğidir. Umursadıkları tek yaşam, kendinden olanların yaşamlarıdır. Aslında bunu dahi önemsememektedirler; onların tek önemsediği, masum milyonlarca insanın öldürülmesiyle oluşturulan ekonomik çıkarlarıdır. Afganlara ödetilecek ücret budur. Afganlıların kabullenmeyecek oldukları şey ise, yabancı bir işgali ve hâkimiyeti kendi topraklarında kabul etmeyecek oluşlarıdır.
