Siyonist rejim istihbarat merkezi Herzilya, Lübnan Hizbullah hakkında hazırladığı raporda, Hizbullah'ın kimliği ve hedeflerini anlatıyor.
HİZBULLAH İDEOLOJİ ve STRATEJİ
VELFECR ÖZEL DOSYA 8
Dr. Ely KARMON
Hizbullah’ın temelleri, İran devriminden önce, Irak’taki Şiî teolojik akademilerde beraber eğitim gören İranlı ve Lübnanlı Şiî ulema tarafından atıldı. 1950 ve 60’larda, bu akademiler, Arap milliyetçiliği ve sekülerizmine İslami bir alternatif formüle etme konusunda aktif olarak çalışıyorlardı.
Seyyid Hüseyin Fadlallah, Necef’in, skolastisizm ve radikalizminin bir karışımının ürünüydü. 1966 yılında, Lübnan’a gitti ve Beyrutta, Hüseyniye’yi (İslami aktivizm merkezi) açtı. 1970’lerde, Lübnanlı birçok teoloji öğrenci Irak’tan sürgün edildi ve bunlar Fadllalah’ın müritleri oldular. Ve bir süre sonra da, Hizbullah’ın çekirdeğini oluşturdular.
1970’lerde Lübnan’a sığınan İran İslami muhalefeti üyeleri, Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından kabul edilerek eğitildiler. Bu Filistin kamplarından mezun olanlar arasında Muhammad Montazeri ve Ali Akbar Mohtashemi de bulunuyordu.
Muhammad Montazeri’nin ilk başarısız girişimi, 1979 yılında 600 kadar İranlı gönüllüyü, İsrail’e cihad başlatmak üzere Lübnan’a göndermesi olmuştur. Lübnanlı Şiîler ile İran arasında etkili bir ortaklık ancak 1982 yılında, İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesinden sonra başladı. Suriye, İran’a, 1000 kadar devrim muhafızını Beka vadisine gönderme izni verdi ve burada devrim muhafızlar, bir Lübnan ordu kışlasını ele geçirerek burayı kendilerinin operasyonel üsse haline getirdiler.
Askeri ve dini eğitimcilere sahip İran gücü, İslami Amal örgütünün militanlarını kullandılar. Hizbullah’ın lider tabakası, Humeyni’nin 1979 anayasasında kutsal bir yere konan velayet-i fakih anlayışını kucakladı.
İran’ın Şam büyükelçisi Ali Akbar Mohtashemi, yeni akımı yönetmek üzere bir konsey kurdu. Konsey, İran büyükelçisini, Lübnan ulemasını ve gizli operasyonlar ile akımın milis güçlerinden sorumlu olan bir güvenlik grubunu içeriyordu.
Hizbullah, kendi doktrinini Şubat 1985 tarihli bir dökümanda açıkladı. Bu döküman, Lübnan’daki ve tüm dünyadaki mazlumlara yönelik açık bir mektup gibiydi ve Tahran’ın ideolojisini yansıtıyordu. Bu doküman, İran’ın, Allah’ın yardımıyla zalim rejimlerin baskısını kırabileceğini belirtiyordu. Hizbullah liderliği, Humeyni’ye ve Lübnan’da bir İslam devleti kurma hedefine sadık kalacağını taahhüt etti.
Mektup, hareketin dört hedefini açıklıyordu: Lübnan’daki tüm Amerikan ve Fransız etkisini kırmak; İsrail’in, Lübnan’dan tam olarak çekilmesi; Lübnanlı Falanjistlerin (Lübnan'daki yarı askeri örgüt ve muhafazakâr siyasal parti) adalete teslim edilmesi; ve insanlara, kendi yönetim sistemlerini seçme hakkını vermek (İslam şeriatına olan bağlılığımızı saklamadığımızı akılda tutarak). Fakat zaten eğer Lübnanlılar özgürce bir seçim yapacak olsalar, islamı seçerlerdi.
Hizbullah da İran gibi, ABD’yi, Büyük Şeytan olarak görüyor. Hasan Nasrallah’a göre, “dünyadaki kötülüğün, terörün kaynağı; uluslar arası barış ve ekonomik refahın ana tehdidi; doğaya karşı başlıca tehdit; cinayet, kargaşa ve iç savaşların ana kaynağı ABD’dir.” Ayrıca Fransa da, Lübnan’daki Maronite topluluğuna duyduğu sempatiden ötürü ve Irak’a yaptığı silah satışlarından ötürü, namlunun ucunda kabul ediliyordu.
Nasrallah’ın yardımcısı Naim Kassem’e göre, Hizbullah ile Batı arasında ayrıca bir de kültürel çatışma var. Bu düşünceler ışığında Hizbullah’ın misyonu, Lübnan’ı da aşan bir çatışmada aktif rol almaktır. 1980’ler boyunca bu dünya görüşünün somut ifadesi, Lübnan içerisinde ve dışındaki Batı hedeflerine yönelik bir dizi saldırı idi.
Hizbullah’a göre İsrail, mazlumlara yönelik işlenen suçların arkasındaki temel aktördür ve en büyük şer odağı İsrail’dir. Bu yüzden, İsrail’in varlığına tahammül edemiyorlar; tek hedefleri, İsrail’i yok etmek ve Filistin’i özgürleştirmek. Bu durum, Hizbullah ile, Filistin Kurtuluş Örgütünün İsrail’le yaptığı barışa karşı olan diğer gruplar arasındaki ilişkiyi açıklıyor.
Hizbullah’a göre her Şiî, askeri, siyasi ve sosyal anlamda direniş göstermelidir. Ayrıca, direniş bir dini görevdir. Ve de bu direniş, Allah tarafından desteklenmektedir; zafere kaçınılmazdır.
Hizbullah, mücadelesini 3 seviyede gerçekleştiriyor: açık, yarı-gizli ve gizli. Fadlallah ve ulema, İslam düşmanlarına karşı direniş mesajını ve Humeyni’ye olan sadakatini, camilerde ve Hüseyniyyede açıkça ifade ediyor. Devrim muhafızları, güney Lübnan’da İsrail’e saldıran yarı gizli İslami Direniş’e eğitim verdi. Ayrıca hareketin gizli kolu İslami cihad, Batı hedeflerine operasyonlar düzenledi.
Kullandıkları etkili stratejileri hakkında –intihar saldırıları- Kassem, dini/felsefik bir açıklama yaptı: Batı, bizim yükselişimizi gördü ve zafere erişeceğimizi anladı. Bu yüzden, şehitlik mertebesini kötülemeye başladı. Bu dünyanın kurallarına göre onlarla savaşırsak, kaybedeceğimizi biliyorlar. Fakat inanç açısından, biz onlardan üstünüz ve her zaman galip geliriz. Onlar, “şehitlik”i, sıradan bir ölüm gibi görüyorlar halbuki şehitlik, değerlidir, kutsaldır ve saygıdeğer bir mertebedir. Bu, Allah yolunda ya da adalet yolunda ölmek demektir.
