İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamenei, İran İslam Cumhuriyeti hakkında yapılan kara propagandaları Tahran hutbesinde cevaplandırdı.
Veliyy-i Emr-i Müslimin Seyyid Ali Hamenei'nin birtakım uluslararası, bölgesel ve yerel odakların, İslam Cumhuriyeti ve İslam inkılabını dünya müslümanları nezdinde itibarsızlaştırmak için sürdürdükleri yoğun propagandaları şu tarihi hutbesiyle cevaplandırdı:
İMAM HAMENEİ'NİN DİLİNDEN İSLAM İNKILABI VE İSLAM CUMHURİYETİ GERÇEĞİ
Ey kardeşlerim!
Sizlere İranlı kardeşleriniz hakkında yalanlar söylendiği zamanlar oldu. Müslüman İran hakkında hakikatin ne olduğu hususunda şunları söyleyebiliriz:
Devrimimiz son 30 sene içerisinde büyük zaferlere imza attı. Ama bunun yanında zayıf kaldığı bir takım noktalar da oldu. Ancak geçtiğimiz yüzyılda Müslümanlar üzerindeki Batı veya Doğu hegemonyasından sıyrılarak ortaya çıkan İslami uyanışların hiçbiri bu seviyeye kadar ilerleme kat etmedi ve bu engellerin hiçbirini aşamadı.
Ey kardeşlerim!
Gelecekte sizinle konuşulacak daha uzun sözler var. Kapitalist medya ve dünyadaki Siyonist borazanlar İran’ı terörizmle suçluyorlar. Bu suçlama İran’ın Filistin, Lübnan ve Irak’taki Arap kardeşlerini yalnız başına bırakmayı ve işgalcileri tanımayı reddetmesinden kaynaklanıyor. Asıl biz dünya terörünün en büyük kurbanıyız. Ve bu terör hala devam ediyor.
Eğer İslam Devrimi ve İran İslam Cumhuriyeti, görüntüde Müslüman olan hükümetlerin yaptığı gibi Afganistan, Bosna, Filistin’deki mazlum kardeşlerini kendi hallerine bırakmış olsaydı; eğer Filistin meselesine ihanet eden çoğu Arap rejimin yaptığını yapıp sussaydı ve muhalif olmasaydı; bizi kesinlikle terörle suçlamazlardı. Biz mukaddes şehir Kudüs’ün ve tüm Filistin topraklarının özgürlüğünü istiyoruz. İran halkının ve İran İslam Cumhuriyeti’nin işlediği en büyük günah işte budur!
Onlar, “İrancı” veya “Şii bir yöneliş”ten söz ediyorlar. Buna karşılık biz hiçbir zaman İslam devrimini sırf Şii ya da İrancı bir devrim olarak tanımlamadık. 30 seneden beri de Asya’nın doğusundan Afrika ve Avrupa içlerine kadar İslam ümmetine yönelişimiz, vahdet anlayışımız, mezhepsel yakınlaşma çabalarımız, Müslümanların izzet ve özgürlüğü için var olan mücadelemiz için, buna karşı koyduk.
Müslüman İran; bilim, teknoloji, sosyal haklar, sosyal adalet, gelişim sağlık, kadının onurunun korunması azınlıkların hakları ve bunun gibi konularda tek taraflı yorumlamalarla atılan geniş adımların önünü kesti. Bununla beraber biz, zayıf noktalarımızı biliyoruz. Allah’ın yardımı ile de bunların çözümü için çalışıyoruz.
Bölgedeki direniş denklemi de İslam Cumhuriyeti’nin yardımıyla değişti. Daha güçlü olduğumuzu ortaya koymak için de Gazze’ye ve işgal altındaki diğer Müslüman direniş bölgelerine atılan “füzeye füzeyle karşılık” vermek de Filistinlilerin elinde.
İran, Müslümanlar arasında İrancılığı ya da Şiiliği yaymayı hedeflemiyor. İran, Kuran ve Sünnet’i savunup İslam ümmetinin ihyası için çaba sarf ediyor. İslam Devrimi, Hamas ve İslami Cihat’taki Ehli Sünnet’e mensup mücahitlere ve Hizbullah ve Emel’deki Şii mücahitlere; ikisi arasında ayırım yapmaksızın yardım etmenin şer’i bir görev ve ilahi bir sorumluluk olduğuna inanıyor. İran Hükümeti yüksek sesle halkların uyanışının (terörizme değil), Müslümanların vahdetinin (mezhepçi bir çekişme veya galibiyetin değil), İslam kardeşliğinin (kavmiyetçiliğin güçlenmesinin değil), İslami cihadın (başkalarına karşı zorbalık yapmanın değil) gerekliliğine inandığını ve bu konuda devamlı olduğunu ifade etmektedir.
Allah’tan Müslüman halkların tamamına saadet ve hâkimiyet, sorumluluğumuzun ağırlığını anlayabilme noktasında muvaffakiyet ve Allah’ın her şeyin üzerindeki tek galip olduğuna yakinen iman ihsan etmesini niyaz ediyorum.
Ey Allah’ın kulları!
Allah’tan takva ile korkun. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun. Sözümü söylüyor ve Allah’a istiğfar ediyorum.
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman insanların Allah’ın dinine bölük bölük girdiğini görürsün. O zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve istiğfar et. Şüphesiz o tövbeleri kabul edendir.”
Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu…
İLGİLİ YAZI
Sayın Bülent Arınç, Müslümanların Katledilmesine Gerçekten Üzülüyor Musunuz...?

İMAM HAMENEİ'NİN 3 ŞUBAT 2012 TARİHİNDE TAHRAN'DA KILDIRDIĞI CUMA NAMAZINDA ARAPÇA OLARAK OKUDUĞU HUTBESİNİN TAMAMINI SUNUYORUZ:
Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selam Allah’ın Rasulü Muhammed(SAV)’e ve temiz ehlinedir…
Ey Müslüman ümmetine mensup kardeşlerim, Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun!
Bu konuşmayı, Rebiu’l Evvel ayında, Mevlid-i Nebevi’nin yaklaştığı şu günlerde ve İslami Uyanış Konferansı’nın ilk buluşmasında gerçekleştiriyoruz. İslam ümmetindeki bu uyanış, kadın erkek demeden, Mısır’dan Tunus’a, Libya’dan Bahreyn’e, Yemen’den Ürdün’e birçok İslam vatanını özgürlüğüne kavuşturacaktır inşallah. İran halkı adına, bu onurlu insanlara en sıcak tebriklerimi iletiyorum.
Tunus ve Mısır’da ilk tohumları yeşeren bu olaylar, bir yılı aşkın sürece tüm İslam ülkelerine örneklik teşkil etmiştir; adeta halkların sesi olmuştur. Aynı süreç Libya’da da işleyecektir inşallah. Bu gelişmelerin hepsi, artık Müslümanların kendi topraklarında ne diktatörlüğe ne de Siyonizm’e geçit vermeyeceklerinin açık bir mesajıdır. Bundan sonra İslam ülkeleri, Kur’an’ın sancağı altında özgürlük yoluna devam edecektir. Tıpkı bugün gerçekleşen devrimler gibi, İran da otuz yıl kadar önce, 11 Şubat günü kendi tarihinde yepyeni bir sayfa açmıştı. Böylece Amerika, İsrail ve NATO cephesine ilk darbesini o gün vurmuştu ve bölgedeki laik diktatörlüğü devirmişti. İşte o gün de Ortadoğu ve Arap dünyası desteklerinin bizimle olduğunu söyleyerek daha da güçlenmemize vesile olmuşlardı elhamdülillah.
Allah, bu toprakların artık uyanmasını istedi. İslam halklarının bu uyanışı ise tüm insanlığın kaderi üzerinde etkili olacaktır. Bugün, Washington, Londra, Madrid ve Roma’da gençlerin ve aydınların başlatmış olduğu hareketler de Tahrir’den esinlenmiştir. İslam Dünyası’ndaki bu devrimler, Müslümanların ne kadar izzetli ve şahsiyetli insanlar olduklarını hatırlattı. Her yerden “ALLAHU EKBER” sloganları yankılandı. Artık Arap halkları, diktatörlüğe ve zorbalığa, emeklerinin sömürülmesine, yoksulluğa ve geri kalmışlığa tahammül edemeyeceklerini ilan ettiler. İlk önce, liberalizm, sosyalizm ve milliyetçilik gölgesinde laik düzen ile yaşamayı denediler; ancak bu düzenlerin geçerliliklerini yitirdiklerini bizzat kendi gözleriyle müşahede ettiler. Bunun ardından ise mezhep taassubunu ve şiddetin tümünü reddederek devrimlerini taçlandırdılar.
Tunus ve Mısır seçimlerinin sonucuna ve Yemen, Bahreyn gibi ülkelerin eğilimlerine baktığımızda açıkça, kibirlenmeksizin belli bir medeniyet seviyesine yükselmek istediklerini açıkça ifade ettiklerini görüyoruz. “ALLAHU EKBER” sloganları ise ahlak, adalet, akıl ve halkın egemenliğini en üstte tutan İslam Yönetimini, devlet nizamı olarak seçtiklerinin delilidir. Aşağılama, zulüm, yoksulluk, ayrımcılık, yolsuzluk ve sömürünün hâkim olduğu bu dünyaya geçek saadeti getirebilmek için tek doğru yol “İslam”dır.
Peki, halklarının öfkesini üzerine çeken Arap yönetimlerinin özellikleri nelerdir?
İslami eğilimlerin tümüne düşman olma, boyun eğme ve Batı devletlerinin güdümüne teslim olma… Yani Amerika ve İngiltere’nin kuklası olma… Ayrıca, Filistin davasında İsrail’in tarafını tutma, diktatör ailelerinin aşırı zenginliğinin karşısında halkın sefalete terk edilmesi, ayrımcılık ve adalet yoksunluğu, hukuki sorumluluklardan uzak davranmak ve bunun gibi daha birçok kuralsızlık, bu yönetimlerinin kendi elleriyle sonlarını hazırlamalarının sebebidir.
Bazı yönetimlerin kendilerini “İslam” veya “Cumhuriyet” adı altında takdim etmeleri, halkı aldatmaya yetmemiştir. Kazanılan ve kazanılacak olan büyük zaferlerle Arap halklarının nasıl bir devrim hareketi içinde olduklarına dair işaretler veriyor Allah’ın izniyle…
“Allahu Ekber” sloganını hareketinin dinamiği ilan eden bu devrimler, hedef şaşmasına maruz kalmaktan ve yolunu şaşırmaktan uzak devrimlerdir. Devrimcilerin edindikleri şiarlar, gelecek için bir yapı taşı olacak ve devrimin hedefi doğrultusunda ilerleyişini sağlayacaktır. Ve devrimlerin karşısına çıkabilecek, hatta devrimleri sarsabilecek her ihtimalin bilinmesi gerekiyor.
Devrimcilerin şu aşamada yapması gereken en önemli iş, hayalleri ve hedefleri doğrultusunda, tüm kararlılıklarıyla yollarına devam etmeleridir.
Batı’nın şu an tek istediği, devrimleri asıl mecralarından çıkararak kendi istediği yöne götürmek… Böylece birçok Arap ülkesini aynı anda kontrol altında tutmak istiyor. Böylece demokrasi yalanlarıyla halkı kandırıp yine kendi isteklerini yaptırmaya çalışacaktır.
Batı son yıllarda, İslami uyanışın etkisiyle İran, Afganistan, Irak, Lübnan ve Filistin’de sürekli yenilgiler yaşıyor. Ve bugün ise Tunus ve Mısır devrimleriyle yenilgisi perçinleşiyor. Bu yenilgisi sebebiyle İslam topraklarını açıkça şiddete sürüklemeye ya da sahte alternatifler getirerek halkı yolundan vazgeçirmeye çabalıyor. Şehadet eylemleri yerine halkı terörist eylemlere, İslami Cihad yerine acımasız bir kaos ortamına, İslam ümmeti yerine taassup kokan kavmiyetçiliğe, ekonomik bağımsızlık yerine bağımlı bir ekonomik ve kültürel yapıya, bilimsel gelişme yerine laikliğe, akılcılık yerine dalkavukluğa, özgürlük yerine yolsuzluğa itmeye çalışıyor. Güvenliği sağlama masalları ile diktatörlüğü reva görüyor. Refah adı altında ve “tüketici ruhu”nu vurgulayarak ve gelişme adı altında insanları dünyevileştirirken, az gelişmişlik olarak nitelendirdiği fakirliği “zühd” ve “maneviyat” olarak isimlendiriyor.
Güç ve zenginlik konusunda bir zamanlar dünya iki kutba ayrılmıştı; komünizm ve kapitalizm. Ancak bu dönem artık sona erdi. Bu günkü kutuplaşma, İslam devrimleriyle asıl kuvvetlerini gösteren mustazaflarla, Amerika, NATO ve Siyonizm’in öncülük ettiği müstekbirler arasında gerçekleşiyor.
Bu kısa konuşmamda sadece geçmişi gözden geçirmek ve Arap halklarının uyanışından bahsetmek istemiyorum. Şüphesiz ki biz, Kuzey Afrika’da başlayan bu devrim ateşinin tüm Arap ülkelerini kuşatmasını dört gözle bekliyoruz. Ancak şu an, günümüzden ve gelecekten bahsetmek istiyorum.
Geçen yıl, bir Cuma günü yine bu minberden, Hüsnü Mübarek’in yönetimi altındaki asil Mısır halkına sesleniyordum. Bugün ise, diktatörün hükümet karşısında hesap verdiği bir dönem başladı. Bütün Arap devletlerinin cesurca özgürlük savaşlarını tamamlayacaklarından oldukça umutluyuz.
İlk olarak şöyle bir soru sormak istiyorum: Bugün, devrim alanında hâlihazırda bulunan taraflar kimlerdir?
Birincisi: Tabi ki durumdan nemalanma gayreti içerisindeki Amerika, NATO, Siyonist rejim ve bunların dediğinin dışına çıkmayan bazı Arap ülkeleri.
İkincisi: Genel halk ve Devrimin öncüleri gençler.
Üçüncüsü: İslamcı ya da İslamcı olmayan aktif siyasi partiler.
Peki, bu grupların her birinin durumu nedir ve amaçları nelerdir?
Birinci grup, Mısır, Tunus’ta ve diğer direniş bölgelerinin hepsinde kaybetmiş olan gruptur. Bugün kapitalist bir ekonomi sistemi ile hareket eden liberal ve demokrat Avrupa ve Amerika kendi bölgesinde geçerliliğini korusa da her an çürüme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bu kamplaşmalarla, geçen yüzyılın seksenli dönemlerindeki Doğu Bloğuna benzer bir süreç geçiriyoruz. Ahlaki ve sosyal çöküşler, ekonomik krizler, Irak, Lübnan, Filistin ve Afganistan’da yaşanan büyük askeri hezimetler, Arap ülkelerindeki, özellikle Mısır’daki diktatörlük rejiminin yerle bir oluyor olması ki bu durum, İsrail’in güvenliğini kuzeyden ve batıdan bu güne kadar görülmemiş biçimde tehdit etmektedir. Ayrıca, Batı’nın güdümünde hareket eden tüm insan hakları ve sivil toplum kuruluşları, Libya, Mısır, Yemen ve Bahreyn’deki çelişkili ve çalkantılı pozisyonları sebebiyle herkesin gözleri önünde gücünü kaybetmeye başlamışlardır.
Batı’nın şu an en büyük hedefi, halkı, kontrol edemeyecekleri bir siyasi oluşumun içine girmekten men etmek, aktif partilerin içine girmek ve devrimleri kontrol altına almak. Elinden geldiği kadar yozlaşmaya yüz tutmuş sistemlerini yüzeysel reformlarla korumaya, devrimci ülkelerdeki varlıklarını sürdürebilmek için yeniden yapılanmaya çabalıyorlar. Eğer bu işe yaramazsa, tehdit yöntemiyle yine kendi menfaatleri için uğraşacaklar. Bu amaç doğrultusunda bir takım kişileri ya da cemaatleri yok etme ya da satın alma girişimlerinde bulunacaklar, halkı mezhepsel ya da milliyetçi çatışmalara iterek umutsuz bir ülke tablosu çizmeye çalışacaklar ve böylece yakın gelecekte ve uzak gelecekte devrimcilerin zihinlerini partizanlık ya da milliyetçilik gibi, hedeflerini unutturacak uğraşılara yönlendirecekler. Onları, siyasi hilelerle bölecekler ve aralarında aşılmaz engeller varmış gibi gösterecekler. Ve Tahran’da gerçekleşen İslami Uyanış Konferansı’nda da bahsedilen, yalan vaatler, mali yardımlar gibi onlarca hile ile ciddi bir pazarlık içine girecekler.
Maalesef, koltuklarını koruma derdine düşmüş bazı Arap yönetimler her şeyi bilmelerine rağmen Amerika ve NATO’nun yanında saf tutuyor. Ne şekilde yapıldığı belli olmaksızın, bu çarkı döndürebilmek için her türlü yolu deniyorlar. Aslında onların tek çabası, petrollerini, dolarlarını ve sermayelerini yitirmemek… Dolayısıyla, bu noktada Mısır, Bahreyn, Tunus ve Yemen’deki özgürlük hareketlerini yenilgiye uğratmak onların en büyük hedefleri haline gelmektedir. Bunu yapmak, bölgedeki Siyonist varlığın güvenliğini de sağlayacağı için oldukça önemlidir.
Gelelim, devrimin asıl aktörü olan halka… Peki, onların hedefleri nelerdir?
Amerika’da açıklanan bir istatistiğe göre Mısır’da ve diğer İslam ülkelerinde İslami hassasiyete sahip olan gençlerin sayısı artıyor. Verilen raporlara göre, camilerin sayısı ve başörtülü kadınların sayısı on beş yılda oldukça arttı. (Bu rapor, 2003 ila 2008 yılları arasını kapsamaktadır.) Ayrıca, Mısır, Ürdün, Türkiye ve Malezya’da İslami hassasiyete sahip insanların sayısı ülkelere göre yüzde kırk ile yüzde yetmiş beş oranında artış göstermektedir.
Ayrıca, Arap ülkelerinde, Amerika’dan hoşnut olmayan hatta nefret eden insanların sayısı yüzde seksen beş oranına yükselmiştir. Bunun yanı sıra, Amerika ve İsrail’in Hizbullah ve Hamas karşısında yaşamış olduğu yenilgiler ve Irak’taki hezimeti Müslüman gençliğin umudunu ikiye katlamıştır.
Mısır’da en çok sevilen karakterlerin, İsrail karşısında savaşan ve zafer kazanan mücahid Müslümanlar olması da yine istatistik sonuçları arasında yerini alıyor. Halkın Siyonizm’e duyduğu nefret ve Filistin Davası’na duyduğu bağlılık her geçen gün biraz daha gün yüzüne çıkıyor. Mısır halkının yüzde yetmiş beşi İslami partilere oy verdiler. Tunus’ta da durum buna benziyordu ve inşallah Libya’da da zafer Müslümanların olacaktır.
Ve insanlar, hedeflerine ulaşmak için, hükümete delegeler gönderirken aynı hassasiyete sahip, yani İslami hassasiyetlerdeki kişileri tercih edeceklerdir. Mısır, Camp David değil, fakirlik ve birilerinin güdümünde hareket etmek değil; izzet, saygınlık ve özgürlük istiyor. Mısır, İsrail ve Amerika’nın müttefiki olmak ya da laik, batılı ve çürümeye yüz tutmuş bir yönetim istemiyor. Mısır, tüm karışıklıklardan uzak, özgür, izzetli, gelişmiş ve en önemlisi Müslüman bir ülke olmak istiyor; gençler kendi ülkeleri için sadece bunu talep ediyorlar. Mısır halkı ile Mısır ordusu beraber hareket etmelerine rağmen, birileri aradaki ilişkinin bozulmasına çaba gösteriyor. Bu sebeple, tıpkı Amerika ve İsrail’e ve yandaşlarına tahammül etmesi gibi Mısır ordusunun kendi halkına olan tahammülü konusunda da çok ama çok dikkatli olması gerekiyor.
Ayrıca Mısır, Libya ve Tunus’daki İslami eğilimlerden bahsederken unutmayalım ki, Allah Rasulü(SAV)’in kurmuş olduğu İslam şehrinde, hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar güvenlik içerisinde yaşamlarına devam ediyorlardı. İslam, Allah’ın kulları arasında sürekli savaş ortamı üretmez ve Müslümanlar arasında ortaya çıkan milliyetçi ve mezhepsel anlaşmazlıkları bertaraf etmeye çalışır.
Mısır, Tunus, Libya halklarının tümüne düşen görev, henüz tamamlanmamış olan bu devrimi tüm alanlarıyla gözden geçirmek, önlerine çıkan ve çıkma ihtimali olan her sorunu konuşmaktır. İran İslam Devrimi’nden sonra karşımıza birçok engel, birçok sorun çıktı. Hatta bugün dahi o sorunların hepsi bilfiil devam ediyor. Bugün eğer bu sorunların altından kalkabiliyorsak, tamamen Rabbimizin fazlındandır. Devrimciler, yakın, orta ve uzun vadede önlerine çıkabilecek her türlü sorunda hangi adımları atabileceklerini şimdiden planlamalıdırlar.
Mısır’ın tağuti rejimi Filistin meselesine ihanet eden ilk Arap hükümetidir. Suriye dışındaki bütün Arap hükümetleri Filistin’i sattılar ve Siyonistlerin menfaatine hareket ettiler. Amerika’nın ikiyüzlü başkanı Müslümanlar arasında hile ve nifakı yaygınlaştırmak için Mısır’ı ve Hüsnü Mübarek’i seçti. Ancak Mısır halkı yaptıkları devrimle tavırlarını açıkça ortaya koydu ve herkesin zihnindeki tereddütleri yok etti.
Bugün Mısır’ın Filistin meselesini savunmada sahip olduğu eski çizgisine geri dönmesi, Camp David anlaşmasını ayakları altında çiğnemesi ve yakması gerekir. Devrimci Mısır’ın Mısır halkının gücü ve gayreti üzerinden, çöküşe yaklaşmış İsrail’e enerji ve gaz akışını durdurması gerekir.
Diğer yandan üçüncü muhatabımız ise uyanışa geçmiş Mısır ve diğer ülkelerdeki siyasi parti ve seçmenler…
Kuzey Afrika’daki Mısır, Tunus hatta Cezayir ve Fas’ın İslamcı düşünür ve mücahitleri İslami uyanış, ümmetin vahdete çağrılması ve Kudüs’ün özgürlüğünde fikir kaynağı oldular. Bu yüzden sizler bugün binlerce şehidin akıttığı kanların, zindanlarda ve işkence altında acı çeken on binlercesinin, bu günlerin, bu zaferlerin özlemiyle fecrin doğuşunu onlarca yıl bekleyen ve bu yolda kurbanlar veren mücahitlerin varisisiniz.
Ey kardeşlerim!
Bu büyük emanete sahip çıkın. Zaferin birinci aşamasından sonra bencillik ve saflık iki büyük felakettir. Sizler yeni bir düzenin kurulması, halkın kazandıklarına sahip çıkma ve reformun getireceği problemleri çözüme kavuşturma noktasında büyük bir sorumluluk taşıyorsunuz. Bölge ve dünya çapında darbe alan güçler, şüphe yok ki bu zaferi yok etmek, tuzaklar, korkutma ve akıllarınızı çelme yoluyla sizden intikam almak, özellikle de devrimi bitirmek ve eski durumdan daha da kötü bir durum oluşturabilmek için şeytani fikirlerle entrikalar kurmaya başladı.
Sizin kararlarınız, tavırlarınız ve attığınız adımlar tarihidir. Bu aşama ülkelerinizin tarihinde “Kadir Gecesi”dir.
Amerika ve NATO’ya güvenmeyin. Onlar ne sizin ne de halklarınızın menfaatlerinizi düşünmezler. Bunun yanında onlardan korkmayın da. Onlar güçsüzler ve güçsüzlükleri hızla artıyor. İslam dünyası üzerinde kurdukları hâkimiyet, bizim 150 seneden beri var olan korkularımız ve cehaletimizdendir. Onlara ne ümit bağlayın ve ne de onlardan korkun. Yalnızca Allah’a dayanın ve halklarınıza güvenin. Onlar Irak’ta yenildiler ve acınacak bir halde gizlice çekildiler. Afganistan’da da hiçbir şey kazanamadılar. Lübnan’da Hizbullah’ın, Gazze’de ise Hamas’ın karşısında yenildiler. Bugün Mısır ve Tunus’ta bizzat halkın eliyle siyasetten indirildiler. Projeleri sayesinde hiçbir başarı gösteremediler. Batı fetişizmi, komünist fetişizm gibi yenildi. Halkın korku duvarları yıkıldı. Sizler gelecekte bu korkunun tekrarlanmaması için dikkatli olun.
Oyunlarına karşı dikkatli olun. Tabi Batılı ve onların halefi Arap işadamlarının Petro-dolar oyunları karşısında da tetikte olun. Aksi takdirde gelecekte bu oyunlardan güvenle çıkamazsınız. İsrail kaçınılmaz bir sonla karşı karşıyadır. Ayakta kalması imkânsızdır ve Allah’ın izniyle de ayakta kalamayacaktır. Bugünkü devrimlerde görülen bir takım sapmalar, Siyonist oluşumun ayakta kalma çabalarının bir sonucudur ancak.
Halklarınız tarafından asıl istenen İslam’a dönüştür. Ancak bu kesinlikle geçmişe dönüş anlamında değildir. Devrimler Allah’ın izniyle gerçek amacını korumuş ve herhangi bir komploya maruz kalmamış bile olsa asıl mesele yeni düzenin nasıl kurulacağı, anayasanın oluşturulması ve ülkelerin ve devrimlerin sorunlarının yönetilebilmesidir. İşte bu, kendi başına modern çağda İslam medeniyetini yeniden inşa etmektir.
Bu büyük cihatta asıl göreviniz, ülkenizin azgelişmiş dönemlerde sıkıntısını gördüğü despotluk, dinden uzaklaşma, fakirlik, taassup gibi konulara Allah’ın izniyle en kısa zamanda çözüm üretmektir. Oluşturacağınız topluma, akılcılık ve bilimin beraberliğinde İslami bir yönelişle hükmederken; diğer tarafta dış tehditlerin hepsini susturmanız gerekmektedir. Bunun yanında “özgürlük” ve “toplumsal hakları” liberalleşmeden, “eşitlik” algısını Marksistleşmeden, “düzen” ve “disiplin”i “Batıcı bir faşist” olmadan sağlamak gerekir. Taşlaşmış düşüncelere kapılmadan ilerici İslam şeriatına bağlı kalmaya özen gösterin. Kaçmadan bağımsızlaşmanın, taklitçi olmadan gelişmenin, laik ya da muhafazakâr olmadan bilimsel bir yönetim sağlamanın yollarını bulun.
Bilinen her şeyin tekrar okunması ve gerekli düzeltmelerin yapılması gerekir.
Batı size iki örnek sunuyor: “Tekfirci İslam” ve “Laik İslam”… Orta yollu İslam’ın bölgedeki devrimler arasında kökleşmemesi için bu dalgayı genişletiyor. Kavramların tanımlarını, bir kez daha büyük bir dikkatle yineleyin.
Eğer “demokrasi” halkçılık ve özgür seçimler anlamında ise buyurun, hepiniz demokratik olun. Ancak eğer geleneksel liberal demokrasinin tuzağına düşmek anlamında ise kimse demokratik olamaz.
Ve yine eğer “Selefilik” Kuran ve sünnetin aslına dönmek, temel değerlere sahip çıkmak, sapmalara karşı mücadele etmek, şeriatı hâkim kılmak ve Batılılaşmayı reddetmekse; hep beraber selefi olun. Ancak eğer diğer dinler ve İslam mezhepleriyle ilişkide mutaassıp ve sert olmaksa; bu, İslam medeniyeti ve düşünce yapısının temellerinden olan yenilenme, hoşgörü ve akılcılık ruhu ile kesinlikle bağdaşmaz. Bilakis laikliği popülerleştirmeye ve dinden uzaklaşmaya davet eder.
Washington’un, Londra’nın, Paris’in istediği gibi yalnızca batıcı laik ya da mutaassıp sert İslam’a karşı kötümser olun. Siyonist oluşumun tahammül edebildiği ve diğer İslami mezheplere merhametsizce tepki koyan bir İslam’a güvenmeyin. Amerika ve NATO tarafından barış eli uzatılıyor. Ancak onlar aslında mezhepçi ve hizipçi savaşlardan besleniyorlar. Onların gösterdiği İslam’ın arka planında kim Müminlere karşı şiddetli ise kâfirlere karşı da merhametlidir.
Amerika ve İngiltere’nin öne sürdüğü Batıcı, kapitalist, tüketici ruha sahip ve ahlaki dejenerasyona maruz kalmış İslam’a karşı durun.
Geçtiğimiz yıllarda Fransa’nın, İngiltere’nin, Amerika’nın ya da daha öncesinde Sovyetler Birliği’nin Devlet Başkanlarının aralarındaki uyumun gücünden dolayı övündüklerine; ancak Müslüman Devletlerden birinden örnek vermeye kaçındıklarını görürdük. Ancak bugün durumlar tam tersine döndü.
Şunu iyi bilin, Batı intikam almak için yer kolluyor olacak. Ekonomik, askeri, siyasi ve medya yoluyla intikam… Mısır, Libya, Tunus ve diğer ülkelerin halkları, yollarını Allah’a döndürmüş olsalar da her an bu tehditlerle karşı karşıya kalmaları muhtemeldir.
Bu noktada söylenecek son söz ise, İran İslam Cumhuriyeti ve büyük İran halkının size hizmet etmek ve karşılıklı yardımlaşmak için hazır olduğunu bildirmemizdir.
İran İslam Devrimi, modern çağda halkların kendilerine, seçimlerine olan güvenlerini geri getiren; tağuti düzenlerin ve destekçilerinin kesinlikle yenilemeyeceği efsanelerinin tamamını boşa çıkaran; özellikle de komünizmin ve kapitalizmin tehlikesini kıran, bunun yanında halkının bağımsızlığını ve temel değerlerini koruyup büyük gelişmeler göstererek diğer ülkeler açısından önemli bir örneklik ortaya koyabilen bir başarı ile büyük bir İslami tecrübe oldu.
Ey kardeşlerim!
Sizlere İranlı kardeşleriniz hakkında yalanlar söylendiği zamanlar oldu. Müslüman İran hakkında hakikatin ne olduğu hususunda şunları söyleyebiliriz:
Devrimimiz son 30 sene içerisinde büyük zaferlere imza attı. Ama bunun yanında zayıf kaldığı bir takım noktalar da oldu. Ancak geçtiğimiz yüzyılda Müslümanlar üzerindeki Batı veya Doğu hegemonyasından sıyrılarak ortaya çıkan İslami uyanışların hiçbiri bu seviyeye kadar ilerleme kat etmedi ve bu engellerin hiçbirini aşamadı.
Ey kardeşlerim!
Gelecekte sizinle konuşulacak daha uzun sözler var. Kapitalist medya ve dünyadaki Siyonist borazanlar İran’ı terörizmle suçluyorlar. Bu suçlama İran’ın Filistin, Lübnan ve Irak’taki Arap kardeşlerini yalnız başına bırakmayı ve işgalcileri tanımayı reddetmesinden kaynaklanıyor. Asıl biz dünya terörünün en büyük kurbanıyız. Ve bu terör hala devam ediyor.
Eğer İslam Devrimi ve İran İslam Cumhuriyeti, görüntüde Müslüman olan hükümetlerin yaptığı gibi Afganistan, Bosna, Filistin’deki mazlum kardeşlerini kendi hallerine bırakmış olsaydı; eğer Filistin meselesine ihanet eden çoğu Arap rejimin yaptığını yapıp sussaydı ve muhalif olmasaydı; bizi kesinlikle terörle suçlamazlardı. Biz mukaddes şehir Kudüs’ün ve tüm Filistin topraklarının özgürlüğünü istiyoruz. İran halkının ve İran İslam Cumhuriyeti’nin işlediği en büyük günah işte budur!
Onlar, “İrancı” veya “Şii bir yöneliş”ten söz ediyorlar. Buna karşılık biz hiçbir zaman İslam devrimini sırf Şii ya da İrancı bir devrim olarak tanımlamadık. 30 seneden beri de Asya’nın doğusundan Afrika ve Avrupa içlerine kadar İslam ümmetine yönelişimiz, vahdet anlayışımız, mezhepsel yakınlaşma çabalarımız, Müslümanların izzet ve özgürlüğü için var olan mücadelemiz için, buna karşı koyduk.
Müslüman İran; bilim, teknoloji, sosyal haklar, sosyal adalet, gelişim sağlık, kadının onurunun korunması azınlıkların hakları ve bunun gibi konularda tek taraflı yorumlamalarla atılan geniş adımların önünü kesti. Bununla beraber biz, zayıf noktalarımızı biliyoruz. Allah’ın yardımı ile de bunların çözümü için çalışıyoruz.
Bölgedeki direniş denklemi de İslam Cumhuriyeti’nin yardımıyla değişti. Daha güçlü olduğumuzu ortaya koymak için de Gazze’ye ve işgal altındaki diğer Müslüman direniş bölgelerine atılan “füzeye füzeyle karşılık” vermek de Filistinlilerin elinde.
İran, Müslümanlar arasında İrancılığı ya da Şiiliği yaymayı hedeflemiyor. İran, Kuran ve Sünnet’i savunup İslam ümmetinin ihyası için çaba sarf ediyor. İslam Devrimi, Hamas ve İslami Cihat’taki Ehli Sünnet’e mensup mücahitlere ve Hizbullah ve Emel’deki Şii mücahitlere; ikisi arasında ayırım yapmaksızın yardım etmenin şer’i bir görev ve ilahi bir sorumluluk olduğuna inanıyor. İran Hükümeti yüksek sesle halkların uyanışının (terörizme değil), Müslümanların vahdetinin (mezhepçi bir çekişme veya galibiyetin değil), İslam kardeşliğinin (kavmiyetçiliğin güçlenmesinin değil), İslami cihadın (başkalarına karşı zorbalık yapmanın değil) gerekliliğine inandığını ve bu konuda devamlı olduğunu ifade etmektedir.
Allah’tan Müslüman halkların tamamına saadet ve hâkimiyet, sorumluluğumuzun ağırlığını anlayabilme noktasında muvaffakiyet ve Allah’ın her şeyin üzerindeki tek galip olduğuna yakinen iman ihsan etmesini niyaz ediyorum.
Ey Allah’ın kulları! Allah’tan takva ile korkun. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun. Sözümü söylüyor ve Allah’a istiğfar ediyorum.
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman insanların Allah’ın dinine bölük bölük girdiğini görürsün. O zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve istiğfar et. Şüphesiz o tövbeleri kabul edendir.”
Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu…
