İslam Devrimi Muhafızları Ordusu Eski Genel Komutanı Yahya Rahim Safevi, İran'daki ve bögledeki son gelişmeleri değerlendirdi.
İSLAM DEVRİMİ MUHAFIZLARI ESKİ GENEL KOMUTANI TUĞGENERAL RAHİM SAFEVİ’DEN BÖLGEDEKİ ASKERİ VAZİYET HAKKINDAKİ SON DURUM DEĞERLENDİRMESİİslam Devrimi Muhafızlarının bir önceki genel komutanı Tuğgeneral Dr. Seyyid Yahya Rahim Safevi’nin (şimdilerde üniversite hocalığının yanı sıra İslam Devrimi Rehberinin askeri danışmanlığı görevini yürütüyor) İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardındaki olayları, bölgesel değişimleri, Amerikan tehditlerini ve Ortadoğu’nun geleceğini ele alan aşağıdaki röportajı Mehr Haber Ajansı tarafından gerçekleştirildi.
İslam İnkılâbı Rehberinin Cuma namazında İran’da turuncu devrimin mümkün olmadığını belirtmiş olmasına rağmen bazıları son olayları turuncu devrim veya darbe olarak tanımlıyorlar. Sizin seçimlerin ardından baş gösteren bu hadiseler hakkındaki tahliliniz neler? Bu olaylardaki asıl etkenler sizce neler?Yumuşak tehditler hakkında ilk önce söylememiz gereken şey öncelikli olarak bu tehdidi tanımamız gerektiğidir, zira yumuşak tehdit siyaset ve medya kışkırtmalarından kültür ve edebiyat gibi çok geniş alanlara dek uzanmaktadır. Yumuşak tehdit, onlar için kısaca, “başkalarını da tıpkı bizim istediğimiz şeyleri ister hale getirelim” demeleridir.
Amerikalıların Gürcistan’da, daha önce eğittikleri 200 kadar seçkin kişi ile bu ülkede turuncu devrim gerçekleştirebildiklerine şahit olduk. Amerikalılar toplumunun önde gelen bu kişilerine diploma vererek ülkelerine döndürmek suretiyle hedeflerine ulaşmayı başardılar. Dolayısıyla turuncu devrimin çaba ve telaşa ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz, zira yumuşak tehdit eğitimi ile halkların eğilimlerini ve düşüncelerini değiştirmek mümkün. Amerikalılar ve İngilizler, bağımsız devletler karşısında sadece bu yöntemle gerekli gördükleri değişimleri gerçekleştirebilecekleri sonucuna vardılar.
Bugün İslam Cumhuriyeti’ndeki bizler “yumuşak kudretin” (soft power) kaynaklarını, yani kültürleştirme, siyasi değerler, düşmanın dış politikası ve bu tehdidin araç ve yöntemlerini çok iyi tanımalı ve bununla mücadele etmek için program sahibi olmalıyız. Bugün uydu kanallarımızı daha da yaygınlaştırmalı ve halkımızın milli medya kurumlarına güven duymalarını sağlamalıyız.
Siyasi şahsiyetlerin ve partilerin seçim ardındaki tesirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?İslam İnkılâbı rehberinin de buyurduğu gibi seçimler, İran halkının gücünü bütün dünyaya göstermesi için iyi bir fırsattı. Bu seçimlerdeki % 85’lik katılım, daha önceki 26 seçimin hiçbirinde rastlamadığımız çok görkemli bir orandı. Seçimler İran’ın jeo-stratejik ağırlığının artmasında da benzersiz bir etkide bulunmuştur, fakat ne yazık ki bazı siyasi grupların ve şahısların hareketiyle birlikte tatsız bir duruma tanıklık etmekteyiz.
Seçime katılan 4 adayın sonuçların açıklanmasının ardından gösterdikleri tepkileri hakkındaki görüşünüz ne?Rehberlik Makamının Cuma namazındaki bilgece ve aydınlatıcı konuşmalarının ardından – ki son meseleler hakkında fasl-ül hitap konumundaydı - halkımızın beklentisi bütün siyasi grupların ve seçime katılan kişilerin, bazı itirazları olsa bile, anayasa çerçevesinde hareket etmeleri yönündeydi. Ne yazık ki, bazı adayların kendi siyasi gruplarını yönetememelerinden geçtik, bu grupların yanlış tahlilleriyle bu adayları idare ettiklerine bile şahit olduk. Bunlar bazı bildirilere imza attılar ve kanunu ihlal eden davranışlara, kargaşalıklara ve güvenlik problemlerine neden oldular. Bu kişiler İran halkının ve nizamın hakkına zulmettiler. Dünyadaki her devlet kanunları çiğneyenler ve ülkenin emniyet ve asayişini tehdit ederek o ülkenin düşmanlarının isteği doğrultusunda hareket edenler hakkında kendi kanuni çerçevesi doğrultusunda gerekli hukuki yollara başvuracaktır. Sorunuza yanıt olarak şunu arz ederim ki turuncu devrimin kitaplarda yazan alametleri ve kuralları seçim sonrasında meydana gelen olaylardaki kanun ihlalcileri tarafından bilerek veya bilmeyerek izhar edilmişti. İnkılâbın ve nizamın düşmanı olan medya kanalları ve bu ülkelerin siyasi sorumluları da bu kargaşalıkları resmi olarak desteklediler.
Bütün bunlar İslam Cumhuriyeti nizamı için tehlike işaretleri idiler ve bazı adaylar tarafından iyi teşhis edilemediler. Öyle görünüyor ki bu kişiler siyasi olarak sakıt oldular ve halkın gözünde de geçmişte sahip oldukları siyasi itibarı kaybettiler.
Sayın eğişim edebiyatına rağmen eldeki karineler Bush hükümetinin askeri yaklaşımının Obama döneminde yumuşamamakla kalmayarak daha da sertleşmiş olduğunu gösteriyor. Örnek olarak son değerlendirmelere göre Amerikan güçlerinin bölgedeki askeri ve istihbarat kapasitesinin artmış olmasını ve yeni güvenlik anlaşmalarının artmasını da göz önüne alırsak, sizin bu değişim hakkındaki görüşünüz neler ve acaba bunu tehdit olarak değerlendiriyor musunuz?Obama hükümetinin askeri stratejisinde cüzi bir değişimden başka temel bir farklılaşma görülmemiştir ve bu farklılık da Irak’taki asker sayısının 35.000 kadar azaltılmasından ibarettir. Öte yandan Afganistan’daki asker sayısı ise arttırılmaktadır, bugün itibariyle Afganistan’da diğer NATO güçleriyle birlikte yaklaşık olarak 83.000 Amerikan askeri vardır.
Öyle gözüküyor ki Amerika’nın Afganistan’daki askeri stratejisinin yenilgiye uğraması Irak’takinden daha acı olacaktır ve Afganistan’ın Amerikan güçleri ve müttefikleri için ikinci bir Vietnam’a dönüşme ihtimali giderek artmaktadır. Öte yandan şu gerçeği de kabul etmelidir ki bölgede 200.000’den fazla yabancı askerin olması, özellikle güney batı Asya’da, (Pakistan ve Afganistan) ve Ortadoğu’daki askeri üslerini arttırarak Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Arabistan’a milyarlarca dolarlık silah ve malzeme satması ve bu ülkelerin petrol kaynaklarını yağmalaması güney batı Asya, Fars Körfezi ve İran’daki emniyetsizliğin asıl nedenidir.
Kanımca bölgedeki Müslüman halkın, özellikle Afganistan, Pakistan, Irak ve diğer dünya Müslümanlarının işgalcilerin varlığından nefretleri zirveye ulaşmıştır. Öte yandan Amerikalıların ve NATO’nun Afganistan ile imzaladığı güvenlik anlaşması Amerika’nın bu ülkeyi terk etmeye niyeti olmadığını göstermektedir ve Amerika ve NATO güçlerinin Afganistan, Pakistan, Umman Denizi ve Fars Körfezi’nde, Fars Körfezi’nin güneyindeki ülkelerde ve Irak’taki varlığı Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerde rahatsızlığa neden olmuştur. Ruslar Amerikalıların Orta Asya’daki varlığından hazzetmemektedirler. Çinliler de Amerikalıların ülke içine müdahale ettiğine inanmaktadırlar. İran İslam Cumhuriyeti ise bu güçlerin bölgedeki varlığını emniyetsizliğin asıl nedeni olarak görmektedir ve Ortadoğu’nun güven ve huzura kavuşmasının yegâne yolunun işgalci güçlerin uzaklaşmasından geçtiğini söylemektedir.
Fars Körfezi etrafındaki ülkelerin, özellikle Arabistan, Kuveyt ve BAE’nin Amerika’dan bu miktarlarda silah satın almalarının nedeni nedir?Amerikalılar Irak, Lübnan ve Filistin meselelerinin ardından bölgedeki bazı Arap ülke liderlerinin zihninde İran korkusu yaratmak projesinin peşindeler. Son 2 senedir de bu ülkeleri asıl tehlikenin İsrail’den değil de İran’dan geldiğine ikna etmeye çalışmaktadırlar.
İran korkusu meselesi Amerikalıların silah üreticilerinin milyarlarca dolarlık silah satmasına imkân vermiş ve bu düşünceyi ortaya atarak Afganistan, Irak, Arabistan, Kuveyt ve BAE’ne silah satarak yüklü miktarda paralar kazanmışlardır.
Netanyahu kabinesini tanıtırken İran’ın Tel Aviv için en büyük tehdit olduğunu söyledi ve askeri tehditler savurmaktan da geri durmadı. Siyonist rejim tarafından askeri olarak saldırıya uğramamız ihtimalini bir an için kabul edersek, cevap hazırlığımız hangi boyuttadır?İran Ortadoğu’da büyük bir siyasi, kültürel ve askeri güçtür ve İran’ın silahlı kuvvetleri milli menfaatlerini savunabilecek güçtedir. Aşırı sağcılardan oluşan yeni İsrail hükümeti bir koalisyon hükümetidir ve pek çok iç ve dış sorunla yüz yüzedir. Siyonist rejim bugün bir taraftan da Amerika’nın baskısına maruz kalmaktadır, zira Obama Filistin’de Filistin ve İsrail şeklinde iki bağımsız devlet kurma projesini gerçekleştirmek istemektedir. Kudüs’ü de doğusunu Filistinlilere batısını da Yahudilere olmak üzere ikiye bölmeyi amaçlamaktadır. Bunun karşılığında da Arap ülkelerinin Siyonistlerle ilişkisini düzeltmesini beklemektedir. Bazı ülkelerin bu projeyi kabul etmiş olmaları büyük bir ihtimal, zira Siyonistlerle ilişki kurmak istemektedirler. Fakat Arabistan gibi başka Arap ülkeleri ise Amerikan başkanının bu planını kabul etmeye hazır değildir.
Hâlihazırda İsrailliler pek çok tatbikat düzenlemektedirler, bu durum yeni hükümetin 33 günlük Lübnan ve 22 günlük Gazze savaşı yenilgisini telafi etmek istediğini göstermektedir. Öte yandan İsrail istikrarlı bir konumda olduğunu göstermek istemekte, Amerikalı, Rus ve Avrupalı makamlarla görüşmektedir. Bütün bunlar bölgede siyasi ve bir ihtimal askeri hareketliliğin işareti olabilir.
Bendenin askeri tahliline göre İsrail; Lübnan ve Gazze’deki yenilgilerini telafi etmek amacıyla bu yılsonuna kadar bölgede bir fitne çıkarmanın peşindedir. Bu fitne Gazze, Lübnan ve hatta İran cephesinde bile gerçekleşebilir. Elbette İran silahlı kuvvetleri bütün gücüne rağmen İsrail tehlikesini küçümsememektedir ve hata etmeleri durumunda İran’ın cevap verme gücü tasavvurlarının ötesinde ve çok etkili olacaktır.
Amerika ve NATO’nun Afganistan’daki varlıklarını uzatmalarını ve bunun bölge jeopolitiğine olan etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?Afganistan bölgesi önemli bir jeopolitik geçiş merhalesinde bulunmaktadır. Bölgede Amerikan güçleri bulunmaktadır ve öte yandan NATO güçleri ağır kayıplarına ve masraflarına rağmen Amerika’nın mihverliğinde bir süre daha Afganistan’da kalmaya mecburlar. Afganistan savaşı hem Amerikalılar hem de müttefikleri için zor bir savaş olacaktır fakat birkaç sene daha bu ülkede bulunmalarına ihtimal var.
Amerikalıların ilan ettikleri zahiri savaş nedeni güya El Kaide ve Taliban’ın merkezini ortadan kaldırmaktı. Taliban ağırlıklı olarak Peştun kavmindendir ve bugün Afganistan’ın güney ve doğu bölgesini kontrolü altında tutmaktadır. Peştunların yaklaşık nüfusu 27 milyon olup 20 milyonları Pakistan’da, 7 milyonları da Afganistan’da yaşamaktadır.
Bu kavmi ve coğrafi bağlar ve Pakistan’daki Taliban medreseleri bu güçle mücadele etmeyi Amerikalılar ve Pakistan ile Afganistan devleti için çok zorlaştırmaktadır. Daha önce de dediğimiz gibi bu bölge jeo-politik olarak istikrarsız bir dönemden geçtiği için büyük bir ihtimalle Amerikalılar ve Batılılar Afganistan’daki stratejilerinde yenilgiyle karşılaşacaklardır. Bu yüzden Taliban’ın mutedil güçleriyle masaya oturmak zorunda kalacaklar.
Amerikalıların Irak’tan çıkışı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu durum Amerikalıların Irak’ta yenilmiş olduklarını mı gösteriyor?Amerikalılar Musul, Diyale ve Kut haricindeki bütün Irak şehirlerinden geri çekildiler ve ülkeden 35.000 asker çektiler. Fakat yine de ülkede 130.000 kişilik bir güçleri var ve 2010 yılına kadar tamamen Irak’tan çıkmaları bekleniyor. Yine de ülkedeki 10 askeri üslerini koruyacaklardır, zira Amerika bu esas üzerine Irak ordusuna bugüne kadar 8 milyar dolarlık silah satmayı başarmıştır. Bu tamamen Amerikancılaşmış bir ordu anlamına gelmektedir. Amerika Irak’ın kara sahasında olmamasına rağmen ülkenin gökleri tamamen Amerikalıların kontrolündedir. Bu yüzden ben Amerikalıların birkaç sene daha Irak’ta kalacaklarını tahmin ediyorum. Irak’ın petrolünü yağmalayacak ve stratejik menfaatlerini sağlama alacaklardır.
Amerika’nın Irak’taki varlığı İran için tehdit oluşturuyor mu?Amerikalıların Irak, Fars Körfezi, Umman ve Afganistan’daki varlığı İran için elbette endişe vericidir ama silahlı kuvvetlerimiz Amerikalıların askeri varlığını ve hareketliliğini izlemektedir. İran Yüksek Milli Güvenlik Şurasının siyasi yetkilileri düşmanlarımızın stratejisini kamil bir şekilde analiz etmektedirler. Amerikalıların Irak ve Afganistan’daki stratejilerinin başarısız olmasını göz önüne aldığımızda Amerikalıların üçüncü bir cephe açmaya güçlerinin yeteceği mümkün gözükmemektedir. Zira kendi halkının desteğinden de yoksundur ve içinde bulunduğu ekonomik kriz böyle bir işe girişmesine engel olacaktır. Fakat bütün bunlara rağmen Amerika ve Siyonist rejim İran’ın düşmanlarıdırlar ve bu son seçimde de bu düşmanlıklarını ispat ettiler. İran düşmanın bu komploları karşısında gafil olmamalıdır.
Kudüs gününün de yaklaştığını göz önüne alırsak eğer, son bir soru olarak Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturmak ve İslam dünyasının vahdete kavuşması için atılması gereken pratik adımların sizce neler olduğunu sorsak?Bazı İslam ve Arap ülkelerinin liderlerinin yabancı güçlere olan bağımlıkları Kudüs’ün kurtuluşunun ve Filistin’deki işgalin sona erdirilmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Bu acı gerçek Siyonist rejimin son 22 günlük Gazze saldırısında Hamas savaşçıları ile karşılaşmalarında daha da belirginlik kazandı.
Irkçı görüşlerin ve kavim bağının din ve ortak inançların önüne geçirilmesi, sınır ve toprak anlaşmazlıkları ve özellikle padişahlık rejimi altındaki bazı Arap rejimlerindeki meşruiyet krizi de İslam dünyasının önümüzdeki yıllarındaki siyasi meseleleri olacaktır.
Müslümanların ortak inançları ve Hz. Peygamber’in (s) tavsiyesi, Kuran ve namaz, oruç ve hac gibi ortak şiarlar; petrol ve gaz gibi önemli enerji kaynaklarına sahip uçsuz bucaksız ortak coğrafya İslam dünyasında birliğin sağlanması için çok elverişli imkânlar sağlamaktadır ve bütün bunlar mantıki bir süreç sonucunda ve ince elenip sıkı dokunulan bir proje ile İslam dünyasının küresel bir büyük güç olmasını sağlayabilir.
Kudüs Gününe gelince, bu gün Müslümanların Siyonizmin cinayetleri karşısında durmak ve Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturmak için bir araya gelme günüdür ve ümitvarım ki bu günde bütün dünya İran halkının Filistinlilerin savunması yolunda gösterdikleri kudretine tanık olur ve bu bir yandan da Siyonistlerin cinayetlerine güçlü bir cevap olur.
Bu röportaj Kemal Saral tarafından Ruhullah.com için çevrildiRuhullah.com