|
|
Def'i Mefâsid Celb-i Menâfî'den Evlâdır'in Anlamı Ne |
| 12.12.2011, 02:37:14 |
|
|
|
|
Velfecr yazarı Mehmet Akif, Selahaddin Eş'in Ben kral değil, cumhurbaşkanıyım..' diyene bakar mısınız? başlıklı yazısını değerlendirdi
Üstadımız Selahaddin Eş Çakırgil, Haksözhaber sitesinde yayımlanan “Ben kral değil, cumhurbaşkanıyım..’ diyene bakar mısınız?” başlıklı yazısında İran’ın Suriye konusundaki tutumunu savunanlara veryansın ederken, Mecelle’ye de atıfla, “Def’i mefâsid celb-i menâfî’de evlâdır” kuralına yer vermiş. Kuralın kitapta yazılımına amenna…
Üstad sözkonusu yazısında bir kurala atıfta bulunduğuna göre, bu kuralın her somut olayda nasıl işletileceğini de biliyor olmalıdır. Yani üstad “Def’i mefâsid celb-i menâfî’den evlâdır” dediğinde incelemeye aldığı olaydaki “fesad”ı, “menfaat”i, “def” yolunu ve “evla” oluşun ölçüsünü bilmelidir. Üstad bir fıkıh kuralına dayandığından, kendisine, bir İran filminde hâkimin davacı kadına söylediği şu cümleyi hatırlatabiliriz: “Hukuk soğuktur, buz gibi”. Üstad bu kuralı medeni hukukun alanından çıkarıp siyasi fıkha yaydığı için somut olayda –Suriye meselesinde- bu kuralın unsurlarını tespit etmek gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kalacağız demektir.
Her şeyden evvel, üstadın atıfta bulunduğu kuralı işletme yetkisi kimindir? Siyasal alanda birbirini tetikleyecek ve geleceği etkileyecek bir konuda Müslümanlar açısından “fesad”ı ve “menfaat”i belirlemekle yetkili ve görevli makam hangisidir? Söz gelimi, Birleşmiş Milletler Teşkilatı “fesad”ı ve “menfaat”i belirlemede yetkili ve görevlidir, diyebilir miyiz? Yahut Amerika Birleşik Devletleri böyledir, diyebilir miyiz?
Bölge ülkeleri, misal, Türkiye ya da Suudi Arabistan bunları belirlemede hak sahibidir diyebilir miyiz? Üstadımızın ve bir kısım serkeşin arzu ettikleri üzere şayet bir “ulus devlet”e dönüştürmeyi başarabilirlerse İran bunda hak sahibidir diyebilir miyiz? Bu kalemlerin bakış açısıyla her ülke ancak kendi menfaat alanını genişletmekle meşguldür ve öyleyse Suriye meselesi ancak ulus devletlerin çıkar çatışmalarından ibarettir. Ne var ki, her ne kadar bugün şahsi hissiyatına kapılarak gözü kapalı makaleler yazsa da, biz üstadın İran İslam Cumhuriyeti nizamını bildiğinden eminiz.
İran İslam Cumhuriyeti Anayasası Rehberlik makamına özel bir önem vermiştir. Anayasanın 58.maddesinde, “İran İslâm Cumhuriyeti’nde egemen güçler; yasama, yürütme ve yargı güçleri olup, velâyet-i emr ve imâmet-i ümmet denetiminde bu kanunun ilerideki maddeleri uyarınca işlev kazanırlar. Bu üç güç bir birinden bağımsızdır.” denilerek Rehber’in sadece İran’ın değil ümmetin işlerini de usulü dairesinde tedvir etmesi öngörülmüştür. Yine Anayasa 109.madde ile Rehber’in seçimine yönelik kriterleri şu şekilde açıklamıştır:
“1. Fıkhı ilgilendiren bütün konularda iftâ (fetva verme) için gerekli ilmî salâhiyete sahip olmalı; 2. Ümmet-i İslâm’ın rehberliği için gerekli adalet ve takvâyı hâiz olmalı ve 3. Rehberlik için yeterli siyasî ve toplumsal görüş, yiğitlik, yöneticilik ve güce sahip olmalıdır.”
İmam Humeyni vefatından az evvel kendisinin vekili olarak kabul edilen –Üstad Çakırgil’in de çevresinde yer aldığı- Ayetullah Muntazari’yi siyasi konulardaki saflığından ötürü azletmiş ve böylelikle bugünkü Rehber’in yolunu açmıştı. Bir anlamıyla bugünkü Rehber Ayetullah Hamanei merhum İmam Humeyni’nin de işareti ile bu göreve layık addedilmiştir. Görünen odur ki, Hamanei yirmi yılı aşkın bir zamandır vazifenin yüklediği ağırlığı omuzlamayı başarmış haldedir. Bu durumda, ümmetin geneli için “fesad”ın ve “menfaat”in kimin tarafından belirleneceğini, bu hakkın kimde olduğunu söylemeye hacet var mıdır?
Kuralın unsurları açısından, bugün “fesad” hangisidir? Suriye yönetiminin halkın bir kısmına yönelik şiddeti mi, yoksa Batılı güçlerin Suriye’ye yerleşmesine yol açacak bir müdahale mi? Bir başka deyişle, ümmet açısından, Batılıların Suriye’ye yerleşmesi mi menfaattir yoksa Suriye yönetimine reform için imkân tanınması mı?
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
|
|
|
|
|
|
| Yorum : 3 |
|
ahmed
02.02.2012, 08:37:13
|
|
Kardeşler,suriye meselesini konuşurken adaletli olalım. Mısırda tunusda yemende ve bahreynde devrimciler silahlı eylem yapmadılar. Eylemler başkentlerde başladı ve kanları akan şehid olanlarda halktı. Lutfen suriyeye dikkatli bakalım olaylar önceden planlı. Eylemler başkent dışında. Silahlı,şer güçlerin desteğinde ,ihvanda ortada yok. Kimsenin esed rejimini savunduğu yok. Konu açık ,iranı ve hizbullahı halletmek. Bunun yoluda hakka batıl karıştırıp olayları çarpıtmak. Maalesef müşteride hazır olunca islam düşmanlarının sevincine diyecek yok. Adamın biri hz. Aliye derki herkes haksızdı tek senmi haklıydın? ali derki:sen önce hakkı tanı, sonra haklıyıda haksızıda tanırsın. Selam hakka tabi olanlara. Tağutlar şunu çok iyi bilsinki;düzenleri bozulacak. Müslümanların kardeşliği mutlaka tahakkuk edecektir. |
|
|
|
|
hasan
17.01.2012, 00:00:05
|
|
Milyonlarca Suriyelinin malının, kanının ve namusunun Suriye rejiminin insafına terkedilmesinden büyük mefsedet/fesad yoktur.
O milyonların bu diktatörlüğün zulmünden kurtarılmasından büyük menfaat yoktur.
Halkını katleden rejime sessiz kalmamızı öğütleyenden daha müfsid kimse yoktur.
Gerçek manada anti-emperyalist olan Suriye halkının kendi ülkeinde söz sahibi olmasını isteyenden daha muslih kimse yoktur.
Mevzu bahis Suriyelinin malı, canı ve namusuysa; gerisi teferruattır. |
|
|
|
|
ismail çoktan/mardin
12.12.2011, 16:21:18
|
|
Ya da şöyle soralım zalim düzenin değişmesi için kanlarını feda eden müslüman halk mı müfsiddir yoksa 50 yıldır ülkeyi ezip geçen zalim baas diktası mı ? cevabınıza göre def'i mefasid ve celbi menafi' te ortaya çıkar. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|