Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah'ın kutlu anısına.
SEYYİD FADLULLAH BİZ BİÇARELERE GÖZLERİNİ YUMDUİnna lillah ve inna ileyhi raciun
‘’İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır’’.
‘’Eğer bir alim ölürse , İslam’da , her ne olursa olsun hiçbir şeyin dolduramayacağı bir boşluk oluşur’’.
Ona en çok ihtiyacımızın olduğu bir zamandayız. Bu yüce insan vefat etti, onu seven bütün insanların kalplerine tarihin bütün trajidelerini de kapsayan bir gam bırakarak.
Lider, baba, dini merci, müceddid, rehber ve güzel bir insan bizi bırakıp gitti.
Dudaklarında Allah’ın zikriyle, ibadetiyle ve kalbinde milletinin dertleriyle Darul Bekaya göçüp gitti.
Nihayetinde Allah yolunda cihad ile, adalet, tecdid, halkın dertleri ile ilgilenme , istikbar ve zorba güçlerle mücadele ile geçen 75 yıllık ömürden sonra kalbi durdu.
Hayatın bütün evrelerinde bir düşünce olarak, bir metodoloji olarak ve bir eylem olarak İslam davasını kucaklayan bir ömrün sonunda en Sevgiliye kavuştu.
Sık bir şekilde tekrarladığı gibi ’’Bunlar benim yegane arzularımdır. Ben asla kişisel arzulara sahip olmadım. Bütün hayatım boyunca Allah’a iyi bir kul olmak, peygamberine ve ehlibeytine layık biri olmak için ,İslam ve Müslümanlar için çalıştım.’’
Müslümanların birliği ve birbirlerine desteği olduğu müddetçe istikbarın onları alt edemeyeceğinden bahisle, İslam ve İslam Milletinin birliğini korumaları ölümünden önce Müslümanlara en büyük tavsiyesiydi.
Aydınlatıcı zihniyle, ışık saçan ruhuyla, düşüncesinden ve metodolojisinden ilham alan bütün Arap ve İslam dünyasındaki uyanık İslami Hareketler için bir danışman, bir rehber ve bir referanstı.
Onun İslami bütünlüğü , orjinalliği onu, ‘gerçeğin, karşılıklı konuşmanın çocuğu olduğu’ esası üzerinde bir diyalog okulu kurmasına yöneltti.
Bunu bütün insanlara yaydı , hareketinde ve düşüncesinde diyalogu somutlaştırarak gerçeklerden yoksun sloganları bütün hayatı boyunca kendinden uzak tuttu.
Omuzlanması gereken bir sorumluluk ve takip edilmesi gereken bir adalet çizgisi olarak İslamı tam bir uyanıklıkla yaşadı.
Lübnan’da, Filistin’de ve Cihad’ın tüm hallerinde zafer ve büyük başarılar elde etmek için sebatı, direnci ve mücadele ruhunu onun düşüncelerinden ilham alarak uhdesinde tutan direniş hareketlerinin ortaya çıkmasında muharrik güç, beyin oydu.
Onun en büyük ilgi ve önceliği Arapların ve Müslümanların büyük sorunlarıydı. Gençlik çağından son verdiği nefese kadar Filistin meselesini Müslümanların en temel sorunu olarak gören Seyyid Fadlullah, daima şunu söylerdi,’’Siyonizm yok olmayana kadar rahatta olmayacağım’’.
Halkın sıkıntı ve dertleriyle olan alakadarlığından dolayı dini merciler kurumu içinde farklı bir itibarı vardı. Bu kurum, insanları karanlıktan aydınlığa doğru yol almaya, sorumluluk yüklenmeye, insanlarla beraber olmaya, geleceği inşa etmeye, hurafe ve tekfir gibi her tür aşırılıktan kaçınmaya, Allah’ın Peygamberinin ve pak Ehli Beytinin önderliğinde rehberlikte bulunmaktadır.
Seyyid Fadlullah, dindarlık ve doğrulukla kuşanmış bir şekilde Müslümanlar arasındaki ihtilafların karşısında durarak , sığ mezhebi kavgaların Müslümanların varlığına halel getireceği, onları zayıflatacağı, güçlerini, niteliklerini ve niceliklerini heder edeceği düşüncesiyle hayatını bununla uğraşmaya vakfetti.
Halkın dindarlarına, alimlerine ve uyanık olduğunu iddia eden her kesime yaptığı hitabında insan yaşamını ilgilendiren kararlar aldıklarında Allah’tan korkarak davranmalarını söyleyerek , Müslümanlar arasında her kim fitne tohumu eker ve buna vesile olursa Allah ve Peygamberine ihanet edeceğini ifadeyle çokça oruç tutmanın veyahut namaz kılmanın bu kötü akibetten kurtaramayacağına da işaret etti.
Seyyid Fadlullah ,Müslümanlar ve Hristiyanlar arasındaki ilişkilere de daima genel maslahat dairesinden baktı. Sorunlar karşısında karşılıklı anlayışa dayalı bir ilişki, bireylerin insani ve ahlaki manada gelişimine katkıda bulunacak temeller üzerinde birbirini anlamaya dayalı bir tutum, zulmün her çeşidine karşı insan onur ve vakarını koruyan bir kuşatıcılıkla işbirliğini tavsiye etti.
Seyyid Fadlullah , Kur’an’ı düşünce, eylem ve metodolojisinin temeli kabul ederek ,O’nu yaşanması gereken bir kitap olarak ancak gerçek,samimi eylemci ve yenilikçi insanların anlayabileceğini işaret buyurdu.
Seyyid Fadlullah, mütevaziliği, insancıllığıyla bilinir sahip olduğu misyonun ahlakıyla ahlaklanmasından dolayı da gıpta ile bakılan bir şahsiyetti. Onun kalbi onu seven ve sevmeyen bütün insanları kuşatmıştı ve insanlara sürekli şunu tavsiye ederdi:’’ Birbirinizi sevin, sevgiyi kanıtlamak için de yaratıcı ve üretken olun…Kişisel,bölgesel ve mezhebi düşüncelerden sıyrılarak bize katılın.O’nun ismiyle ayrışmaktansa Allah’ın gölgesi altında hepimizin buluşmasına ve toplanmasına izin verin.’’
Bu sözlerden de anlıyoruz ki ,onun kalbinde kimseye karşı bir kin ve garez yoktu.Bunun için de sürekli şunu tekrar ederdi,’’Yaşam kini taşıyamaz, kin için ölüm,sevgi için yaşam…’’
Ayrıca, bütün millet ve toplumların gelişimi ve yükselmesi için kurumların varlığını en temel ve gerekli medeni sütunlar olarak görürdü. Yani, bilgi ve bakım için minare ve binalar kurdu.
Ki bunlar, yetim ve ihtiyaç sahiplerine bir sığınak oldu, ihtiraslar için bir vaha, fiziksel engelliler için yüksek ümit, geniş ve açık ufuklara gözünü diken ilim erbabına bir deniz feneri, bir emniyet limanı , hasta ve yaşlılar için bir sükunet diyarı.
Ey Seyyidimiz! Sen dosdoğru bir öğretmendin. Senin kalbin bilgiyi arayanın, ilmin peşinden koşanın menziliydi ve de hep öyle kalacak. Ve her kim insanlara yönelik sevgi çağrısı için ihtiyaç içerisinde idiyse, bütün insanlar senin bitip bilmeyen çağrındı.
Mahrumlar ve ezilenler kalbine en yakın olanlardı. Ve sen gençlikte görmüştün can atan bir ümidi, ki o da kendilerini kültür ve bilgiyle kuşatmaları şartıyla.
Öyle bir kalb ki, bütün dünyayı eylemci bir İslam ile, görev şuur ve uyanıklığı ile, son nefesine kadar iyiyi ve sevgiyi sonsuz bir şekilde içinde barındıran insan sevgisiyle doldurdu. Emin ol ki bu kalp huzur içerisindedir.
Ey Sevgili Seyyidimiz, saf bedenin halkın bugünü ve geleceğini inşa için bütün ümit ve isteklerine erişir bir halde rahata kavuştu.
Fiziki ve ahlaki manada komplolarla, tehditlerle, iftira kampanyalarıyla altımız kazılmaya çalışılırken bizi bırakıp gittin. Tüm bunların üstesinden çıkmış bir halde,zihninin, kalbinin ve ruhunun bütün paklığını koruyarak aramızdan ayrıldın.
Ey Ebu Ali! Aramızdan ayrıldın, ancak mübarek ismin halkımızın zihninde, kalbinde ve bilincinde ebediyete kadar var kalacak.
Ey Seyidimiz! Aramızdan ayrıldın, ancak düşüncen ve metodolojin hem bugün biz yaşayanlar için ve hem de gelecek nesiller için hep canlı kalacak.
Seyyidimizin bedeni varlık aleminden ayrıldı. Fakat onun ruhu, düşüncesi ve çizgisi daima bizimle olacak. Sevdiği ve uğruna her çabayı sarf ettiği bu halk bütün yaşamı boyunca onun çizgisinde kalmayı görev şuuruyla telakki edecek ve Seyyidimizin gözünün arkada kalmasına asal sebep olmayacak.
‘’Ey huzura eren nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön. İyi kullarım arasına gir. Cennetime gir’’.
El Beyyinatta yayınlanan bu yazı Mehmet Kassap tarafından Velfecr için çevrildi.VELFECR