ARAS BÜLTEN
Ana Sayfa
Türkçe | English | فارسی | العربية | Arşiv | Video | Künye | İletişim
ANALİZLER
Demokrasiyi Anlamak

Demokrasiyi Anlamak

Nasıl Müslüman Olduğunu Hz. Fatıma Gününde Anlattı

Nasıl Müslüman Olduğunu Hz. Fatıma Gününde Anlattı

Şeyh Mahir Hammud'dan Suriye Hutbesi

Şeyh Mahir Hammud'dan Suriye Hutbesi

Mısır İhvanı Cumhurbaşkanlığı Projesini Açıkladı

Mısır İhvanı Cumhurbaşkanlığı Projesini Açıkladı


"Küresel Ortak Söylem” Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

Ahmet Faruk Ünsal'ın Sempozyum Açılış Konuşması

Ahmet Faruk Ünsal'ın Sempozyum Açılış Konuşması

Adil Barış: Küresel Ortak Söylem Sempozyumu (foto)

Adil Barış: Küresel Ortak Söylem Sempozyumu (foto)

Örs: İslamcılar NATO Çizgisinde Konumlandırıldı

Örs: İslamcılar NATO Çizgisinde Konumlandırıldı

28 Şubat: Yeni Türk-İsrail Ekseni'nin Ürünüdür

28 Şubat: Yeni Türk-İsrail Ekseni'nin Ürünüdür

Tantik: Mezhep Savaşı Kumpaslarına Dikkat Edelim

Tantik: Mezhep Savaşı Kumpaslarına Dikkat Edelim

Erbakan: Amerika Ne İstediyse Tersini Yaptım (VİDEO)

Erbakan: Amerika Ne İstediyse Tersini Yaptım (VİDEO)

Siyonizme Karşı İslam İnkılabını Korumalıyız (VİDEO)

Siyonizme Karşı İslam İnkılabını Korumalıyız (VİDEO)

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmasının Tam Metni

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmasının Tam Metni

Emperyalist ve Siyonistler Suriye'de Neyin Peşinde?

Emperyalist ve Siyonistler Suriye'de Neyin Peşinde?

Filistinli Bakanın Feryadı Bizi Ne Kadar Utandıracak

Filistinli Bakanın Feryadı Bizi Ne Kadar Utandıracak

Türkiye'yi Suriye'ye Saldırtma Projesi İşleyecek mi?

Türkiye'yi Suriye'ye Saldırtma Projesi İşleyecek mi?

Suriye Rejimini Yıkmak İçin Dört Askeri Seçenek

Suriye Rejimini Yıkmak İçin Dört Askeri Seçenek

Suriye Rejimini Ancak Askeri Müdahaleyle Yıkabiliriz

Suriye Rejimini Ancak Askeri Müdahaleyle Yıkabiliriz

Siyonistlere Göre Esad'ı Devirebilmenin Altı Yolu

Siyonistlere Göre Esad'ı Devirebilmenin Altı Yolu

İsra Haber'den General Eş Şeyh'in

İsra Haber'den General Eş Şeyh'in "Tekzib"ine Yanıt

DUYURULAR  _

Erdoğan Hükümeti ve Türkiye NATO İlişkileri

15.10.2011, 01:57:36

| Yorum Yaz
Erdoğan Hükümeti ve Türkiye NATO İlişkileri Crescent İnternational yazarı Zainab Cheema, Erdoğan hükümetinin Türkiye'ye NATO'ya yakınlaştırdığını yazdı.


MÜSLÜMAN DOĞU'NUN HALİFELİĞİNE SOYUNAN ERDOĞAN, TÜRKİYE'Yİ NATO'YA YAKINLAŞTIRIYOR

Zainab Cheema

Sonbahar mevsimi geldi ve Ankara, Roma rüyalarıyla dolu bir uykuda. Başbakan Erdoğan, son dönemde yağma edilen Libya’yı da içeren Kuzey Afrika’daki Arap Baharı turunu, Arap sokaklarının kalbini kazanan kural tanımaz üslubunu her tarafta kullanarak tamamladı. Fakat her ne kadar, Müslüman dünyanın sokaklarında sesini yükselterek sözde İsrail’e kafa tutsa da, Müslüman Doğu’da NATO liderliğindeki karşı devrim için ‘kesik çizgi’ projesine imzasını attı. Türk modelinin kaderi şimdiden itibaren eskimiş bir masal. Fakat Türk modeli hala geniş çevrelerce en ideal model olarak görüldüğü için, burada geçmişe dönük bir bakış da gerekli.

Başlangıçlar önemli olduğu için hadi bizim “bir varmış bir yokmuş”umuzu gözden kaçırmayalım. Son dönem siyasi tarihinin en öne çıkan olaylarından biri, İslami siyasetin eşsiz bir markasının temsilciğini üstlenen, Erdoğan’ın AKP’sinin yükselişidir. Reçete, müslüman kültürel kimliğine yerel bir geri dönüşü (kamusal alanda türban artık serbest) ve de Avrupa’dan ziyade Orta Doğu ülkeleriyle sıkı ekonomik ve siyasi bağlar kurma felsefesine dayanan, Ahemt Davutoğlu’nun “sıfır problem” politikasını içeriyordu. ABD ve Avrupa’daki telaşlı siyasi gözlemciler, Türkiye’nin “İslamcılaşması” ve “Neo-Osmanlıcılaşması” karşısında jtehlike alarmları çalmaya başladılar. Eğer bu gerçek olsaydı, dünyanın askerî, ekonomik ve enerji trafiğinin kalbi olan İstanbul Boğazında korkulu gelişmeler olacaktı.

Hakları elinden alınmış Müslüman halklar, kaynağını eski İslam medeniyetlerinin büyüklüğünden alan bir birinci dünya devleti geliştirmeye çalışan Erdoğan ve arkadaşlarını, saygıyla izledi. Medyada yer alan bir röportajında Ahmet Davutoğlu, bununla alakalı bir hikaye nakletti: Bağdat’ın eski şanlı günlerini hatırlatarak Iraklı mezhepçileri nasıl utandırdığını anlattı. Görünüşe göre, böylesi bir müdahale sadece, geçmiş İslam medeniyetlerinin bilgi ve güveniyle yoğrulmuş şehirli, kozmopolit bir Müslüman-Türk siyasetçi tarafından yapılabilir. Pakistan, Irak, Mısır ve Endonezya bunun “karşı konulmazlığını” nasıl görmezden gelebilirdi?

Fakat özelde AKP, Bağdat, Endülüs ve Babür Hindistanına bakmaksızın Osmanlı Devletinin hatıralarını hatırlarlatıyor. Bu, Davutoğlu’nun cümlelerine göre, Türkiye’nin kendisini, bölgeye “bir adalet ve visyon duygusu” aşılayan taraf olarak görmesini sağlayan devamlılıktır. 2007’den beri, Türkiye aktif olarak kendisini Ortadoğu’nun barış sağlayıcısı, ABD-Avrupa ittifakları ve İran, Suriye ve Hizbullah bağları arasındaki stratejik unsur olarak sunmakta. Türkiye, kendi etkisini, blgedeki eski Osmanlı varlığından armağan kalan, Müslüman Doğu ile olan derin kültürel bağlarından doğan bir çeşit yumuşak güç olarak görüyor. Türkiye’deki gizli İslamcılar hakkında ABD’nin duyduğu endişe ile alakalı koparılan yaygara ile ilgili Türk tecrübesi özellikle fantastik bir nokta yoluyla mümkün kılındı: Artık gücü zayıflayan ABD, Orta Doğu’ya yönelik kilit mevkileri elinde bulunduran Türkiye ile takım çalışması yürütmeyi kabul etti. Davutoğlu’nun görüşüne göre ABD, Müslüman Doğu ile “stratejik derinlik”e (tarihsel-coğrafik ve kültürel bağlar) sahip olmadığı için dezavantajlı bir durumda. Ne de olsa az veya çok, bir yabancı güç durumunda. Yukarıdakilerin hepsine sahip olan Türkiye, ABD’nin daha geniş nüfuz isteği için ideal ortak olarak sunuluyor. Arabuluculuk rolü, “Türkiye’ye bir dış aktör tarafından verilmiş değildir” diye yazdı Foreign Policy’de Davutoğlu, “bu, ‘biz’ oluşun bir parçasıdır.

“ABD gibi bir küresel güç ve Türkiye gibi bir bölgesel güç, mükemmel bir ortaklık içersindeler,” diye devam etti Davutoğlu New York Times’daki bir röportajında. Journal Foreign Policy’deki makalelerinden birinde Davutoğlu, AKP’nin politikalarını, NATO ittifakına değer veren ve aynı zamanda Türkiye’nin Müslüman Dünya ile olan organik kültürel ve dini bağlarını devam ettiren “insiyatif kullanıcı ve önleyici barış diplomasisi” olarak tanımladı. Özbilinç sahibi bir müslüman güç olarak Türkiye, Müslüman Doğu’nun kültürel ve fiziki panoramasına sızabildiği için Mübarek’i bir şekilde gönderebilirdi. ABD diplomatları, Erdoğan ve ortaklarından “beyler”, “paşalar”, ve “radikal islamcılar” olarak bahsetse de, bu, onların reddedemeyeceği bir teklifti. Bu, sıradan birinin, şehirdeki en iyi kulübe girmesini sağlamak gibi bir şey.

Türkiye’nin, Müslüman Doğu ile organik bağı, Osmanlı’nın zirve noktasında Orta Doğu ile kurduğu ilişki ile aynı seviyede değil. Davutoğlu’nun karşı karşıya bulunduğu soru şu: Türkiye’nin, Müslüman Doğu ile olan organik bağı, Osmanlı’nın yayılma politikasını güden bir emperyal tahakkümün anlayışının gölgesi altında mı kalacak yoksa ezilenlerin savunucusu ve haklarının koruyucusu olmasının verdiği liderlikle mi şekillenecek. Erdoğan’ın, 2011 seçimlerinden sonra yaptığı konuşma, bu konuda bilgi veriyor: “İnanın bana, bugün İstanbul kadar Saraybosna da; İzmir kadar Beyrut da; Ankara, Ramallah, Nablus, Jenin ve Batı Şeria kadar Şam da; Diyarbakır kadar Kudüs da kazandı” diyerek Erdoğan, Osmanlı haritasına atıfta bulundu.

Bunun bir sürprüz olarak görülmemesi gerekir. Herşeyden önce, milliyetçilik ve emperyalizm, kuru fasulye ile pilav gibi ayrılmaz bir bütündür. Modern kolonyalizm çağı, Avrupa halklarının birer millet olarak bir araya gelmesiyle başladı. AKP’nin İslami üslübu ile ilgili ironik olan, kendisini Atatürk’ün, Avrupa tarzı milliyetçilik mirasından ders almış gibi göstermesidir. “Adalet ve Kalkınma”, Erdoğan ve yardımcıları için, tuhaf bir çelişkiye dönüştü. Çünkü “adalet”, Erdoğan’ın eşsiz sokak dövüşçüsü tarzı ile Müslümanların, küresel anlamda temsil edilmesi, “kalkınma” ise Türk ulusal çıkarlarını arttırmak şeklinde anlaşıldı. Öncelik hangisinin? Bir ipucu: Türk yazar Mustafa Akyok “Türk dış politikasının müslümanlığı, Amerikan dış politikasının Yahudi-Hristiyanlığı gibi görülebilir dediğinde, konuya biraz yaklaşmış oldu. Yani, “Tanrının hakkı tanrıya, Sezar’ın hakkı Sezar’a.”

Bununla beraber arabuluculuk rolü Türkiye’ye, NATO koridorlarında İran’ı savunma konusunda müsaade verdi. 2010’un sonunda NATO, İran’ı, Avrupa’ya karşı yeni tehdit olarak tanımlayacak bir yeni bir “Stratejik-Konsept” başlatmayı planladı (NATO’nun haçlı seferlerini ve savaş trafiğini haklılaştırmak için). Bir çok pahalı füze kalkanı ve başka projelerle ilgili resmi belgelerde NATO’nun İran ve Suriye’yi tehdit olarak isimlendirmesini önlemek için Türkiye, kıyameti kopardı. Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright tarfından yazılan orijinal raporda “NATO’nun askeri misyonunun doğmasının sebebi, İran’dan gelecebilecek herhangi bir balistik füze tehdidine karşı savunma geliştirme ihtiyacıdır” deniyor. Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iki ülke arasındaki ilişkileri zedeleyebilir gerekçesiyle İran’a karşı bu sert tutumun Türkiye tarafından “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu deklare etti.

Belki de sıfır-sorun’un en önemli başarısı, İran, Türkiye, Irak ve Suriye arasında, bölgeler arası ticaret ve turist akışına izin verecek bir ekonomik işbirliğinin geliştirilmesidir. Milyonlara varan İranlı turistlerin Türkiye’ye akması, ABD ve Avrupa’da, Türkiye’nin AB üyeliğinin yıllarca bloke edilmesi hakkında şikayetlere sebep oldu. Eski ABD Savunma Bakanı Robert Gates de buna benzer bir şey söyledi: “Eğer Türkiye Doğuya doğru kayıyorsa bunun sebebi, Avrupa’daki bazı kesimlerin Türkiye ile organik bağlar kurmayı reddetmesidir.”

Yasama organının, orduya karşı kazandığı başarılar ve gözlemciler tarafından ‘yükselen Avrasya kaplanı’ diye tanımlanan sağlıklı bir Türk ekonomisi sayesinde Erdoğan, İsrail’e kafa tutabilecek seviyeye geldi (sadece birkaç müslüman politikacı tarafından elde edilebilecek bir başarı). 2009’daki Davos Dünya Ekonomik Forumunda (İsrail’in Gazze katliamı sırasında), platformu terketmeden önce Erdoğan, Shimon Peres’e şöyle bağırmıştı: “İnsanları öldürmeyi çok iyi bilirsiniz”. Sonrasında Mavi Marmara olayı, Erdoğan’ı Müslüman sokaklarında kahramanlığa taşıdı.

ABD uzun zaman, müttefikleri ile “Faust tarzı” pazarlık tekniğini kullandı ve şimdi kendini, zor bir duruma soktu. Çılgın diplomatik bağlantıları, siyasi düşünceleri ve gazete yazılarını yönlendiren bir kabus vardı – acaba AKP, şimdiye kadar NATO’nun hizmetinde olan kültürel İslamını, siayasi islama dönüştürmeye yeltenecek mi?

Bu korku faktörü Türkiye’nin, dünya sahnesindeki rotasında ilerlemesine yardım etti. “Sıfır-sorun”, müthiş avantajlar sağladı. Türkiye, Orta Doğu’daki artan nüfuzu sayesinde, paradoksal bir biçimde ABD için daha cazip bir partner durumuna geldi.

Avrupa ve Müslüman Doğu arasındaki bu dengeleyici eylem sayesinde enerji açısından zengin ülkeler ile ‘Süpermen’ ve müttefikleriyle diplomatik kaşeye ulaşan Türk iş dünyası, olgunlaşmaya başladı. AKP sayesinde Türkiye, ABD’nin siyasi, ekonomik ve akademik sınıfı içerisinde bir araştırma, heyecan ve cazibe objesi oldu.

Türkiye’nin, Irak üzerindeki etkisi, “sıfır-sorun”un başarılı bir örneğidir. Türkiye’nin Basra konsolosluğunun başkanı Ali Rıza Özcoşkun, Türkiye’nin Irak’taki mevcudiyetine atıfta bulunarak, “Oyun bu – burada oldukça iyi karşılanıyoruz” dedi. Iraklı ve Amerikan güç grupları arasında arabuluculuk yaparak (ve Ebu Garib gibi korkunun gotik kurumlarından sakınarak) Türkiye, New York Times’a göre, “kendisini, ülkelerin Avrupa’ya açılan kapısı olarak konumlandırıken, büyüyen enerji ihtiyacını karşılamak adına da önemli bir adım atmış oldu.” Türkiye ile Irak arasındaki ticaret, 2008 den itibaren ikiye katlanarak 6 milyar dolara çıktı ve Irak’ın, birkaç yıl içerisinde Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olması bekleniyor.

Yazık ki her iyi şeyin bir sonu var. Başka yazarların gözlemlerine göre Türkiye, Arap Baharı tarafından gavil aflandı ve kendisini, Müslüman dünyasının self-determinasyon talepleri ile ABD ve AB’nin, neo-kolonileri geri getirme hedefleri arasında kuşatılmış bir şekilde buldu. Eğer sıfır-sorun, ‘kendi pastanı ye’ demekse, bir noktada pastacı geldiğinde, parasını ödemek zorundasın. Yani, bir noktada AKP, Müslümanların küresel anlamda savunucusu olmakla, güç odaklarıyla ilişkilerini pekiştirmek arasındaki çelişki ile yüzleşmek zorunda kalabilir.

ABD, nasıl mesaj vereceğini biliyor – postacı kapıyı sadece iki kez çalmıyor; üç, dört ve hatta onlarca kez çalıyor. Türkiye’deki 2011 seçimlerine, siyasi konseylerdeki gizli görüşmelere ve suudi eiçileriyle yapılan bazı toplantılara öncülük eden kriz sonucu Türkiye şu mesajı gördü: NATO, Orta Doğu devrimlerini bastırma kampanyasında Türkiye’den yardım istiyor. O zamandan itibaren Türkiye İran, Suriye ve Hizbullah üçlüsünden uzaklaştı ve ABD, AB ve Suudi ittifakına yakınlaştı.

Bunun en açık örneği, İran tehdidine karşı NATO tarafından yerleştirilmek istenen radar sistemine, Türkiye’nin izin vermesidir. Türk Dışişleri Bakanlığı, AKP’nin, NATO’nun askeri üslubuna eskiden gösterdiği tepkiden geri adım attığı bir bildirisinde “Türkiye’nin bu radara ev sahipliği yapması, NATO’nun yeni stratejik konsepti çerçevesinde geliştirilen savunma sistemine katkısıdır,” diye açıklama yaptı. “Bu, hem NATO’nun savunma kapasitesini hem de bizim ulusal savunma sistemimizi güçlendirecektir” diye de devam etti. Pentagon, bu hareketi, memnuniyetle karşıladı. Kesinlikle, ABD ve AB haçlı seferlerini meşrulaştıran NATO raporlarına

Certainly, Turkey’s shift from objecting to anti-Iranian language on NATO reports into a shield-maiden for US and EU-crusading is slightly whip-lash inducing.

Libya faslı, Erdoğan’ın kariyerinde önemli bir dönüm noktasıdır. NATO’nun Libya “reconquista”sı, şehirdeki altyapıyı tahrip etmek, Kaddafi yanlısı nüfus merkezlerini vurmak ve yamalı bohça isyan zaferine yol hazırlamak için şehre yönelik toplu bombalama kampanyalarının bir sonucu olan soykırımı da içeriyordu. Başlangıçta Erdoğan ilk birkaç hafta, Libya kampanyalarını protesto etti – Kaddafi yönetimindeki Libya’ya Türk işadamları çok yatırım yapmıştı. Fakat sonunda, birçoğu kiralık katil olan Bingazi muhaliflerine gemi desteği ve lojistik destek gönderdi. Son zamanlarda Bingazi ve suskun Trablus, Erdoğan’ın Arap Baharı turundaki kilit durakları oldu.

Christan Science Monitor’den Alexander Christie-Miller, “Türkiye’nin büyüen etkisinin birkaç fotoğrafı, Cuma namazında Libya’nın yeni liderleriyle el ele veren Erdoğan’dan daha güçlüdür” dedi. İsyan liderleri, yardımlarından ötürü Erdoğan’a çokça teşekkür etti: Bingazi imamı Salem al-sheikhi, “ellerimiz, Türk halkının elleriyle birleşti,” dedi, “bizim için yaptıklarınızı asla unutmayacağız.” Erdoğan, bu jeste karşılık verdi: “Zaferi kazanıncaya dek Türkiye sizinle birlikte savaşacak.” “Sizler, hedefe giden yolda, halkın önünde kimsenin duramayacağını tüm dünyaya kanıtladınız.” NATO’ya bağlı ortak çıkarlar devreye girip Libya’nın kaynaklarını, NATO uçaklarının tahrip ettiği altyapıyı tekrar onarmak karşılığında kullanma hakkını devraldıkları zaman, Türk şirketleri, yeniden inşa sürecinde büyük ihaleler alacak gibi görünüyor.

Erdoğan ayrıca Beşar Esad’a karşı ABD önderliğinde yürütülen karşı devrim hareketinin diplomatik rehberliğini de üstlendi. Müslüman Doğu’da giderek artan sivil gösterilere katılarak, Suriye’de CIA’in eğittiği silahlı gruplar, devlet güçlerine karşı meydan savaşı veriyor ve de orduyu, sivillere yönelik katliam gerçekleştirmekle suçluyor. Erdoğan, “Suriye’de kendi halkına baskı uygulayanlar, hayatta kalamayacak,” dedi. “Otokrasilerin devri artık kapandı. Totaliter rejimler yok oluyor. Halkın egemenliği geliyor,” diye de devam etti Erdoğan.

New York Times’ın iddiasına göre Türkiye, Suriye’deki iç savaşı ateşlemek konusunda kilit olarak oalrak seçildi: “Türkiye ile koordinasyon içerisnde ABD, Suriyeli Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Sünni mezhepleri arasında çıkabilecek bir savaş ihtimali ile nasıl başa çıkacağını keşfetti. Böyle bir çatışma, zaten diken üstünde olan bölgede başka gerilimleri de ateşleyebilir.”

Eğer Suriye ve İran devre dışı kalırsa, Türkiye’nni Orta Doğu’ya kültürel erişimi nasıl olacak? Davutoğlu’nun, Türkiye’nin bundan sonra Suriye veya İran’la değil, Mısırlar ortak hareket edeceğini söylediği belirtiliyor. Hatta Davutoğlu’nun, Türkiye-Mısır ortaklığını, Orta Doğu’da yeni bir güç ekseni olarak tanımladığı ifade ediliyor. Davutoğlu, New York Times’a, “bu bir demokrasi ekseni olacak, gerçek bir demokrasi” dedi. “Karadeniz’den, Sudan’daki Nil Vadisine, kuzeyden güneye bölgemizdeki en büyük iki milletin demokrasi ekseni.” Erdoğan’ın, kamusal alanda İsrail’i eleştirip, özelde ise NATO ile işbirliği yapma politikasının amacı Türkiye’yi, Orta Doğu devrimleriden kazançlı çıkan ülke durumuna getirmektir – Kendi deyimiyle Türkiye’yi, “herşeyin merkezine” yerleştirmek.

Mısır devrimini frenlemek ve de Kuzey Afrika’nın en önemli ülkesini ABD’nin yörüngesinde tutmak amacıyla elbetteki ABD ve AB yararına çalışan Suudi Arabistan, Mısır askeri cuntasına 4 milyar dolara varan tazminat ödeyecek. Kahire’deki İsrail elçiliğine, 9 Eylül’de yapılan saldırının ardından Huseyin Tantavi’ye vaadedilen para yardımının miktarı, ortalığı sakinleştirmek amacıyla birden 80 milyar dolara fırladı. Türkiye’nin, askeri kadro ile yönetilen Mısır ile ittifak kurma çabaları, tüyatronun sadece bir parçası – Öyle görünüyor ki, İran-Suriye-Lübnan Şiî güçlerini dengelemk için Davutoğlu, NATO’nun “böl ve yönet” anlayışından yola çıkarak bir “Sünni” ileri karakol gücü yaratmaya çalışıyor.

Öyle görünüyor ki “komşularla sıfır sorun” projesi, problemin her türlüsüne gebe durumda. Arap Baharı, Türkiye’yi bir huzursuzluk Kış’ına sürükledi.

Müslüman Doğu’daki nüfus ile olan ilişkileri yıpranan Erdoğan, İsrail karşıtı söylemlerini arttırdı. Herhalde AKP, Libya ve Suriye’ye karşı NATO tarafından gerçekleştirilen haçlı seferlerine imza atmakla, İsrail’i eleştirmek arasında bir çelişki görmüyor. Burada bir taktik var ama strateji yok – görünüşe göre Türkiye, Filistin meselesi üzerinden prim yaparak, Orta Doğu’da lider güç konumuna erişebileceğini düşünüyor. Bu hesaba göre İsrail karşıtı üslup, uyanan halk yığınlarına gerçek, içten bir bağlılığın yerini tutuyor.

Elbetteki politikacıların çoklu dinleyici ve halk gruplarına seslenmesi anlaşılabilir – fakat bu demek değil ki Erdoğan ve Davutoğlu bu grupların hepsini eşit olarak görüyor. “Sıfır sorun” ile ilgili en büyük problem, Erdoğan ve arkadaşlarının tatmin etme sözü verdikleri iki grup arasındaki büyük fark: ABD ve Avrupa güç odakları (bankacılar, politikacılar vs.) ve onların Türkiye’deki temsilcileri ( askeri yetkililer, seküler milliyetçiler) bir yanda; Müslüman dünyada ekmek ve yaşam mücadelesi veren halk yığınları diğer yanda.

Belki en büyük çelişki, Türkiye’nin hala Avrupa’yı istemesidir. 2010 Kasım’ında Erdoğan, Reuters!a evrdiği bir demeçte “50 yıldır Avrupa kapılarında bekletiliyoruz. Hala müzakereleri bekliyoruz” dedi. Önceki seküler selefleri gibi Erdoğan ve Davutoğlu, Avrupa’nın onlara sağlayacağı siyasi ve ekonomik avantajlardan yararlanmak istiyorlar. Gelecekte AKP, Osmanlı etkisini yeniden getireceğe benziyor. Türkiye’nin “herşeyin merkezi” rolünü gözünüde tutarsak Türkiye, geçen bahar, özgürlük için ayaklanan milyonlarca insanı soyuyor. Osmanlı şöhreti rüyalarının, Ahmet Davutoğlu’nun “biz” ifadesinde yeri yok.

ÖZGÜR KUDÜS'TE BULUŞMAK ÜZERE





| Yorum Yaz Yorumların Tamamı

Yorum : 2  
AK PARTİ MÜSLÜMANLARA İHANET Mİ EDİYOR?
17.10.2011, 14:05:33
İsrail karşıtı çıkışlar hep müslümanların gözünü boyamak için miydi. Adam gib bir lider görmeyecek miyiz.
asi
15.10.2011, 18:56:24
Allah diyiyor kafirleri kendinize dost edinmeyin.

Yorum Yaz Yorumların Tamamı

Ahmed Varol'un Suriye Yazıları
Bu Açıklama HAKSÖZ'ün İlkelerini Anlatan Bir Yazıydı
Irak'ta Savaş Bitti; Parti Bitmedi
İslami Doğu Devrimler ve Karşı-Devrimler
Suriyeli Eşcinsel Kız Komplosu ve Düşündürdükleri
İran-ABD Gerginliği ve Muhtemel Seçenekler
Hizbullah ve İsrail Savaşa Nasıl Hazırlanıyor
Uluslararası İslami Uyanış Konferansının Önemi
Uluslararası İslami Uyanış ve Filistin Konferansları
Seyyid Hasan Nasrullah'ın Hainleri Deşifre Etti
SEYYİD HADİ BELGESELİ (TIKLA İZLE)
Çok Okunanlar
EDİTÖR   
Editör Editör
Bütün Kırmızı Çizgiler Geçildikten Sonra…!
YAZARLAR   
Nureddin ŞİRİN Nureddin ŞİRİN
Adem Ve Hamit Takas Karşılığı Mı Bırakıldı…?
Mehmet GÖKTAŞ Mehmet GÖKTAŞ
Ey Azîz İstanbul, Ey Güzel İstanbul!
M. Selman KAYA M. Selman KAYA
Kuveyt'te Başlayan Bir Proje: Bülent Yıldırım Ve Gazeteciler
N. Mümine BUCAK N. Mümine BUCAK
İslami Cemiyet, İslami Cemaat
Mehmed AKİF Mehmed AKİF
Sen Yutkun Dur, Ağacan
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU Ömer Faruk GERGERLİOĞLU
Nostaljilere, Önyargılara Dokunmak
Kadrican MENDİ Kadrican MENDİ
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Tevfik UĞUR Tevfik UĞUR
Hür Müslüman Halkın İradesi Ne Demektir?
Beytullah Emrah ÖNCE Beytullah Emrah ÖNCE
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Mücahid ULUDAĞ Mücahid ULUDAĞ
Tanık Olma İçin
Av. Gürkan BİÇEN Av. Gürkan BİÇEN
Siyonistler Daha Mı Mübarek?
Abdulhelim ALMALI Abdulhelim ALMALI
Mavi Marmara'ydım....!
Hüseyin TAŞ Hüseyin TAŞ
Mezhepçi Olmamak
İbrahim KARAMAN İbrahim KARAMAN
Hizbullah'ın Suçu
Ayhan DEMİR Ayhan DEMİR
CHP, Saraybosna'ya Taşınsın
Vehbi CAMGÖZ Vehbi CAMGÖZ
Bu Sene Bir Mayıs Bir Başka Olacak...!
Ramazan DEVECİ Ramazan DEVECİ
Müslümanların Suriye İmtihanı
Çiğdem TOPÇUOĞLU Çiğdem TOPÇUOĞLU
Hükümet Hükümsüzdür
Hüseyin BELGİ Hüseyin BELGİ
Suriye Üzerinden İrana Karşı Yürütülen Psikolojik Savaş
M. Şakir KOÇER M. Şakir KOÇER
Tarihsel Günahlarımızın Cezasını Çekiyoruz
M. Necip YAVUZER M. Necip YAVUZER
İslam Ümmeti'nin Yetimleri Kürtlerin Peygamber Aşkı
Kerem ÖZBAY Kerem ÖZBAY
Almanya'nın Korku Duvarı Siyonizm
Zeki KAYA Zeki KAYA
Nerede Filistin Dostları..!
Ahmet ÖRS Ahmet ÖRS
Oyun Kurucunun Yanına Yerleşen Kim? Kim Kimi Yargılıyor?
Uzeyir YİĞİT Uzeyir YİĞİT
Birinci Yılında Suriye Olayları ve Türkiye İzdüşümü
Muhammed HAKLI Muhammed HAKLI
Yaşasın İsrail İmparatorluğu..!
İbrahim KÜÇÜK İbrahim KÜÇÜK
Fasığın Her Haberi Batıl Mıdır ?
Nigar GÜMRÜKÇÜOĞLU Nigar GÜMRÜKÇÜOĞLU
Cami Geleneği ve Diyanet
Ali AMMAR Ali AMMAR
One Minute..! Şehid Furkan'ın Şehrine Siyonistler Giremez...!
Emel MÜMİNOĞLU Emel MÜMİNOĞLU
İran İçin Yine Mi Bahane?
Serdar DUMAN Serdar DUMAN
Sen Merak Etme Büyük Şeytan; Biz “Önceliklerimiz”i İyi Biliriz..!
Sevda Nur YAĞMUR Sevda Nur YAĞMUR
Kuzuluk Notları
Mikail Mikail
Kanadımız Kırık Şimdi
Ahmet HATİP Ahmet HATİP
Esrar-ı Derun
Atasoy MÜFTÜOĞLU Atasoy MÜFTÜOĞLU
Direnişin Onuru
Ramin BAYRAMOV Ramin BAYRAMOV
Dünya'da ve Türkiye'de Masonlar
Copyright © 2012 velfecr IE 7+ // Firefox 3+
[ 1024 x 768 ] // Macromedia Flash
Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. // Tasarım ve Kodlama artiweb