ARAS BÜLTEN
Ana Sayfa
Türkçe | English | فارسی | العربية | Arşiv | Video | Künye | İletişim
ANALİZLER
Demokrasiyi Anlamak

Demokrasiyi Anlamak

Nasıl Müslüman Olduğunu Hz. Fatıma Gününde Anlattı

Nasıl Müslüman Olduğunu Hz. Fatıma Gününde Anlattı

Şeyh Mahir Hammud'dan Suriye Hutbesi

Şeyh Mahir Hammud'dan Suriye Hutbesi

Mısır İhvanı Cumhurbaşkanlığı Projesini Açıkladı

Mısır İhvanı Cumhurbaşkanlığı Projesini Açıkladı


"Küresel Ortak Söylem” Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

Ahmet Faruk Ünsal'ın Sempozyum Açılış Konuşması

Ahmet Faruk Ünsal'ın Sempozyum Açılış Konuşması

Adil Barış: Küresel Ortak Söylem Sempozyumu (foto)

Adil Barış: Küresel Ortak Söylem Sempozyumu (foto)

Örs: İslamcılar NATO Çizgisinde Konumlandırıldı

Örs: İslamcılar NATO Çizgisinde Konumlandırıldı

28 Şubat: Yeni Türk-İsrail Ekseni'nin Ürünüdür

28 Şubat: Yeni Türk-İsrail Ekseni'nin Ürünüdür

Tantik: Mezhep Savaşı Kumpaslarına Dikkat Edelim

Tantik: Mezhep Savaşı Kumpaslarına Dikkat Edelim

Erbakan: Amerika Ne İstediyse Tersini Yaptım (VİDEO)

Erbakan: Amerika Ne İstediyse Tersini Yaptım (VİDEO)

Siyonizme Karşı İslam İnkılabını Korumalıyız (VİDEO)

Siyonizme Karşı İslam İnkılabını Korumalıyız (VİDEO)

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmasının Tam Metni

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmasının Tam Metni

Emperyalist ve Siyonistler Suriye'de Neyin Peşinde?

Emperyalist ve Siyonistler Suriye'de Neyin Peşinde?

Filistinli Bakanın Feryadı Bizi Ne Kadar Utandıracak

Filistinli Bakanın Feryadı Bizi Ne Kadar Utandıracak

Türkiye'yi Suriye'ye Saldırtma Projesi İşleyecek mi?

Türkiye'yi Suriye'ye Saldırtma Projesi İşleyecek mi?

Suriye Rejimini Yıkmak İçin Dört Askeri Seçenek

Suriye Rejimini Yıkmak İçin Dört Askeri Seçenek

Suriye Rejimini Ancak Askeri Müdahaleyle Yıkabiliriz

Suriye Rejimini Ancak Askeri Müdahaleyle Yıkabiliriz

Siyonistlere Göre Esad'ı Devirebilmenin Altı Yolu

Siyonistlere Göre Esad'ı Devirebilmenin Altı Yolu

İsra Haber'den General Eş Şeyh'in

İsra Haber'den General Eş Şeyh'in "Tekzib"ine Yanıt

DUYURULAR  _

Hizbullah Direniş Komutanından Zaferin Perde Arkası

31.07.2009, 04:48:40

| Yorum Yaz
Hizbullah Direniş Komutanından Zaferin Perde Arkası hizbullah direniş komutanı, büyük zaferin 3. yıldönümünde savaşın bilinmeyenlerini kritk anlarını, ve Hizbullah'ın direniş gücünü anlatı.


Hizbullah komutanı, Doğru Vaad operasyonunu ve ilahi zafere gidilen yolda bilinmeyenleri anlattı.

Savaşın ilk haftaları: Hava silahının direnişin füze gücünü yok etmede başarısız olması, savaş gemisi vurulduktan sonra hava silahının Lübnan topraklarından uzaklaştırılması, hava kuvvetlerinin felce uğraması ve Litani’nin güneyine hakim olmasının engellenmesi ile sonuçlandı.

Bütün bunlar, İsrail’in Temmuz 2006’da Lübnan’a karşı açtığı savaşın başlangıcında İslami direnişin vardığı ve düşmanın stratejik zafiyetini ortaya çıkardığı ve ona verdiği kayıpların özetidir.

İslami direnişteki kıdemli bir lider önündeki kağıda bu ifadeleri kaydediyor ve direnişin savaşın başlangıcında bu kollardaki etkisinin kendini göstermeye başladığını, düşmanın sonu olmayan bir yolda bu krizden çıkmak için kendine bir çıkış aradığını vurguluyor.

Düşmanla savaş meydanında çatışmalara giren ve bu çatışmaları çalışma odasından yöneten İslami direniş lideri saniye saniye çatışmaların gidişatının en ince ayrıntılarını izliyor. Şehitlerin adlarını ve şehit oldukları yerleri söylüyor, Siyonist güçlerin kuşatma altına alındığı eve, düşman askerlerin nasıl öldüğüne ve arkadaşlarının kaçtığına işaret ediyor, mücahitlerin 40 bin Siyonist asker karşısında ve askeri bütün kollardan kuşatılmışken nasıl cesurca savaştığına işaret ediyor.

Bütün bu ayrıntıları bilen lider, savaşı stratejik açıdan okuyor, onu bütün cephelere açık bir dürbünden görüyor. (Düşmanın Savaş Bakanı Amir Peretz’in dürbününden başka bir dürbün.)

Cephe hattı ile vadi ve tepeler arasında, 12 Temmuz ile 14 Ağustos arasında “doğru vaad” ile stratejik ilahi zafer arasında hala direniş nezdinde stoku tükenmemiş bir silah olarak birçok sır bulunuyor. Savaş meydanında savaşan gençler, toprak, vatan, izzet, onur ve yenilgi bataklığına saplanmış düşman.

Direnişin Siyonistlerin görüntüsünü sarstığı doğru vaad operasyonundan yenilgiyi müjdeleyen tanklara, direnişin girdiği çatışmalara,yaralı ve şehitlere, mücahitleri bağırlarına basan iyi insanlara…

İslami direniş lideri onunla yaptığımız röportajın ilk bölümünde doğru vaad operasyonundan, direnişin savaş kararıyla yüzleşmesinden, savaş gemisinin yok edilmesine kadar olan olayları anlatıyor.

Doğru vaad operasyonu İslami direnişin stratejisinde nerede yer alıyor?

Biz çok büyük maddi güçlere, üstün becerilere, gelişmiş araçlara, uluslar arası düzeyde maddi ve manevi desteğe ve aynı zamanda deneyime sahip olan bir düşmanla savaşıyoruz. Bizim düşmanla savaştaki stratejimiz, onunla olan mücadelemizde maddi ve manevi etkinin devam etmesini sağlayan yöntem, zaman ve büyüklükteki çeşitliliğin yanı sıra aynı anda hem kaliteli hem yasal hem de yoğunlaştırılmış faaliyetlere dayanmaktadır. Düşmana acı veren ve bizim de operasyonlarda zorunlu gördüğümüz yöntemlerden biri düşmanın ve onun operasyonlarının manevi olarak sonunu getiren esir almadır. Bu aynı zamanda düşmanın hapishanelerindeki esirlerimizin serbest kalması için direniş bazında insani bir zorunluluktur.

Bilindiği gibi İsrail bu çeşit bir operasyonu bekliyordu. Öyleyse nasıl sürpriz oldu?

Doğru, ancak İsrail’in bu uyarıyı tercüme etme ya da bu bilgiyi savaş meydanına taşıma gücünün ne olduğu belli değil. Allah’ın bize bildirdiği gibi hepimiz öleceğiz. Fakat her birimizin bu bilgiyle yaşama gücü nedir? Psikolojik,manevi ve realite düzeyinde bizden biri ölümün ne zaman onu yakalayacağını bir derece hissedebilir ama ondan kaçamaz. Bu çok zor ve karmaşık bir hikayedir ve kolay değildir. Evet doğru, İsrail esir operasyonu olacağını biliyordu. Ama büyük ölçüde sahip olduğumuz savaş deneyimi bizim, Yahudilerin gözü önünde ve pratikte girenin çıkanın kontrol edilebileceği çok büyük bir güç olan sınırları gözleyen sistemlerin gözü önünde büyük bir rahatlıkla bu operasyonu yürütmemizi sağladı. Bizimle birlikte bu güç bütün değerini kaybetti. Burada esir operasyonunun uzun bir hazırlık dönemi,uzun ve yorucu bir nefes ve yüksek düzeyde sabır gerektirdiğine işaret etmek gerekir. Lojistik hazırlıkların yanı sıra sakinlik, huzur ve hareketlerimizi kontrol etme düzeyinde bizim dayandığımız şeye başka herhangi bir özel gücün dayanmasının zor olduğu kanaatindeyim. Diğer bir deyişle biz uzun müddet bütün gözetleme ve uyarı araçları, düşmanın askerlerini yönlendirmesi ve farklı yönergelerine rağmen düşmanın burnunun dibinde oturduk. Buna rağmen bize hiçbir şey yapamadılar ve biz de uygun zamanda onları ele geçirinceye kadar uzun bir süre bekledik.

Biran bile olsa bu operasyonun başarısız olacağı hissine kapılmadınız mı? Yoksa başarılı olacağına emin miydiniz?

İlerleyişimizdeki kazanç konusundan hareket edersek iki konu üzerinde durmalıyız: bir yandan Allah’ın rızasını kazanma ümidi ve olayları inceleme metodumuz. Şöyle ki; biz herhangi bir operasyona adım attığımızda bütün varsayımları, karşılaşabileceğimiz en kötü senaryoları ortaya koyuyoruz. Her bir senaryo için, bizi başarıya götürecek belirli bir çıkar yol bulmamız gerekiyor. İşimizin yapısı bu. Bir sürprizle karşılaşmamak için bütün senaryo ve varsayımları ortaya koymak. Bir operasyonu gerçekleştirmeye giderken bizim için en önemli olan şey sürprizle karşılaşmamamız gerektiğini göz önüne almaktır. Uygulama esnasında değişiklikler olsa bile bu daha önceden düşünülmüş ve alternatif planı hazırlanmış bir durum olur. Ve tabi bu da sürpriz olmaz. Buna binaen bir kere bile olsa kazanamayacağımızı düşündüğümüz bir operasyona gitmediğimizi kesin olarak ifade ediyorum.

Doğru vaad operasyonunda planlananların uygulandığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle.

İsrail’in Tepkisi

Esir operasyonu olaylarına dönecek olursak; operasyonun hemen ardından meydana gelen olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani düşmanın savaş ilan etmesinden önce… Tepki sizin beklediğiniz gibi geleneksel miydi?

Biz askeri tecrübemiz sayesinde sürpriz kelimesinin, onun etkilerinin ve yankılarının ne anlama geldiğini biliyoruz. Liderlikten başlayıp fertlere kadar bütün askeri güçler sürprizle karşılaştıklarında bu her düzeyde onlar için şok etkisi yapar. Şoktan bahsettiğimizde düşman tarafında ne bir hareket ne de bir girişim olmaz. Esir operasyonu ve onun yankılarıyla ilgili olarak biz bunun düşmana yapacağı şok etkisini –bunu önceden hesaplamış olsa bile- tahmin ediyorduk ve esir operasyonunu yapmaya karar verdik. Hizbullah lideri buna defalarca işaret etti. Önümüze bütün bir İsrail’in görüntüsünü koyduk. Bu görüntüdeki her bir hareket için bizim tarafımızdan hazırlanmış özel bir plan vardı. Savaş alanında İsrail’in yenilgisi kesindi ve sonunda şok gerçekleşti. Onlar tarafından bize karşı yapılacak herhangi bir girişimin özelliği ve hacmi bellidir. Konunun tamamı iki şekilde ifade edilebilir: birincisi; hava silahının belirli sayıda belirli derinliğe saldırıda bulunması. (Esir görüntüsüne tahammül edemedikleri için özellikle de esir operasyonunun yapıldığı Zırııt bölgesinin diğer bölgelerin aksine İsrailliler için çok şey ifade etmesi sebebiyle) Bu, uygulanma kararının alınması büyük cesaret isteyen bir operasyondur. Operasyonun yapılacağı yer konusu ise, özellikle yerleşim birimlerini savunma anlamında bu düşmanın aslına dokunur. Bu sebepten sözünü ettiğim yankıların olmasını bekliyorduk. İkincisi; düşman tarafından sınırlı bir takip bekliyorduk. Buna karşı koymak için bir plan yapmıştık. Sonunda da bu plan gerçekleşti. “Rahip” tankı harekete geçer geçmez direnişçiler onu yok ettiler, 4 askerden oluşan mürettebatını öldürdüler ceset parçaları ortalığa dağıldı. Bu bizim tarafımızdan bekleniyordu. Ancak daha sonra düşman savaş kararı aldı. Bu başka bir durum…

Direnişin düşmanın tepkisine şaşırmadığını ve sert bir cevap beklediğini söylediniz. Ama Nasrallah askerlerin esir alınmasının ardından yaptığı basın

toplantısında…(
kesinti)

Dikkat edin… Biz İsrail’in merkezlerimize ve Litani Nehrinin güney bölgesindeki belirli bir derinliğe saldırmasını bekliyorduk. Üsse yapılacak saldırı düzeyinde durum bundan daha fazlasını kaldırmaz. Çünkü önceden İsrail sadece ileri uca (cephe hattı) saldırırdı. Belki de İsrail bir mesaj niteliğinde konumunu değiştirebilir. Bu operasyonda ise nehrin güney bölgesinde daha yoğun saldırılar beklemiştik.

“Rahip” tankının yok edilme operasyonundan bahsettiniz. Bize bunun hikayesini anlatır mısınız?

Bu operasyon esir operasyonunun tamamlayıcısıdır. İsrail savunma sisteminin esir operasyonundan başlayıp “Rahip” çatışmalarına kadar yaşadığı şok olağanüstü bir durumdur. Düşman ilk anda yani ilk yarım saat içinde kuvvetleri üzerindeki hakimiyetini kaybetmiş, ne olup bittiğini anlayamayan, başka bir dünyada yaşayan bir varlığa dönüştü. İkinci yarım saatte karmaşa halindeydi. Operasyonun 3. saatinde durum daha kötüydü. Operasyonun yapıldığı bölgeye ulaşmaya çalıştı… Tabi bu bölgeye ulaşmak belirli teminatlar olmaksızın olmaz. Zırııt bölgesiyle “Rahip” in olduğu bölge operasyonun yapıldığı bölgeye nazır olması itibarıyla oraya yaklaşmak istedikleri her defasında direnişin açtığı ateşle karşılaşıyorlardı. Bunun sonucu olarak büyük bir felce uğradılar. Fakat sonunda cahil cesareti olarak adlandırdığımız bir cesaretle harekete geçtiler ve bu tank sadece uğradıkları kayıbı kapatmak ve askerlerin maneviyatını artırmak için ortaya çıktı. Fakat tank hareket eder etmez direnişçilerin yerleştirdiği patlayıcı maddeyle havaya uçtu, paramparça oldu ve cesetler etrafa dağıldı. O zaman çatışmalar oldu. Peki ne oldu? Bildiğiniz gibi İsrail’in asıl derdi cesetlerin direnişçilerin eline geçmemesidir. Bu amaçla asker nakleden tanklar ve araçlardan oluşan yeni kuvvetler öne çıktı. Ama onlara da direnişçiler tarafından ateş açıldı ve geri çekildiler. Sonra piyadeler öne çıktı. Bu kuvvetler hiç kimsenin tanka yaklaşıp cesetleri almaması için tankın çevresini gözetme rolünü üstlendiler. Kardeşlerimiz birkaç gün tankın çevresinde düşmanla çatıştı. Bu konudan sorumlu kişi olarak söylüyorum; eğer askerlerin cesetleri toplaması kararını almış olsaydım bunu yapabilirdik. Fakat bize özel sebeplerden dolayı bu emri vermedik.

İsrailliler daha sonra tankı çekmeyi başarabildiler mi?

Hayır. Başlangıçta tankı değil cesetleri çekmeye çalıştılar…Günler geçtikten sonra ancak askerleri çekebildiler.

Savaş Kararı

Direniş ne zaman düşmanın büyük bir saldırıya yöneleceğini ve operasyona karşılık vereceğini anladı?

İlk işaret bakanlar kurulu kararının alınmasında ortaya çıktı… İkinci işaret nehrin güneyindeki direniş alt yapısının hedef alınması kanalıyla geldi. En önemli nokta ise; bizim, düşmanın füze gücümüzü kırmada başarısız olduktan sonra savaşa doğru gittiğini anlamamızdır. Bu başarısızlık onu kışkırttı ve maceraya atma zorunluluğu getirdi. Saldırılar ve savaş gemisini vurma kanalıyla yapılan ihlaller devam etti.

Direnişin Hazırlığı

Düşmanın büyük bir savaşa doğru gittiğini anladığınızda direniş buna tam hazırlıklı mıydı?

2000 yılından bu yana kendimizi her açıdan {Siz de onlara karşı yapabildiğiniz karar her kuvvetten hazırlık yapın…}Enfal/60 kuralı gereğince tam donanımlı olmaya hazırlıyoruz. Örneğin İsrailli askerleri esir alma operasyonunda belirli bir çerçevede çalıştık. Söylediğim gibi belli bir tepki bekliyorduk. Ama meselenin savaşa doğru gittiğini hissettiğimiz anda bütün yerel ve ihtiyat güçlerimizi bu savaş için harekete geçirdik. Gerçekte ise, savaş esnasında bizim direnişçiler olarak sahip olduğumuzun yanında onların maddi ve askeri düzeydeki güçlerine bakarak İsraillilere karşı kazandığımız başarılar beni şaşırttı. Girdiğimiz askeri operasyonların gidişatı, az sayıda ölü ve yaralının olması ve kardeşlerimizin köyler ve ileri hatlardaki direnişi… Hizbullah’ın savaşın ilk günlerinden son ana kadar insani güç ve füze gücü olarak çok etkin bir şekilde varolduğunu söyleyebilirim. Hatta saldırının son günlerinde bile kardeşlerimizin yüksek savaşçı ruhu sayesinde koordineli ve çok güzel bir şekilde roket atabiliyorduk.

Direniş olarak kendi gücünüze şaşırdığınızı söyleyebilir miyiz?

Açık söylemek gerekirse evet. Bizim bu coğrafyada direndiğimiz, elimizde her cinsten silah olduğu ve inisiyatifin hala elimizde olduğuna bakılırsa bu normal bir olay değil. İsrailli, köye girdi ve ona ateş edildi. Sömürgeyi kovma kararı alıyorum ve atıyorum. Nereye istersem özgürce oraya atıyorum. Bu hareket özgürlüğü bizi şaşırttı. Açıkça söylemek gerekirse bu, aramızda 40 bin İsrail askerinin olduğu bir zamanda oldu. Bu yüzden olayı bu şekilde değerlendirmeliyiz. Nereye ayak bastı. Dünyanın en büyük gerilla savaşına giren direnişin yaptığına bak. Bu savaşın en önemli görüntüsü direnişin yaptığının dünya üzerindeki hiçbir askeri okulda olmamasıdır.

Klasik Savaşla Gerilla Savaşının Karışımı

Direnişin içine girdiği klasik savaşla gerilla savaşının karşımı mıydı?

Tarihi olarak bilinmektedir ki; düzenli ordu varlığını ona denk bir ordu karşısında ispat eder. Güçlü olan müdafaa eder zayıf değil. Çünkü zayıf kendindeki noksanı kapatmak için hücuma geçer. Bazen de güçlü müdafaacı saldırıya geçer. Öyleyse güç ölçütü savunmadır saldırı değil. Tarihi olarak bakarsak çeteler nasıl çalışır? Daha önce düzenli bir ordu karşısında savunma yapan çeteler hakkında soru sorulmamıştır. Çünkü çeteler düşmanın ülkeye girip işgal etmesine izin verir. Daha sonra ona karşı belirli bir süre yıpratma savaşı uygular. Yıpratma savaşına dayanacak gücü olmadığından düzenli ordu sonunda ülkeyi terk eder. Peki biz ne yaptık? Gerilla savaşı ve sabit müdafaa. Sabit müdafaa, müdafaa çeşitlerinin en güçlüsüdür. Bu İsraillinin topraklarımıza girmesine engel olmayı hedefler. İsrailli düşmana karşı gerçekleştirdiğimiz sonuçlar açısından bakacak olursak; yaptıklarımızın okuduğum hiçbir askeri ansiklopedide ya da askeri okulda olmadığı kanaatindeyim.

Sözlerinizden direnişin başından sonuna kadar inisiyatifi elinde bulundurduğunu anlayabilir miyiz?

Tabiiki. Söylediğim gibi askeri düzeyde hazır olmamıza rağmen –sonuçlar da bunu gösteriyor- İsrail’in bu savaşa gireceğini beklemiyorduk. Eğer İsrail’in hedefi Hizbullah’ı yok etmek idiyse çok basit bir okumayla girdiği köylerde direnişçilerin hala onunla inatla çarpıştığı sonucunu çıkarabiliriz. Marun Al-Ras beldesini ise direnişin elindeki cephane bittikten sonra kasıtlı olarak terk ettik. Dünyadaki herhangi bir askeri getirip ona Marun Al-Ras’ta direnip direnemeyeceğini ve direnişçilerin elinde bulunan imkanı sorabilirsiniz. Orada uzun zaman iki İsrail tugayına karşı direndik. Sonra bu bölgenin çıplak ve her yönden açık olduğunu unutmayın. Buna rağmen direniş orada büyük ve önemli başarılar kaydetti. Kastettiğim; kelimenin tam anlamıyla bizim İsrail’e kalkan operasyonu düzenlediğimizdir. Düşman köylere belirli mesafeler dışında yaklaşamadı. Düşmanın askeri taktiğini bozmaya ve helikopterin, tanka ve piyadelere yaklaşmasına engel olarak askeri sisteminin çökmesine çalışsaydık düşman gerçek bir bozguna uğrardı.

Bu nasıl oluyor?

Çok basit. Direniş unsurlarının üzerinde çalıştığı askeri mühendislikte iki konu var: Birincisinde düşman açık ve an yolları izledi. Tanklarında bombalar patlıyordu. İsrail’in Merkava tankları ana yollara girdiği her defasında infilak ediyordu. O vakit düşman engebeli yollardan gitmeye mecbur kaldı. Pratikte ise bu ona zaman ve insan bakımından külfet oluşturdu. Bu savaş meydanında ortaya çıktı. Çünkü engebeli yollarda onu Md füzeleri bekliyordu. Bu silah onun tanklarının hareketini felce uğrattı ve onları ölü ve yaralıları nakleden araçlara çevirdi. Direnişçiler kara saldırısında ve düşman bölgelere girmede ana kol olması için hazırlanmış bu Merkavaları birer ambulans ve erzak nakliye aracına çevirdi. O halde İsraillinin askeri ve siyasi düzeyde temel derdi, halka falanca bölgeye ulaştığını söyleyebilmek için sınırlı coğrafi bölgelere girmektir. Daha sonra ise bu coğrafya ihlalini siyasi ve müzakere alanında kullanmaktır. Ancak o bu ifadeleri “keskinleştirdi”. Yani İsrail askeri sadece ulaştığını söylemek için herhangi bir yere sızıyordu. Ancak bu, askeri düzeyde hedefe ulaşmak sayılmaz. Savaş meydanında çığlık atarken gördüğün bu askerin de yemek ve diğer ihtiyaçlarının giderilmesi gerekir. Ne İsrailli asker ne tank ne de helikopter ona ulaşıp oradan çıkaramadı ya da erzak temin edemedi. Böylelikle de savaş meydanındaki bütün askeri manevra çeşitlerini ve sürekliliğini kaybetti.

Bu, direniş lideri sizden bunu istememesine rağmen oldu öyle mi?

Evet. Lider başlangıçta bize karşı müsamahakardı. Çünkü gerilla savaşı anlayışından hareket ediyordu. Bize siz topraktan sorumlu değilsiniz dedi. Önemli olan savunma yapmanız, sürekliliğinize uygun olacak, varlığınızı garanti edecek ve düşmanı etkileyecek eylemi gerçekleştirmenizdir.

Savaş Gemisinin Vurulması

İsrail savaş gemisinin vurulmasının savaşın sonuçları ve devamlılığı açısından önemi nedir? Özellikle de ilk sürpriz olarak önemi?

İsrail stratejisi birbirini tamamlayan çeşitli güç unsurlarından oluşur. Denizcilik de bu güçlerden biridir. Hizbullah bu güçlerden her birine darbe indirmeyi başarırsa onun etki ve devamlılık unsurunu kaybetmesine sebep olur. Örneğin, hava silahının direnişin füze gücünü yok etmede başarısız olması, savaş gemisi vurulduktan sonra deniz silahının Lübnan topraklarından uzaklaştırılması, kara güçlerinin felce uğraması ve güney Litan’a hakim olmasının engellenmesi. Bu, stratejik zayıflığı ve savaşın kaybedilmesini ortaya çıkarmak için yeterli ve net bir cevaptır. Savaşın başlangıcında direniş tarafından bu kollarda yapılan etkinin izleri görüldü ve düşman çıkmaza girdi. Bu krizden çıkmak için çıkış aramaya başladı.

Hizbullah genel sekreteriyle Menar televizyonu aracılığıyla canlı yayına geçilmesi ve savaş gemisinin vurulması nasıl aynı anda gerçekleşti?

Teknoloji dünyasında bu mümkün ve yaygın. Bu kolay teknolojik işlerden sayılır hale geldi. Ama olayın büyüklüğü İslami direnişin elinde gizli. Hizbullah artık bütün bu teknolojilere, dikkate ve yüksek koordineye, Hasan Nasrallah’ın birlikte çalıştığı askeri liderliğe ve sahip olduğu silaha olan tam güveninden hareketle savaş gemisinin vurulduğunu canlı yayında ilan edecek derecede sahip. Bunların yanı sıra bu olayın düşmanın psikolojisinde bırakacağı etki de işin başka bir boyutu. Direnişin kaliteli bir iş yapmasını bekleyen insanlar bu olay gerçekleştiğinde Lübnan’da ya da dışarıda düşman savaş gemisinin yok edildiğini itiraf etmeden önce gururlarını ifade etmek için sokağa döküldüler. Tabi bu aynı zamanda Nasrallah’a ve onun direnişine olan güvenlerinin bir ifadesiydi.

Savaş gemisinin vurulması sonrasında ne oldu?

İsrail savaş gemisinde meydana gelen zararı ve yaralı ve ölü sayısını önemsiz göstermeye çalıştı. Neden? Çünkü İsrailli çoğunlukla sahip olduğu askeri aletle silahlanır. Bu alet onu koruyamayacak olduğu zaman karmaşık askeri sisteme olan güveni sarsılır. Bundan sonrada İsrail devletini ve İsrail varlığının oluşum temellerini kurarak görüşünü belirtmeye koşacak halkı karşısında güven kaybedecek. Mesele sadece askeri operasyon meselesi değil. Bu, İsrail’deki iç yapıyı ilgilendiren bir meseledir. Onlar artık bu devletin uzun vadeli olduğuna inanmıyorlar.

Kara Savaşı

Çatışmalar silsilesine dönecek olursak; pahalıya patlayacağını bilmesine rağmen düşman neden kara savaşına girdi?

Yenildim ve her şey bitti demekten başka seçeneği yoktu. Özellikle de her alanda kışkırtılması mümkünken. İlk olarak siyasi alanda; İsrailli askerleri esir alma operasyonunu yaparken onun siyasi yapısına dokunduk. Sayın genel sekreterimiz de hiçbir düşman liderin gerekli askeri deneyime sahip olmadığını söyleyerek ve başarısız olacakları için savaşa girmemelerini tavsiye ederek büyük oranda onların liderlerini hafife aldı. Bu tahrik karşısında hiçbirinin havadan saldırı yapmaktan başka çaresi yoktu. Çünkü ellerindeki askeri verilerin (hedef bankası) direnişi yok etmelerini sağlayacağını düşünüyorlardı. Ama bu silah bir şey yapamadı. Öte yandan İsraillinin prestiji ve askeri caydırma gücü gerçekte bizi esir operasyonunu yapmaktan alıkoyamadı. Böylece tahrik, İsrail ordusunun kusurlarını ortaya çıkardığımız bir metotla yapılmış oldu. Bu büyük çıkmaz karşısında karadan saldırma macerasına girmekten ya da Hizbullah bizi yendi demekten başka çareleri kalmamıştı. Kanaatimce eğer İsrailli bunu yapmış olsaydı birliği dağılır, halkı pılını pırtısını toplar ve Filistin’i terk ederdi. Ama İsrail’de hiç kimse buna cesaret edemedi. Tek bir kez Rabin 93-94 yıllarında liderleri çözüme ikna etme hedefiyle buna cesaret etmişti. Rabin, Hizbullah’ın gücü ve askeri durumu dikkatini çekince anlaşmaya varmalıyız demişti.

Düşman daha geniş bir alana girebilecek güçteyken kara savaşında neden aşamalı bir şekilde hareket etti?

İsrail bizim ileri hatlarda olduğumuzu biliyordu. Onun farklı askeri uzmanlıklarına denk önemli savunma hatlarına sahiptik. Bu yüzden o siyasi, istihbarat ve hava alanındaki başarısızlıktan sonra başka bir başarısızlığı kaldıracak güçte değildi. Ondan başarılı bir adım atması isteniyordu. Bu durum onu hareket edebileceği bir zaman payı olduğu temelinde daha dikkatli adımlar atmaya sev ketti. Bunun yanı sıra direnişin arka hatlarında hakim olabileceği zayıf noktalar bulabileceği düşüncesiyle ileri hatları en az hasarla aşması zorunluydu. Biz de büyük bir sabırsızlıkla bu anı bekliyorduk.

Bu adıma karşı ne yaptınız?

Adım adım ve uygun metotlarla ilerledik.

Özetleyebilir misiniz?

Biz düşmana karşı halkımız nezdinde “engelleme” fikrini temellendirdik. Bu teorinin, işgal altında ve bizim sahip olduğumuz özelliklere sahip olan herhangi bir halka uygulanabilirliğini ispat edebiliriz. Diyoruz ki; geleneksel silahlarla dünyadaki bütün güçleri ezebiliriz. Bunun delili de Marun Al-Ras’ta ve diğer bölgelerde olan çatışmalardır. Bir grup direnişçi Marun Al-Ras’ta iki İsrail tugayına karşı günlerce savaşmıştır, büyük bir sabır ve cesaretle direnmiştir. Buradan da direnişçiler olarak bizler, üzerinde çalıştığımız teorinin uygulanabilir olduğunu ve askeri okullarda bunu kanıtlayabileceğimizi düşünüyoruz.

Düşmanı (Binti Cubeyl ve Vadi El-Huceyr) bazı bölgelere doğru çektiğiniz doğru mu?

Tabi… Biz açık ve düzlük alanlarda İsrail’in hareket etmesine izin vermedik. Bunu da füze savarlarla tanklarını vurarak yaptık. Bu dar vadilerde ilerlemeyi getirdi. Bu bölgelerde çatışma daha uygun olduğu için biz de bunu istiyorduk. Bu bölgelerde düşman dar alanlara dağıtılarak askeri yapısı parçalanırken biz de uçak, tank ve toplardan uzak durabiliyorduk.

Sokak Çatışmasına Girdiniz mi?

Bazı zamanlarda özellikle Binti Cubeyl, Marun Al-Ras ve Ayta el-Şaab bölgesinde. Bu bölgelerde ev ev, sokak sokak savaşa girdik.

Örnek verebilir misiniz… Bazıları hayaletlerden bahsediyor.

(Gülüyor) hikaye hayalet hikayesi değil. Düşünün bir odada patlama oluyor ve direnişçi yığınların altından canlı olarak çıkıyor. İsrail de kara, deniz ve havadan bize gönderdiği ateş gücünü çok iyi biliyor ve bu ateş yoğunluğunun direnişçileri yok etmek için yeterli olacağını zannediyor. Fakat direnişçilerin hala canlı olmasına ve rakibi kadar sebatla savaşmasına şaşırıyor. Bu gerçek bir sürpriz. İsrail 60 senedir böylesini görmemiş. Düşman, direnişçinin Dahiye, Bekaa ve güneyde olanları duyup maneviyatının çöktüğünü düşünüyor ve bu şekilde karada ilerliyor. Arkasında hala hırsla savaşan direnişçiler olmasına şaşırıyor. Bu daha önceden alışık olmadığı bir durum.

İsrail’in savaşı kaybettiğini ne zaman anladınız?

Açık konuşacağım. İsrail saldırısının son iki haftasında artık İsrail’in yenilmiş olduğuna kanaat getirdim. İsrail’in vakit kazanmaya çalıştığını biliyordum. Yani girdiği çıkmazdan onu çıkaracak siyasi faaliyet için gerekli vakit. Düşman kara, hava ve denizde hakimiyeti kaybedince buna karşılık sen de savaşı yöneten ve ne olup bittiğini bilen olunca iş bitmiştir. Örneğin İsrail köylere girdiğinde biliyordu ki orada direnişçiler var ve onunla savaşacaklar. O vakit anladık ki bu savaş düşmanın sonu olacak.

Tanklar (Merkava ve diğerleri) söz verdiğiniz sürprizlerden biri miydi?

Evet. Fakat söz verdiğimiz ve gerçekleşen başka sürprizler de var: ilk olarak 33 gün boyunca koordineli ve disiplinli bir şekilde İsrail yerleşim birimlerine aralıksız füze gönderilmesi. Eğer bir günde 1000 füze atmak isteseydik yapardık. Fakat savaşın 3 ay sürebileceği görüşüne uygun olarak çalıştığımız için bu sayıya çıkmadık. İkinci olarak: İsrail’in bütün güçlerine hakim olamaması. Üçüncü olarak: bütün istihbaratına ve direnişin hareketini etkileyen casuslarına ek olarak kara, hava ve deniz silahında başarısız olması. Son olarak diyoruz ki; gerilla savaşı 100 yıldır revaçta olan düzenli orduya yaptı yapacağını. Şimdi gelecek için ne hazırlıyorlar? Bush onları açıkça gerektiği gibi hazırlık yapmaya çağırdı ve onlara silahın kendi sorumluğunda olduğu garantisini verdi. Ama ilerideki savaşlarda da başarısız olurlarsa halklarına ne diyecekler?

Gerçekten de İsrail bütün istihbarat ve gelişmiş gözetleme teşkilatlarına rağmen direnişin askeri sisteminden bu derece habersiz miydi?

İsrail karşı koyabilmek için farklı araçlarla askeri sistemimiz hakkında bilgi edinmeye çalıştı ama yapamadı.

Direniş, füzelerini geliştirmeye çalıştı mı?

Katyuşa füzeleri sayı, yaygınlık ve taktik bakımında İsrail’in bildiklerinin dışındadır.

Yok yüksek bir gizlilik olduğundan bahsettiniz.

(Kesinti) Hizbullah’ın ne kadar değerli olduğunu biliyor musunuz? Hizbullah tek bir bütün gibi hareket eden insanlardan kurulu bir örgüttür. Asıl sorulması gereken soru; Lübnan gibi bir ülkede Hizbullah’ın düşman için oluşturduğu tehlike nedir? olmalıdır. Bilindiği gibi Lübnan turistik ve herkese açık bir ülkedir. Hizbullah gibi karmaşık füze sistemiyle büyük bir gizlilikle ve İsrail’e yapacağını yapan bir örgütün varlığına rağmen Lübnan’ın kırılgan güvenliğinin gölgesinde eğlenmek isteyen herkese açıktır. Direnişin gücü ve büyüklüğü buradan kaynaklanmaktadır. Bu, düşman için olağanüstü bir meseledir. Kesin olan şudur ki; İsrail bütün istihbarat örgütleri, casusları, yerel olan ve olmayan uşaklarına rağmen direnişin nasıl çalıştığını bilmemektedir. Bu kolay bir iş değil. Bunun din ve inanç boyutuyla ve yüksek deneyimle alakası var. Bu kesinlikle İsrail’in anlamadığı bir mesele.

Marjayoun Kışlası

Direnişin Majayoun’da Siyonist güçleri muhasara ettiği söylendi. Bu olayı tekrar anlatabilir misiniz?

Düşman Marjayoun bölgesine girdiğinde orada direnişçilerin olacağını tahmin etmiyordu. Direnişçiler bunun akabinde güneşin ilk ışıklarıyla birlikte doğrudan darbe vurdular ve iki tank yok edildi. Bu gücün Marjayoun kışlasına yöneldiği ortaya çıktığında direnişçiler onu yok edebilirlerdi. Ama kışla içinde 300’den fazla Lübnan askeri olduğu için herhangi bir çatışma olmasından kaçındık. Özellikle de bu kişiler hayatlarını tehlikeye atacak herhangi bir askeri adım atmamaları için direniş askerlerine yalvardılar.

Sizce, düşman 30 bin askerle Lübnan’a en büyük çıkartmanın yapılacağını ilan ettiğinde gerçekten geniş bir kara harekatı yapmaya mı niyetlenmişti yoksa bu bir psikolojik savaş mıydı? (Savaşın son günleri)

Bu, yüzü yere gelmesin diye son kozunu oynamaya çalışan, bir şey yapmaktan aciz birinin adımına benziyor. Başka bir ifadeyle daha önce de size açıkladığım gibi düşman, ister kara, hava ister denizden olsun direniş karşısında bir şey yapmaktan acizdir. Bu sebeple Lübnan toprakları üzerinde bulunduğunu dünya kamuoyuna göstermek için gece karanlığında operasyon yapmak istedi. Ama asıl önemli olan onun bu topraklarda bulunduğunu ispatlamasıdır ve bu hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Bunun delili ise; direnişçilerin hareketini etkisiz hale getirememiş olmasıdır. İsrail ordusu ne direnişin attığı füzelere engel olabilmiştir ne de bu güçlerin yaptığı etkiye karşı koyabilmiştir.

Bu sebeple mi Baalbek ve Bawadi’ye çıkartma yaptı?

Evet. Baalbek’e yaptığı çıkartma propaganda amaçlıydı. Güney cephesindeki kayıplarını kapatmayı, Lübnan kamuoyunu etkilemeyi,güney cephesini sarsmayı ve “düşman” hattının arkasına kolayca çıkartma yapabileceği temelinde direnişçilerin safını etkilemeyi hedefliyordu. Şükürler olsun o bu hedeflerini gerçekleştiremedi. Bawadi’ye yaptığı çıkartmada ise çok önemli bir komutanını yitirdiği acı kayıplar verdi.

Düşmanın çıkartmalarının yapısına yoğunlaşacak olursak; askeri açıdan bunun önemi nedir?

Askeri çıkartmalar hedeflerinin gerçekleşmesiyle değerlendirilirler. Yoksa sarf edilen çaba boşa gitmiş demektir. Bawadi’ye yapılan çıkartma direnişçiler tarafından düşmanın zayıf noktaları tespit edilerek ortaya çıkarıldı. İlk olarak: amacı gerçekleşmedi. İkinci olarak: direnişçiler tarafından ortaya çıkarıldı ve grubun komutanı öldürüldü. Son olarak şunu söylemek istiyorum ki; direniş bir kez daha gözetlemeden, operasyonlarının yapısı ve çıkartmalara karşı koymasına kadar her alanda etkinliğini ve faaliyetini ortaya koymuştur.

Savaşı durdurma kararının çıkmasından sonra (1701) İsrail’in Bawadi’ye havadan helikopterle indirme yapmasının anlamı nedir?

Direniş füzeleri hiç kimsenin kaçmasına olanak vermeyecek düzeyde İsrail hedefleriyle uyum sağlamaktadır. Meselenin siyasi ve askeri olmak üzere iki boyutu vardır. İsrail 14 Ağustos’ta bize ateşkesin sadece uluslar arası baskılar sonucu yapıldığını anlatmaya çalıştı. Savaşta kaybeden taraf olduğu için saldırıyı durdurmaması gerekiyordu aksi takdirde yenilgiyi kabul etmiş olacaktı. Bir diğer ışık tutulması gereken konu; İsrail’in güney cephesine helikopterle çok sayıda asker indirmesidir. Bunlar direnişçiler tarafından ortaya çıkarıldı. Bu da İsrail için şok etkisi yaptı ve ona gözetleme işindeki kabiliyetimizi ve yayılma hacmimizi gösterdi. Buna bir örnek vereyim; bir gece zifiri karanlıkta bir İsrail gücü terkedilmiş bir eve girdi ve hiçbir gece gözetleme aracının yardımı olmaksızın hemen yakalandılar ve yapılması gereken neyse yapıldı. Düşmana ne yapacağını şaşırtan başka bir durum daha vardır ki o da; her yerde onun önüne çıkmamızdır. İsrailli nereye gitse direnişçilerin ateşine maruz kalır.

Direniş birçok helikopteri vurup düşürerek birçok başarı kaydetti. Bu başarılar savaşın gidişatını etkiledi mi?

İsrail kara savaşında en temel silahı olan helikopterden gündüz yararlanamadı. Bizim helikoptere karşı koyma gücümüz olduğunu bildiği için çoğu zaman gece hareket etti. Mecbur olmadığımız için bunlara bir şey yapmadık. Neden? Çünkü bu helikopterlerin bizim gece hareketlerimize etkisi yoktu. Buna rağmen yürüttüğümüz operasyonların ilerleyişi açısından onları düşürme kararı aldık. Her aşamada yeni bir şey sunmaya çalışıyoruz. Bu helikopterin düşürülmesi de savaşın devam etmesi sonucu oldu.

Stratejik sonuçları ne oldu?

Şüphesiz düşmanın stratejisine büyük etkisi oldu. Bir hareket temel eylem kollarından birini kaybettiği zaman saldırı gücünü yitirir.

Direniş liderleri hangi düzeyde çatışmanın seyrinde inisiyatifi ellerinde bulundurdular?

İsrail verdiği bütün zararlara rağmen bizi gelişmemizden alıkoyamadı. Gerçekte özellikle bu şekilde asker indirme eylemlerinde kullanılan helikopterleri düşürdüğümüzde askeri açıdan indirme eylemi başarısız olmuş demektir. Çünkü genelde savaşlarda özel operasyon, zor zamanda düşmanının psikolojisini bozmak ya da belirli istihbarat kazançları elde etmek için kullandığın ihtiyat stoku mesabesinde olur. Bu helikopterleri hizmet dışı bıraktığında geriye indirme operasyonlarını kim yapacak? sorusu kalır.

Füzeler

Füzelerden çok bahsettiniz… Direniş ilk defa kullandığı füzeler olduğunu ilan etti. Bunlar füze ailesinin hangi modeline ait?

Bunlar normal geleneksel füzeler… Elimizde bunların dışında olağanüstü füze yok.

Bunlar, patlama ve menzil bakımından geliştirildi mi?

Bunlar menzil ve etkinlik bakımından farklı füzeler. Füzeler hiç kimsenin kaçmasına olanak vermeyecek düzeyde İsrail hedefleriyle uyum sağlamaktadır.

Gerçekleşecek hedefler düzeyinde programınız nedir?

Derinlik açısından hedefler gerçekleşti. Bundan daha fazlasını da gerçekleştirebilirdik. Ama buna mecbur değildik. Bir de düşmanla olan savaşta senin gücünün niteliği, gerekli ve zorunlu olduğu kadarını kullanmanı getirir.

Yani direnişin hala askeri sırlarını koruduğunu mu söylemek istiyorsunuz?

Bu normal bir olay. Bütün direniş hareketleri gelecekle uyumlu olacak şekilde sırlarını ve askeri güçlerini muhafaza ederler.

Coğrafya ve füzelerin kalitesi düzeyinde yerleşim bölgelerini kademeli bombalama taktiğinin asıl hedefi nedir?

Bu konuşma düşmanla aramızdaki konuşma değerindedir. Savaşın ilk günlerinde Nasrallah’ın yaptığı konuşmayı hatırlıyorsunuz. O, düşmana askerleri esir alma işleminin sadece esirlerimizi geri almak için yapıldığını anlatmaya çalışıyordu. Ama “savaşa girmek istiyorsanız biz hazırız” diyerek onları uyardı.

Düşman tarafından havadan yapılan bütün bu uçuşlara ve yoğun ateşe rağmen bütün bu askeri yollara hakim durumda mıydınız?

Düşman bizim hangi saatte füze fırlatacağımızı biliyordu ama bir şey yapamadı. Kesinlikle.. Bu, füzelerin yerleşim birimlerine atılma zamanı ve çeşidi üzerinde denetim kurma kanalıyla net bir şekilde ortaya çıktı. İsrail yaptığı bütün yıkımlara rağmen bizi gelişmekten alıkoyamadı ve son ana kadar işler yolunda gitti.

Hepimiz direnişin tek bir defada 300’den fazla füze attığı günü hatırlıyoruz. Yoğun bir şekilde füze fırlatma, temel aldığınız bu strateji çerçevesine mi girmektedir?

Düşman köy ve şehirlerden yıkabildiği kadarını yıkarak bizi moral bozukluğuna uğratmaya çalıştı ama biz onun yerleşim birimlerine füze fırlatarak bunun tam aksini ispat ettik ve onu büyük bir ümitsizlik içine soktuk. Bu durum, hava saldırıları, karadan ve denizden yaptığı top atışlarıyla güney bölgesini ateşe verdiği zaman ortaya çıktı. Buna rağmen kardeşlerimizden falanca saatte füze fırlatmaları isteniyordu. Düşman bizim o vakitte vuracağımızı biliyordu ama kara, deniz ve havada sahip olduğu bütün hazırlıklara rağmen bir şey yapamadı. Biz belirlenen vakitte füzeleri atıyorduk ve İsrailli ümitsizliğe kapılıyordu. Bunun dışında bu operasyon kardeşlerimiz için çok kritik anlarda gerçek bir deneme oldu.

Direniş yerleşim birimlerini bombalamak için top silahını kullandı mı?

Çok az ve sadece askeri hedefler için.

Düşman birçok füze üssünü yok ettiğini bildirdi. Bu doğru mu?

Gücümüz, maneviyatımız ve halkımızın direnişine nasıl şaşırdıysak verdiğimiz can ve mal kaybının hacmine de öyle şaşırdık. Kullandığı bütün yıkım aletlerine rağmen İsrail’in verdiği zarar çok düşüktü. Biz ateşkes zamanına kadar büyük bir koordinasyon içinde füzelerimizi atmaya devam ettik. 33 gün boyunca yerleşim birimleri ve uzak ve yakın askeri birliklerin olduğu hatta füze fırlattık. Sınıra yakın yerleşimlerin bombalanması ise bizim için çok kolaydı. Bütün bunlar düşmanın havadan asker indirdiği ve karadan da içeri girdiği zamanda oldu.

Gece füzenin ateşi çok net gözükür. Füzeler nasıl görülmedi ve vurulmadı?

Direnişçilerin gizlenme, koruma ve istenilen süratte füzeleri fırlatmada büyük deneyimleri var. Doğru, direnişin karışık ve kolay olmayan bir taktiği var. Size füzelerin atıldığı yeri bile göstersem siz nerede ve nasıl atıldığını anlayamazsınız. Çünkü direnişçilerin düşman tarafından keşfedilmeksizin gizlenme, koruma ve istenilen süratte füzeleri fırlatmada büyük deneyimleri var.

Direnişçilerin bölükleriyle ya da tek başlarına gizlendiklerini mi kastediyorsunuz?

Gerektiği kadarıyla.

Bu savaşta Allah’ın yanınızda olduğunu nasıl hissettiniz?

(Gülümsüyor) O her zaman yanımızdaydı hiçbir zaman yokluğunu hissetmedik. Bu duyguyu, İsrail’in füze platformlarımızı vurmada başarısız olması ve gençlerimizin başka bölgelerdeki direnişçilere lojistik destek sağlamak için keşif uçaklarının gölgesi altında hareket edebilmesi sayesinde bilfiil hissettik. Buna ek olarak kardeşlerimizin 33 gün boyunca gözünü kırpmaması, gençlerimizin en fazla 5 direnişçiyle sayıları 15 ila 500 arasında değişen İsrail askeri arasında olan savaşa cesurca girmesi sayesinde ilahi yardımı hissettik.

Göçe mecbur olan ve evlerinin haline önem vermeyen insanlarla önlerine çıkan engellere rağmen hızlıca köylerine dönen insanlara nasıl bakıyorsunuz?

Bildiğiniz gibi insanın maneviyat olmadan devam etmesi mümkün değil. Bu savaş süresince ve ondan önce de uzun seneler boyunca direnen insanlar bu meydan okumayı (saldırıyı) kabul ettiler. Bu yüzden onur ve izzetlerinden başka bir şey istemediler. İnsanlarımızın evlerine ve mülklerine ne olduğuna ehemmiyet vermeksizin muzaffer bir şekilde köylerine dönüşü esnasında bu halleri dikkat çekiyordu.

Yeniden zafer kazanmış olarak direniş tablosunu nasıl okuyorsunuz?

Direnişçiler 33 gün boyunca gözlerini bile kırpmadan düşmana direndiler. İnsanın onura oksijen kadar ihtiyacı vardır. İnsan nasıl ki oksijensiz hayatına devam edemezse direniş de halkımız için oksijen değerindedir onsuz yaşayamaz.

Sizce direniş 2006’da yeni bir ruhla mı savaştı?

Sorduğunuz hassaslıkta değil. Bugün durum çok farklı. Düşmanla savaşmak umulmadık derecede yarar getirir oldu. Bu direnişçiye büyük bir güven ve güçlü bir kıvılcım verdi. Özellikle de İsrail’le girdiğimiz savaşta düşmana saldırma inisiyatifini elinde bulunduranlar direnişçiler oldu. Belki de bu, Genelkurmay Başkanı Dan Halutz’u “ Hizbullah bizimle intiharcı adamlarla savaşıyor” demeye sevk etti.

Bir kez daha yenilen İsrail askerine nasıl bakıyorsunuz?

Sadece ona verilen görevi yerine getirmeye çalışan İsrail askeri olması hasebiyle hazin bir görüntü… Biz ise girdiğimiz savaşta, günlük hayatında karşılaşacağı her şeyden korkarak kaçacak derecede nereye gitse peşini bırakmayacak bir korku ektik İsrail askerinin beynine.

Savaş meydanında nasıl görünüyordu?

Temmuz savaşından önce İsrailliye seçkin bir asker gözüyle bakılırdı. En üst düzeyde silahlandırıldı ve eğitildi. Ama bugün olanlar bütün bunların yok olmasına sebep oldu. Diğer bir ifadeyle silah İsrail askerinin kusurunu örter onu bir kenara bıraktığında ise kusurları ortaya çıkar.

Ama İsrail askerinin görevini yerine getirdiğini inkar edemezsiniz değil mi?

Açıkça söylemek gerekirse İsrail askeri hiçbir şey ifade etmeyen biri gibidir. İsrail askeri ilk şok anında bağırmaya başlar kanının aktığı ilk anda ise krize girer. Hakimiyeti kaybeder. Savaş meydanında felçli birine döner. Bütün derdi onu bu çıkmazdan kurtaracak gücün gelmesini beklemek olur. Bana göre İsrail ordusu özellikle de Lübnan’a giren gücün beynine en azından yakın zamanda kurtulamayacağı bir korku yerleştirdik.

Mücahit ve şehit olarak direnişçiye nasıl bakıyorsunuz?

Geçmişte bireysel inisiyatife oynuyorduk. İleriki aşamada askeri birlik konusunu ele alacağız. Bugün ise 2006’dan sonra geçmişin aksine direnişçinin büyük bir güven ve cesaretle savaştığını söylüyorum. Eskiden manevi değerler direnişçiler arasında farklılık gösteriyordu. Bugün ise hangi direnişçiyle bir araya gelseniz onu düşmanla yüz yüze savaşmak ister bulursunuz. Bunun sebebi direnişçinin Temmuz savaşı aracılığıyla savaşçı şahsiyeti ve deneyiminin hassaslaşmış olmasıdır. Bu sayede de daha yetenekli ve güçlü hale gelmiştir.

Bu mücahitte parlak alametler var mıdır?

Evet çokça. İlki sabırdır ikincisi cesaret. Örneğin Marun Al-Ras’ta kardeşlerimiz evlere sığınmış çok sayıda düşman askeriyle savaştı. Bu askerler saldırıyor yüzlerinde ise güç ve tebessüm izleri görülüyordu. Evleri kendilerine kalkan olarak kullanan askerlere aldırmaksızın saldırdılar. Bunların başında ise şehit Cevat ve Musa Faris yer almaktadır. Sabır konusunda ise, direnişçilerden birini bacağında küme bomba patladıktan sonra tek kelime etmeden kendi kendine yarasını sarmaya çalışırken bulursun, tedavi olması için çatışma alanının dışına nakledilmesini istersin ama arkadaşlarının başına kötü bir şey gelir diye bunu reddeder ve bir mağarada kendini tedavi etmeyi tercih eder. İşte sabır budur.

* Lübnan'da yayınlanan el İntigad gazetesinde yayınlanan bu röportaj, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.

İSRA HABER



| Yorum Yaz Yorumların Tamamı

Yorum : 0  

Yorum Yaz Yorumların Tamamı

Atasoy Müftüoğlu ile Ortadoğu Üzerine Söyleşi
Lübnan Tevhid Hareketi ve Suriye Olaylarına Bakış
Kazan, Erbakan ile Arınç Arasındaki Görüşmeyi Anattı
Suriye'de Rejim Muhalifi ve Yanlıları Konuşuyor
Fadlallah: Türkiye'yi Yüreğimiz Burkularak İzliyoruz
Tasavvuf Bilinci İnşa Edilmeden Ümmet Ayağa Kalkmaz
Tevhid Hareketi Lideri ile Suriye'deki Gelişmeler
Şeyh Hammud ile Suriye ve Bölgesel Gelişmeler
Lübnan Müslüman Alimler Birliği Suriye'yi Anlatıyor
Şirin: Kudüs'ün Özgürlüğünü Erbakan Hocaya Sunacağız
SEYYİD ABBAS BELGESELİ 1 (TIKLA-İZLE)
Çok Okunanlar
EDİTÖR   
Editör Editör
Bütün Kırmızı Çizgiler Geçildikten Sonra…!
YAZARLAR   
Nureddin ŞİRİN Nureddin ŞİRİN
Adem Ve Hamit Takas Karşılığı Mı Bırakıldı…?
Mehmet GÖKTAŞ Mehmet GÖKTAŞ
Ey Azîz İstanbul, Ey Güzel İstanbul!
M. Selman KAYA M. Selman KAYA
Kuveyt'te Başlayan Bir Proje: Bülent Yıldırım Ve Gazeteciler
N. Mümine BUCAK N. Mümine BUCAK
İslami Cemiyet, İslami Cemaat
Mehmed AKİF Mehmed AKİF
Sen Yutkun Dur, Ağacan
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU Ömer Faruk GERGERLİOĞLU
Nostaljilere, Önyargılara Dokunmak
Kadrican MENDİ Kadrican MENDİ
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Tevfik UĞUR Tevfik UĞUR
Hür Müslüman Halkın İradesi Ne Demektir?
Beytullah Emrah ÖNCE Beytullah Emrah ÖNCE
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Mücahid ULUDAĞ Mücahid ULUDAĞ
Tanık Olma İçin
Av. Gürkan BİÇEN Av. Gürkan BİÇEN
Siyonistler Daha Mı Mübarek?
Abdulhelim ALMALI Abdulhelim ALMALI
Mavi Marmara'ydım....!
Hüseyin TAŞ Hüseyin TAŞ
Mezhepçi Olmamak
İbrahim KARAMAN İbrahim KARAMAN
Hizbullah'ın Suçu
Ayhan DEMİR Ayhan DEMİR
CHP, Saraybosna'ya Taşınsın
Vehbi CAMGÖZ Vehbi CAMGÖZ
Bu Sene Bir Mayıs Bir Başka Olacak...!
Ramazan DEVECİ Ramazan DEVECİ
Müslümanların Suriye İmtihanı
Çiğdem TOPÇUOĞLU Çiğdem TOPÇUOĞLU
Hükümet Hükümsüzdür
Hüseyin BELGİ Hüseyin BELGİ
Suriye Üzerinden İrana Karşı Yürütülen Psikolojik Savaş
M. Şakir KOÇER M. Şakir KOÇER
Tarihsel Günahlarımızın Cezasını Çekiyoruz
M. Necip YAVUZER M. Necip YAVUZER
İslam Ümmeti'nin Yetimleri Kürtlerin Peygamber Aşkı
Kerem ÖZBAY Kerem ÖZBAY
Almanya'nın Korku Duvarı Siyonizm
Zeki KAYA Zeki KAYA
Nerede Filistin Dostları..!
Ahmet ÖRS Ahmet ÖRS
Oyun Kurucunun Yanına Yerleşen Kim? Kim Kimi Yargılıyor?
Uzeyir YİĞİT Uzeyir YİĞİT
Birinci Yılında Suriye Olayları ve Türkiye İzdüşümü
Muhammed HAKLI Muhammed HAKLI
Yaşasın İsrail İmparatorluğu..!
İbrahim KÜÇÜK İbrahim KÜÇÜK
Fasığın Her Haberi Batıl Mıdır ?
Nigar GÜMRÜKÇÜOĞLU Nigar GÜMRÜKÇÜOĞLU
Cami Geleneği ve Diyanet
Ali AMMAR Ali AMMAR
One Minute..! Şehid Furkan'ın Şehrine Siyonistler Giremez...!
Emel MÜMİNOĞLU Emel MÜMİNOĞLU
İran İçin Yine Mi Bahane?
Serdar DUMAN Serdar DUMAN
Sen Merak Etme Büyük Şeytan; Biz “Önceliklerimiz”i İyi Biliriz..!
Sevda Nur YAĞMUR Sevda Nur YAĞMUR
Kuzuluk Notları
Mikail Mikail
Kanadımız Kırık Şimdi
Ahmet HATİP Ahmet HATİP
Esrar-ı Derun
Atasoy MÜFTÜOĞLU Atasoy MÜFTÜOĞLU
Direnişin Onuru
Ramin BAYRAMOV Ramin BAYRAMOV
Dünya'da ve Türkiye'de Masonlar
Copyright © 2012 velfecr IE 7+ // Firefox 3+
[ 1024 x 768 ] // Macromedia Flash
Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. // Tasarım ve Kodlama artiweb