Ziyonist rejim istihbarat merkezi Herlziya'nın yayınladığı rapora göre Hizbullah ile ile Filistin İslami direnişi Hamas arasındaki ilişki
İSRAİL'İN GÜNEY LÜBNAN'DAN ÇEKİLMESİ (MAYIS 2000-eylül 2001
VELFECR ÖZEL DOSYA 12
Soğuk Savaş sonrası, dünyada güçler dengesinin kurulamayacağı görülünce Suriye, kendisini ABD’ye sevdirme yolunu seçti. 1990 yılında Irak-karşıtı koalisyona katıldı ve ABD’nin, Suriye’nin Golan tepelerini geri almasını sağlayacak, İsrail ile yapılacak bir barış sürecini gerçekleştirebileceği düşüncesiyle, Madrid barış sürecine de dâhil oldu. Suriye, stratejik bir karar aldı ve ilk defa, İsrail ile direkt ilişkiler kurmaya başladı. Ayrıca, İsrail ile, askerden arındırılmış bölgeler ve ilişkilerin normalleştirilmesi hususunda bazı anlaşmalara vardı. Fakat, yine de Hizbullah’ı, İsrail’e baskı yapmak için kullandı. Vermek istediği mesaj ise, Arap bölgesini işgal ederek İsrail’in, barışçıl sınırlara sahip olamayacağıydı.
Hizbullah’ın, İran’a olan bağımlılığına rağmen Tahran, hiçbir zaman Hizbullah’ın operasyonlarını denetleme görevini üstlenmedi. Bu görev, uzun süre boyunca Şam yönetimine düştü -1991’de Lübnan iç savaşının sona ermesiyle Tahran, Lübnan ve Arap-İsrail çatışmalarında Suriye’nin önceliğini kabul ettiği için görevi Şam’a verdi.
Bu düzenlemenin altını iki şey oydu. Birincisi, Hafız esad’ın ölümü ve Beşar Esad’ın gelişidir. Her ne kadar babası, Hizbullah ile iyi ilişkiler yürütmüşse de oğul esad, bu ilişkiyi, neredeyse bir eşit-ortaklık seviyesine getirdi. Milis güçlerinin, Suriye sokaklarında gövde gösterisi yapmalarına izin verildi ve Nasrallah’ın resimleri, Suriye başkanının resimlerinin yanına asılmaya başlandı.
Bazı analistlere göre Hizbullah’ın odak noktası, Lübnan topraklarının işgalden kurtarılması ve İsrail-Filistin savaşıdır. ABD harp okulundan Sami Hajjar’a göre Hizbullah, “bu alanların dışındaki alanlarda, sadece diplomatik anlamda ilişkiler kurar. Bu parti, belki kürsel bir düzeye ulaştı fakat 20 yıldır bu durum, Lübnan-İsrail meselesi dışında herhangi bir esele ya da alanda, ciddi tehditler oluşturmadı.”
Ehud Barak yönetimindeki İsrail hükümeti, güney Lübnan’dan çekilme ve Filistin otoritesine, Camp David anlaşmasıyla güzel öneriler de bulunma yoluyla, bir barış anlaşması konusunda doğru yolda olduğunu gösteriyordu. Fakat Yaser Arafat, iki konuda İsrail hükümeti ile anlaşamadı: Kudüs’ün statüsü ve Filistinli mültecilerin “geri dönüş hakkı”. Ve 2000 Eylül’ünde, eski savaş ve terör günlerine dönmeyi seçti. Ve bu sefer, kampanyanın adını değiştirdi: “El-Aksa İntifada.”
Hizbullah, bu kampanyaya destek vermekte gecikmedi. 2000 Ekim’inde, barış sürecine karşı olan Hizbullah liderleri ile bazı Filistinli gruplar, Beyrut, Şam ve Tahran’da bir dizi toplantılar düzenlediler.
Hizbullah, Lübnan ve Filistinli milliyetçilerden oluşan ve de İsrail ile herhangi bir anlaşmaya karşı olan bir komitenin kuruluşunu duyurdu. O zamandan beri Hizbullah, Filistinli direnişçilerle olan işbirliğinin ve de lojistik ve operasyonel destek ile askeri eğitim desteğinin seviyesini arttırdı.
Hizbullah, Filistin intifadasında bulunuşunu, ABD önderliğindeki emperyalist güçlere karşı bir direniş olarak görüyor. Nasrallah’a göre Hizbullah, “sorumluluklarını bilmelidir ve Filistinlilerin yalnız başına savaşmasına asla izin vermemelidir.”
Bu strateji, Hizbullah’ın, Lübnan’ın İslamileştirilmesi (Suriye, pençelerini Lübnan’dan çekmediği sürece ve de Lübnan’ın çeşitli dini toplulukları arasında bir güçler dengesi varolduğu sürece hiç gerçekleşmeyecek olan) projesi ile uyumludur. 1980’lerin sonlarına doğru Hizbullah lideri Hüseyin Musavi, “Hizbullah’ın Lübnan’daki zaferi, Amerikan emperyalizmi ve Siyonizm ile daha çok mücadeleye bağlıdır… ve Beyrut’ta bir İslami hükümet kurma önşartı da Siyonist rejime karşı bir zaferdir,” dedi.
Hizbullah, İsrail ile Filistinliler arasındaki şiddetin devamını, kendi hedeflerini gerçekleştirmenin yolu olarak görüyor. Hizbullah lideri Fadlallah, kendi düşüncelerini, “Filistin davası, düştüğümüz ya da ayakta kaldığımız yer”, ve “Filistin, bölgenin geleceğinin kararının alınacağı savaş cephesidir” başlıkları altında sundu. Benzer şekilde, Nasrallah, Hizbullah’ın Filistin meselesi ile ilgileneceğini çünkü “bunun da bir Arap ve İslam davası olduğunu” deklare etti.
2000 Ekim’inde Filistin intifadasının başında Hizbullah, 3 İsrail askerini ve yurt dışındaki bir İsrail vatandaşını kaçırdı. Hizbullah’ın, İsrail tarafından Filistinli terör altyapısına yaptığı operasyonları durdurma çabaları, 30 Mart’tan 13 Nisan 2002’ye kadar olan sürede zirveye ulaştı. Bu kampanya, Nasrallah ile Beşar Esad arasındaki görüşmenin ertesi günü başladı. Analistlere göre, “bu yükseliş, Suriye’nin, orta doğu’daki istikrar üzerindeki etkisinin deva ettiğini gösterme yoluydu.” Bu kampanyanın zamanlaması da “Mart sonunda Beyrut’taki arap zirvesinde kabul edilen ve Suudi prensi Abdullah tarafında önerilen barış girişimi ile bağlantılıydı.”
İsrail güvenlik servisinin sağladığı bilgiye göre, bu dönem içerisinde Hizbullah’ın Filistin terörü içerisindeki etkisinde büyük yükseliş var. 2002 yılında, yedi Filistinli grup Hizbullah tarafından yönlendiriliyordu, 2003 yılında bu grupların sayısı 14’e, 2004’te ise 51’e yükseldi. Hizbullah ile ilişkili silahlı birimlerin birçoğu, çoğunlukla batı şeria2da olmak üzere El-Fetih ile bağlantılılar. Bu birimlerden 6 tanesi İslami Cihad, 3 tanesi Hamas ve en az 4 tanesi Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile bağlantılıdır. 2004 yılında, 67 saldırı Hizbullah tarafında başlatıldı, ve bu saldırıların %20’ye yakını Yeşil Çizgi üzerine yapıldı.
Açık askeri eylemlerine paralel olarak Hizbullah, Filistin otoritesi ve İsrail içerisinde, bağımsız bir terör ve istihbarat altyapısının kurulmasına da önem vermekteydi. Bölgeler’de, örgüt, Filistinli eylemcileri, Lübnan’daki Hizbullah kamplarında eğitmek üzere topladı. Örgüt ayrıca, İran devrim muhafızları ordusunun eylemcileri ile de, El-Fetih Tanzim unsurlarının toplanması konusunda çalıştı. Bu şebekenin üyeleri – “Şiva birlikleri” diye bilinir- Hizbullah’ın Batı Şeria şubesi gibi çalışırlar.
Hizbullah’ın Suriyelileştirilmesi?
Gambill ve Abdelnour’a göre, Hizbullah, Filistin intifadasını kullanarak, İsrail’e yönelik düşmanlığı yenilemeye motive olmuşsa da, 2000 Ekim’inde İsrail’e saldırı kararı, daha çok, Suriye işgaline yönelik Lübnanlı muhalefetin artışına bağlıydı. Hizbullah’ın sonraki 6 ay içerisindeki operasyonları, Lübnan muhalefetinin, Suriye işgaline karşı patlamalarını takip etti.
Suriye’nin, Hizbullah saldırılarının zamanını belirlemesi o kadar aşikâr bir duruma geldi ki, 14 Nisan 2001 tarihindeki büyük bir saldırının misillemesi olarak, İsrail hava kuvvetleri, Dahr al-Baidar bölgesindeki bir Suriye radar istasyonunu vurdu. 1 Temmuz’da, İsrail, Lübnan’daki başka bir Suriye radarına ikinci bir saldırı düzenledi.
İsrail’in, 2000 Mayıs’ında Lübnan’dan tek taraflı olarak çekilmesi, Hizbullah’ın meşruiyetini zayıflatırken İran-Suriye-Lübnan ittifakını da güçlendirdi. Hemen arkasından, Suriye ordusunun Lübnan’dan çekilmesi, Hizbullah üzerindeki İran etkisini arttırdı.
Filistin otoritesi, 2000 intifadası süresince, ılımlı tarafta olma durumunu bozunca, İran-Hizbullah ekseni, Filistin arenasında gövde gösterisi yapma fırsatı buldu ve Hizbullah, İsrail’e ve diğer bölgelere yöneltilmiş İran tahribatının stratejik bir unsuru oldu.
İran ve Suriye’nin, Filistinli radikal gruplara verdiği destek, Filistin sorununu sona erdirecek olan bir barış anlaşmasını önleme politikalarının bir sonucudur. Suriye için bu, Golan tepeleriyle ilgili İsrail ile yapacağı görüşmelerde, onu zayıf duruma düşürebilir. İran için, böyle bir barış anlaşması İsrail ile Arap devletleri arasındaki ilişkiyi pasifize edeceğinden ötürü, İran’ın jeostratejik izolasyonunu arttırabilir. Ayrıca, İran, Hizbullah’ı diğer Arap rejimlerine karşı potansiyel bir araç olarak kullanmak ve de bu rejimlerin radikal Filistinlilerle olan ilişkilerini kullanarak Orta doğuda daha etkili rol oynamak istiyor.
