
Ramin BAYRAMOV |
|
Dünyanın sahibi olmasını isteyen güçler kendi misyonlarını gerçekleştirmek için çeşitli araçlar kullanırlar. Eski kölelik dönemleri ve şimdiki zamanda aynı hedefi çeşitli programlarla hedeflemişlerdir. Zamanımızda dünya yöneticiliğini arzulayan güçler artık bazı devletleri bile ellerinde tutmayı başarmışlardır. Bunların şimdiki dönemde yönetmelik arzuları neokolonizme dayanmaktadır. Artık bunlar devletleri kendi bayrakları altında değil, devlet adamlarını kendi emirlerine memur etmişlerdir.
Masonluk Amerika’da
Böyle yöneticilik arzularını daha çok gerçekleştirme iddasında bulunanlar bir kaç yüzyıl önce mason locaları isimli bir teşkilat kurarlar. ABD’de faaliyette bulunan tüm masonlar tek bir federal merkeze tabi tutuluyordu. Bu merkez, ABD’nin kurulduğu ilk günden itibaren masonlar tarafından oluşturulmuştu ve onların yetkisindeydi.
Neredeyse tüm amerikan mason localarında mason giysisinde millet babalarının resimleri ve özel olarak, en yüce mason madalyalarının tümünü göğsüne takmış ilk ABD cumhurbaşkanı C.Vaşington’un portresi asılıydı.
Bir devlet olarak, ABD’nin kurulmasının ilk projesini 1747 tarihinde amerikan masonluğunun kurucusu ve başkanı B.Franklin hazırlamıştı. Yüksek düzey görevli bu mason tüm hayatı boyunca yahudi daireleriyle ilişki içerisinde olmuş ve kendisini yahudi kapitalinin “kölesi” sayıyordu. Onun, “para – basılmış hürriyettir” lafı hürriyetin hangi yolla olursa olsun paraya sahip olmaktan oluşmasını amerikan, daha doğru ifadesiyle, yahudi mason anlamının kendine özgü sembolü haline geldi. Bunun ve diğerlerinin para hırsı açıkça ve direkt olarak devletin esasını hrıstiyan değil, yahudi-talmudi ilkeler oluşturmuştur.
Amerika’nın kurulmasının temelini oluşturan deklarasyonu pek çok masonlar, aynı şekilde ismi geçen B.Franklin de imzalamıştı.
1823’de iki yüksek düzey amerikan masonu olan cumhurbaşkanı D.Monro ve dış ilişkiler bakanı C.Adams daha sonra “monro doktrini” yada “amerika amerikalılar için” isimleriyle anılan bir senet hazırladılar. Bu belgede ABD’nin tüm batı bölgesine hakim olması iddasında söz ediliyordu. Belge tüm mason localarının beğenisini kazandı ve tebliğ edildi. Masonlar bu belgeyi kuzey ve güney amerikanın tüm ülkelerinin amerikaya birleştirilmesinin ilk adımı olarak değerlendiriyorlardı.
Tabii, amerikanın gücü diğer ülkelerin iflası ile gerçekleşmektedir. Diğer ülkelerde 100 milyonlarla insanların hayatlarına mal olması bakımından, ABD’nin ilerleme kaydetmesi nazi almanyasının ekonomisinin gelişmesi ile mukayese edilebilir. Zamanında işgal ettiği ülkelerin servetlerini ve ihtiyatlarını merkezleştirme hesabına Almanya çok büyük güç ve görünmemiş sonuçlar almayı başarmıştı. Amerika ekonomi sistemi insanlığın tenine üşüşen emiciler gibidir – insanlık ne kadar zor duruma düşüyorsa, amerika için o kadar iyidir.
Sanayi faaliyeti sonucu hava kirliliğinde karbon oksidin çoğalmasının üçte biri amerikanın payına düşmektedir.
1990 senesinde Avrupa parlamentosu, Honduras ve Guatemala gecekondularında yaşayan çocukları parayla satın aldığına ve onların beden azalarından nakil için kullandıklarına göre ABD’yi kınayan karar kabul edildi.
Ama şaşırmak sırası değildir. Zira, pek çok amerikalının desteklediği patoloji (zooloji) kendini beğenmişlik ve bireycilik bizzat onların iyiliğine hizmet eden her hangi bir cinayete bile berat vermektedir.
Masonların amerikan hükumeti ismiyle cinayetleri
Başka ülkeleri sömürmek hakkını onaylatmak ve koruyabilmek amacıyla Amerika zaman zaman askeri zor kullanmış ve kullanmaktadır. Ikinci dünya savaşını müteakip on yıllar boyunca ABD insanlığı karşı o kadar cinayet işlemiş ki, bunlara göre Amerika sistemi Nürnberg sürecine, yöneticileri de hitlerci canilerin akibetiyle eşdeğerdir.
1948-53 yılları arasında Filipinde askeri ameliyatlar. Halka karşı cinayetlerde direkt bulunma. Binlerce filipinlinin katli.
1951-53 yılları arasında yaklaşık 1 milyon amerikan askerinin Koreye silahlı saldırısı 100 binlerce korelinin hayatına mal oldu.
1964-73 yılları arasında Vyetnama karşı askeri ameliyatlar. Yarım milyona yakın vyetnamlının katli. Hitler’in örneği gibi, köyler olduğu gibi yok ediliyor, vilayetler sakinleri ile birlikte napalmla kül ediliyordu. Maktullerin çoğu kadın ve çocuklardır.
1964 yılında Panama kanalı bölgesinde ülke haklarının teminini talep eden milli güçlerin silahlı kanlı şekilde bastırılması.
1964-73 yılları arasında Laos halkına karşı askeri hücüm binlerce kurban bırakmıştır.
1982-83 yıllarında 800 amerikan deniz piyadesinin Lübnana hain saldırısı pek çok kurban bıraktı.
1986 senesinde Libyanın Trablus ve Bengazi kentlerine hain saldırıda kentlerin bombalanması çok sayda insanın hayatını aldı.
1989 senesinde Panamaya silahlı saldırı binlerce panamalının hayatını aldı.
1991 yılında Iraka karşı geniş çaplı askeri saldırıya katılan 450.000 amerikan askeri. 150.000e yakın sivilin katli yanında, halkı korkutmak için sivil noktaları bilerekten vurmak.
1992-93 yıllarında Somalinin silahlı işgali. Sivillerin öldürülmesi ve askeri baskı.
2003 yılından beri devam eden işğal milyonlarla insanın hayatını almış ve devam ediyor.
Ama mesele sadece silahlı saldırılarla bitmemektedir. Onlarca yıl boyunca Amerika Salvador, Kuba, Guatemala, Afganistan, İran aleyhine ilan edilmemiş harpler yapmış, kukla amerikan yanlısı hükumetleri desteklemek, amerikan hükmünü kabul etmeğen kanuni hükumetleri yıkma faaliyetleri için inanılmız paralar harcanmıştır. Açıktır ki, masonlar güç kullanmanın yanında, pek çok ülkede siyasi güçler oluşturmayı da başarmışlardır.
Masonların İsrail için “milhemet haatsmaut” harbi
Masonların dünyada güç gösterisinin ilk adımını 1948’de İsrail devletini kurmakla tüm arap dünyasına meydan okumakla başlamıştır. Nitekim Mısır, Suudi Arabistan, Suriye, İrak, Lübnan ve Ürdün’ün buna yüzeysel itirazı sonuçta harbe dönüştü. Tabii ki, masonlar bu hükumetleri kendi hükmleri altına alabilmişlerdi. Zira bu harpten önce bu ülkelerin başkanlarının masonlarla görüşmeleri kaydedilir. Böylece İsrail 6 gün zarfında bu arap ülkelerinin ordularını mağlup ederek dünyada namağlup bir ordu olduğunu gösterebildi. Israil büyük araziler işgal etti. “Bağımsızlık uğruna harp” İsrail lehine bitti, azap dünyası ise, zellillik ve mağlubiyet elbisesi giyinerek halklarında israil korkusu oluşturdu.
Nitekim bunu, Lübnan hizbullahının lideri Seyid Nasrallah şöyle dile getirmiştir: “1980-li yıllarda İsrail’e karşı mukavemet gösterilebilir mi? Sorusu esas sorulardandı. O zamanlar, İsrail’e karşı mukavemet ve harp bir delilik addedilirdi. Lübnan’daki mukavemet harekatı 1982-2000 yılları arasında bu fikirleri alt üst etti. Evet, dünyanın her hangi bir noktasındaki hür bir millet çarpışabilir, mukavemet gösterebilir. Silahına sarılıp düşmanı üç gün boyunca matem, yas tutmaya mecbur edebilir.”
Anti-masonlar, masonlara ilk güçlü şok
Evet, masonlara karşı ilk mukavemet İran’da daha köklü yaranmaya başlıyordu. Imam Homeyninin kurucusu olduğu inkilab masonların İran’daki kuklasını ülkeden kovarak satılmış siyasetçilerin burnunu yere sürdü. Nihayet, 1961-62 yıllarından başlayarak iran halkı zulme karşı ve hakkı korumak için mücadele eden bir kişinin şiar ve vaazları ile yeni dini başkanın gölgesini duymaya başladı.
Şah rejimine karşı mücadele onun esas mücadele ettiği taktiklerdendi. Zalim şahın iç yüzünü ortaya koyarak halkı uyandırmak onun vaazlarının mihenk taşını oluşturmaktaydı. İmam Homeyni hapse atılırken kendisine yapılan tekliflerden de şahın masonların kölesi olduğu açıkça görülüyordu. Tekliflere göre, Homeyni Şah, İsrail ve Amerika’ya karşı söylemlerde bulunmamalıydı. Homeyni ise, “benim misyonum bizzat bunu oluşturmaktadır” diyerek kendi hedeflerini de ortaya koymaktaydı.
Bu vaazlar hakkında bir makale çerçevesinde bahsetmenin imkansız olduğu bilinciyle, burada sizinle yalnız önemli tarihi birkaç söylemi paylaşmak istiyoruz.
Şah teslimiyet anlaşmasını imzaladıktan sonra Homeyni ona karşı sert çıkışlar yapmaya başladı. Bir zamanlar, muctehitlerden bir tanesinin bu imzadan sonra şaha “ben ülkeden göçe karar verdim” demesine de değinen Homeyni şahın aldığı kararı bozmasını şöyle talep etmekteydi: “Ey Şah, bir zamanlar dönemin müçtehitleri İran’dan göç edeceklerini sana bildirmişlerdi. Ancak ben sana diyorum ki: şayet bu kanunu kaldırmazsan seni İran’dan kovmaya karar vereceğim!” .
Yine söz konusu kanuna itiraz ederek vaazlarında şu cümlelere yer vermekteydi: “İzzetimiz çiğnendi, İran’ın azameti ortadan kalktı. Iran ordusunun azameti çiğnendi. Parlamentoda bir kanun kabul edildi ki, İran Vyana anlaşmasına tabi olmaya zorlandı. Kısacası, irandaki askerlerin aileleri, kendileri, malları ve mühimmatları onların her türlü cinayetleri karşılığında emniyette olacaktır. Beyler, ben tehlike ilan ediyorum. Yemin ederim ki, feryat etmeyen her kes günahkardır. Yemin ederim ki, feryat etmeyen herkes büyük günah işlemiştir. Ey islam önderleri, islamın yardımına koşun. Necef alimleri, islamın yardımına koşun. Kum alimleri, islamın yardımına koşun!”
Adeta imam Hüseyin’in “benim gibiler Yezid gibilere boyun eğmezler” veya “zillet bizden uzaktır” sözleri yada şiarlarını hayata tatbik eden Homeyni dünya devlerine birkaç yıllık darbe indirdi.
Nitekim, İran devriminden sonra dünyadaki mazlum ve zayıfların kurtuluş evine çevrilen İran o gün bu gündür zalim dünya egemenliğinin rahat nefes almasına engel olmuştur.
Iran devrimi masonların neokolonist düşüncelerine derin bir darbe vurdu. Masonlar şoke olmuş ve “bir kaç sene zarfında bu devrimi bastırır ve kendi kuklalarımızı yönetime getiririz” diyerek kendilerini teselli ediyorlardı. Şimdi bile ayni arzularla yaşamaktalar.
Türkiye’de masonlar
Irana karşı düşman kesilme düşüncelerini kabul etmeğen N.Erbakan nihayet 1970 yılında Milli nizam partisini kurarak siyasi arenaya girdi. Anti siyonist ve anti mason çıkışlarına göre bir yıl sonra mahkeme kararıyla parti kapatılır. 1972 senesinde Milli selamet partisi ile yeniden siyasete atılan Erbakanın partisinin faaliyeti mason generallerin emriyle askeri darbe ile sonlandırılır. Anti mason görüşlerinden vaz geçmeğen Erbakan 1983 yılında Refah partisini kurar. 15 sene sonra “dünyeviliğe karşı siyasi faaliyet” maddesiyle partisi kapatılır.
Başbakanlık görevinde bulunurken anti siyonist ve mason faaliyetlerine darbe vurmak için dönemin generali Hakkı Karadayı 27 şubat 1997 tarihinde İsraile gider ve o zamanki israil başbakanı – şimdi tekrar başbakan seçilen – Netanyahu ile görüşme yapar. Ertesi gün Türkiye tarihinde 28 şubat olayları vuku bulur. Erbakana “dünyeviliğe aykırı faaliyet” maddesi gereğince dava açılır.
Burada bir nokta dikkat çekmektedir. 28 şubat olaylarından birkaç ay önce, yerel tv kanallarının birinde İstanbul mason localarından birinde gizli kamerayla kaydedilmiş görüntüler halkı şoke eder. Görüntülerde türk iş adamının masonluğa giriş sahnesi, aynı şekilde masonik nikah töreni dikkat çekiyordu. Masonluğa yeni girmiş türk iş adamının gözüne kılıç koyularak masonluğa kabul edilmesi, diğer masonların da bu hareketleri tekrarlaması ve s.gibi türk kamuoyuna yabancı olan böylesi gelenek ülke gündemini hayli meşgul etmişti. Bu görüntülerin yayımlanmasından iki gün sonra da, ünvanı meçhul bir mason locasında 33 masonun katıldığı şeytana sığınma ve baş masonun şeytan işareti üzerinde bir keçiyi boğazlayıp kanını içmesi gibi sahneler türk milletini şoke etmiş ve bu adım türkiyeli masonlara karşı atılan apaçık bir harp ilanı gibiydi. Masonlara bağlı medya ise, sanki bu olaylar olmamış gibi halkın dikkatini diğer şeylere çekmek için seferber edilmişti. Söz konusu görüntüleri yayınlayan Kanal7 kanalı ise maddi baskılar yapılır. Israil mason locasından türk mason locasına bir mektub ulaşır. Mektupta masonluğa giren bazı türklerin hiyanet ettikleri ve mikro kameralarla gizli ayinleri kaydedip televizyonlara vermelerinden duyulan endişe duyduklarını ifade eden israilli masonlar, bu gerçekleri halka duyuranların Refah partisi ve Kanal7’yi hedef olarak gösterir. Aynı mektupta baba masonların partiyi iktidardan düşürmek için tüm masonların seferber edilmesi emri dikkat çekmektedir. Fıkralar halinde türkiyeli masonlara direktifler verilir. Hatta masonluğu terk edenlerin cezalandırılması emri bile özellikle vurgulanır.
Islami olan her şeye, televizyon, radyo, gazete, dergi ve aynı zamanda Refah partisine ekonomik, siyasi ve diğer araçlardan yararlanılarak baskı yapılması onların işlevini durdurmak türkiyeli masonlara özellikle emredilir. Israil masonlarının bu direktiflerin çoğunluğu pek ustalıkla uygulanır. Çok sayda islamcı çeşitli maddelerle hapse atılır. Orduda bulunan çok sayda masonların açığa çıkaran gazetecinin haberinden sonra türk askeri yetkililerin masonluğa girmeleri yasaklanır.
Bu dönemde masonluğa karşı cephe alana parti ve başkanı masonluğun kara listesine alınır.
Tüm bunlara rağmen Erbakan Ramazanda “kudüs ve siyonizm” ve “anarşi ve siyonizm” makalelerini kaleme alır. Birincisinde siyonist ve masonların türkiyeyi hedef aldıklarını , ikincide de masonları siyonizmin bir kolu olarak değerlendirir. Bundan sonra 1980 yılı 6 eylülde konyada muhteşem bir Kudüs mitingi düzenlenir. Ama 6 gün sonra askeri devrim olur ve bu harekat toplu hapslerle belli bir süre durdurulur.
Bu güçlü etkiye rağmen, 7-8 sene sonra türkiyede islami mukavemet yeniden uyanır. Kapatılan Refah partisinin yerine Saadet partisi kurulur. Anti mason ve islamın tebliği sonucu türkiyede islamı sevenlerin sayısı mason ve ya sekülerizmi sevenlerin sayısını geçmiştir.
Geçtiğimiz günlerde Erbakanın siyasi faaliyetinin yasağının kalkması da, masonların hedeflerinin zayıfladığı gibi yorumlanır. Aynı şekilde ergenekon teror teşkilatının açığa çıkarılıp çökertilmesi, üyelerinin hapsi ve diğer gizli gerçekler de, bu kişilerin mason “askerleri” gibi faaliyet gösterdiklerini kanıtlar gibidir.
Azerbaycan’da masonlar veya misyonları
Azerbaycan’da masonların resmi faaliyeti, belirtilene göre, yasaktır. Ancak bazı ihtimaller bunun aksini gösterir gibi kabul edilebilir. Masonların Azerbaycan’da resmi localar kurması ve devletin buna izin vermemesi gibi konular medyada da işlenmişti. Ama onlara resmi iznin verilmemesini belirtmek te onların istekleriyle olabilir. Zira israil için çalışan mason localarının ana gayeleri mason locaları kurmak değildir, bu durum onların kanununda da zikredilmiştir. Nitekim onların amaçları hedeflerini gerçekleştirmektir. Bu bakımdan, israille ilişkilerin kötü olmaması, islama olan bazı baskılar, ezanın sesinin kısılması, resmi hicap yasağı ve s., aynı şekilde ahlaksızlığın yayılmasına engel olmamak ve tam tersi, buna olanak sağlamak gibi vakalar masonların ülkemizden uzakta olmadıklarına birer işaret olabilir.
PS. Aslında araştırmasına başladığım bu konu pek büyük bir mevzudur. Ama biz çok derinliğine inmeden konuyu burada bitiriyoruz.
|