Siyonist istihbarat birimi Saban Center. İran ile Amerika arasındaki gerginliğin ve olası sonuçların analizini yaptı.
İRAN'A KARŞI HANGİ ROTA? İRAN'A KARŞI YENİ BİR AMERİKAN STRATEJİSİ İÇİN SEÇENEKLERSaban Center direktörü Kenneth Pollack monografinin kısa bir özetini verip, bulgularını sunarak başladı. Bu monografi, İran’a karşı yürütülecek politikaya dair dokuz ayrı seçeneğin günahları ve sevaplarını içeriyor ve tüm bu seçeneklerden, Amerika’nın çıkarlarına en uygun politikayı belirlemek üzere ortak bir strateji planının nasıl yaratılabileceğini tartışıyordu. Monografta, kesin bir çözüm belirtilmemiş olsa da, her bir senaryonun tarafsız bir tasvirini sunuyordu.
Saban Center yönetim kurulu üyesi Suzanne Maloney ise, İran’da, hemen ardından protestolar ve şiddet getiren son seçimlerin sonuçlarını vererek İran’daki mevcut durumun analizi ile devam etti. Seçim sonuçları ve memnuniyetsizliğin derecesi, iki hafta önce tamamen beklenmeyen bir şeydi, dedi. Maloney, seçimlerin, beklentileri aşmasının yanı sıra, kimsenin Mir Hüseyin Musavi gibi birinin, oluşan muhalefetin sembolü olacağını ummadığından da bahsetti. Takip eden gösteriler karşısında siyasi otorite, sıkı tedbirler aldı. Eğer gösterilerin şiddeti azalmazsa, ülke daha kötüye gidebilir. Geçmişte de İran’da gösterilerin yaşandığını belirten Maloney, Bu seferkilerin, iki sebepten ötürü farklı ve uzun sürecek gösteriler olduğunu söyledi. Birincisi, bugünkü ayaklanmalar, bir rejim değişikliği için ortam arıyor. İkincisi, bu seçimler, devrimin kıdemlileri ile bir ve ikinci jenerasyon devrim teknokratları arasında bölünmelere yol açtı ve bu durum, sitemde büyük çatlaklara neden olabilir. Maloney’e göre bu gelişmeler, İran’da bir rejim değişikliğine sebep olabileceği için, hayırlı gelişmelerdir.
Maloney’den sonra Bruce Riedel –Saban Center yönetim kurulu üyesi- seçim sonrasında meydana gelebilecek olaylar ve bu olayların ABD ve İsrail politikaları açısından önemini analiz eden bir konuşma yaptı. Riedel ilk olarak, İran’daki siyasi memnuniyetsizliğin azalması ihtimali üzerine konuştu. Böyle bir durumda Obama yönetiminin politikalarında önemli bir değişiklik olmayacaktır. Fakat İsrail, seçim sonrası çalkantıları, Amerika’nın stratejisinde daha sıkı bir programın lehine kullanabilir. İkinci durum ise, ABD-İran ilişkileri en kötüsü olacağı belirtilen “Tiannamen Meydanı” senaryosu. Eğer hükümet tarafından göstericilere karşı ağır tedbirler uygulanırsa bu yalnızca Obama yönetiminin İran ile iyi ilişkiler kurma konusunda beceriksizliğini değil, halkın gözünde, vahşi ve baskıcı bir rejim ile baş etme konusundaki yetersizliğini de gösterir. Birinci senaryoda, İran’daki güç kullanılarak yapılan baskılar İsrail’in işine yarıyor. Obama yönetimi için en makul sonuç, Tahran’da bir lider değişimidir. Riedel’e göre, ABD yönetimi için, değişimi hemen görmek ve yeni liderlere diyalog fırsatını sunmak faydalı olacaktır. Fakat Riedel, uluslar arası toplumun, cezaları dayatma konusunda çekinceli tavır takınması halinde teşvik ve caydırma politikasının yürütülmesinin zor olabileceğinin altını çizmek konusunda dikkatliydi. Riedel’a göre böyle bir sonuç, ABD açısından faydalı olacaktır. Uyarıcı yaptırımların uygulanması, İsrail’in, İran’ın üzerine aşırı derecede gitmesini engelleyecektir. Michael O’Hanlon ise İran ile ilişkilerde hem askeri ve hem de diplomatik politikaların uygulanmasının önemine vurgu yaptı.
Daniel Bryman ise seçim sonuçlarının, Hamas ve Hizbullah’ı nasıl etkileyeceği konusu üzerinde durdu. İran devrim öncüleri arasında bile önemli çatlakların yaşandığını görüyoruz. İran artık eskisi gibi sıkı bir yapı değil. Bu da Hamas ve Hizbullah’ın İran ile gelecekteki ilişkilerini etkileyebilir.
Transcript
MARTIN INDYK: Şuan, başlangıcın sonu ya da sonun başlangıcı olabilecek, İran’daki hareketli gelişmelerin ardından gelen olaylarla ilgili olarak Başkan Obama’nın yaptığı son basın toplantısının ardından buradayız. Biraz sonra bu konuya geleceğiz. Fakat şurası açık ki İran’da, tüm ortadoğuyu ilgilendiren önemli olaylar yaşanıyor. Bu yüzden İran son on yıl boyunca bölgedeki stratejik ilişkiler açısından çok önemli bir yerde. Ve İran’ın, tüm Orta doğu’yu etkisi altına alma çabaları bu şartlar içerisinde değerlendirilmelidir. Özellikle, BM Güvenil Konseyinin kararları ve uluslar arası toplumun tepkilerine aldırmayarak nükleer programına devam etmesi, bu şartlar altında değerlendirilmelidir.
Bence Orta Doğu gündemini oluşturan, bunlardır. Ve Orta Doğu’da barış ve demokrasiyi yaygınlaştırmak, nükleer yarışa bir son vermek, Arap-İsrail barışını sağlamak isteyen Obama yönetimi bilmelidir ki, bu meselelerin hepsi, İran’la alakalıdır. Bu yüzden Ken Pollack ve arkadaşları, İran ile ilgili yürütülecek politikalar üzerine konuşmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorlar.