Siyonist rejim istihbarat merkezi Herzilya'nın hazırladığı İran raporunda, İslam devriminin tarihsel arka-planı ile ideolojisi ele alınıyor
TARİHSEL ARKA PLAN İRAN-İDEOLOJİ ve STRATEJİ
VELFECR ÖZEL DOSYA 7
Dr. Ely KARMON
Tarihsel olarak İran milliyetçiliğinin temelleri, dış müdahale korkusu ve takıntısı ile dış müdahale karşısında duyulan güçsüzlük tarafından şekillendirildi. Coğrafya; ülkenin toprak bütünlüğünü koruma ihtiyacı; diğer imparatorluklarla rekabet; Rusya, İngiltere ve ABD tarafından İran’ın içişlerine karışılması; jeopolitik durum ve “tarihin ağırlığının derin bir şekilde farkında olunması”, İran’ın dış politikasının belirlenmesinde özel yere sahiptirler. Aynı zamanda, çoğu İranlı’nın, İran’ın, dışarıdan gelecek müdahalelerin üstesinde gelebileceğine yönelik inancı, İranlılardaki kibrin yükselmesine izin verdi. Ayetullah Humeyni’nin “Amerika hiçbir şey yapamaz” şeklindeki sözleri, bu eğilimin iyi bir örneğidir.
Bölgesel egemenli güdüsü, eski bir yerleşik medeniyet olan İran’ın, uzun süreden beri bir özelliğidir. 1970’li yıllarda, Muhammed Rıza Şah’ın uzun süreli hâkimiyeti süresince bu eğilimin kanıtlarını gördük –İran, Körfez bölgesinin en büyük gücü ve batı güvenlik sisteminin orta doğu’daki ayağı olmayı denediği zaman.
Batının, ilk defa İslami açıdan kınanması sırasında Ale-Ahmed, gelişimin anahtarı, İran kültürünün batı egemenliğinden kurtulmasıdır demiştir. Diğer bir solcu entelektüel Ali Şeriati, İslam’ın, hem liberalizmden hem komünizmden üstün olduğunu iddia etti. Ona göre demokrasi başarısız olmuştu çünkü “yabani bir kapitalizmin tuzağına düşmüştü ve böylelikle demokrasi, teokrasi kadar hileli bir rejim olduğunu gösterdi.”
Monarşiye bir alternatif olarak Humeyni, hukuk ile yönetilen bir İslami hükümet kurulmasını önerdi. Ona göre, emperyalistlerin kurduğu baskıcı hükümetler devrilmeli, yerine, halka hizmet edecek adil İslami hükümetler kurulmalıydı.
Humeyni doktrinine göre rejime sadakat, İslami bir görevdir; velayet-i fakih’e karşı olanların icabına, devrim bakacaktır; rejime karşı içerden veya dışarıdan herhangi bir saldırı cezalandırılmalıdır; Müslüman olan veya olmayan rejim düşmanlarına karşı saldırı, kutsal bir görevdir. Tüm bu temalar, 1989’da, Humeyni’nin, Salman Rüşdi’nin ölümü hakkında fetva çıkartması sürecinde açıkça görüldü.
Bu İran görünümü, özellikle batıdan gelen kültürel ve ideolojik etkilere karşı mücadele ihtiyacını doğurdu. Bunun sonucunda, İran, “büyük şeytan” dediği ABD ve “küçük şeytan” dediği İsrail’e karşı cihad ilan etti.
Ehteşami’ye göre İran’ın 79 devrimi sonrasındaki durumu, “İslamın jeopolitiği” dediği faktör tarafından etkilendi. 1980’lerin başındaki Tahran’ın mesiyanik Şiizmi ve devrimi ihraç etme düşüncesi, İran’ın arap komşularının bölgesel konumlarını ve toprak bütünlüklerini tehdit etmeye başladı ve Suudi Arabistan ile diğer Sünni-egemen Arap devletleriyle İran’ın arasındaki gerilimin yükselmesine sebep oldu.
Orta Doğudaki birçok Sünni ve Şiî akıma destek verilmesi, İran dış politikasının bir özelliği olmaya başladı. Tahran, Lübnan’da Hizbullah’ı, Cezayir’de İslami kurtuluş cephesini, Sudan’daki Turabi rejimini, Filistin’deki Hamas ve İslami Cihad’ı, Tunus’ta El-Nahda partisini ve Mısır’daki Cihad grubunu destekledi. 1980’lerde, Filipinlerdeki İslami Ulusal Özgürlük Cephesine ve 1990’larda Bosna’daki Müslümanlara verilen destek de, İran stratejisinin diğer örnekleridir.
Tüm hükümet katmanları, İran’ın dış politikasının, kendi devrimlerini tamamlamak amacıyla tüm dünyadaki Müslümanlara İslami mesajın iletilmesi olduğunu kabul ediyor. Ayetullah Hamaney, “devrimi ihraç edilmesi, tüm dünyayı aydınlatan güneşe benzer” diyor. Ayrıca, İranlı liderler, kendi ülkelerinin, savunma ve genişleme hakkına sahip olan bir güç olduğunu düşünüyorlar. Her ne kadar İran’ın stratejileri İslami değerlere hizmet ediyor gibi gösterilse de, aslında bu strateji, aynı zamanda İran’ın milliyetçi boyutunu temsil ediyor.
Hükümet resmi olarak, İran devriminin, komşu ülkeler için sadece bir ilham olması gerektiğini ve İran’ın, hiçbir ülkenin içişlerine müdahale etmeyi tasarlamadığını söylese de İran’ın eylemleri bu iddiayı yalanlıyor. 1979 yılında, devrim muhafızları özgürlük akımı, İslami kültürü, dünyanın diğer bölgelerine tanıtmakla görevlendirildi. Devlet-destekli terör, hem yurt içinde hem de dışarıda İslami rejimin siyasi cephesinin önemli bir unsuru haline geldi.
