Amerikan Beyazsaray yönetimi, İran'e yönelik yeni bir suçlamada daha bulunarak, El kaide ile işbirliği yaptığını ileri sürdü.
Jim LOBEİran’a karşı giderek artan retorik savaş devam ederken, Amerikan Hazine Bakanlığı, Perşembe günü yaptığı açıklamada Tahran’ın el-Kaide ile kendi toprakları üzerinden Afganistan ve Pakistan’a para ve adam geçişini sağlamak üzere ‘gizli bir anlaşma’ yaptığını ileri sürdü.
Bu beyanat, Başkan Barack Obama yönetimindeki devlet görevlilerinin, İslam Cumhuriyeti’ni terörist gruplarla özel anlaşmaları olduğu hakkında itham eden ilk demeç olarak kayıtlara geçti.
Bir hükümet yetkilisi, yapılan bu açıklamanın, Tahran’ın el-Kaide’ye doğrudan destek verdiğini söylemek olmadığının altını çizdi. Bunun nedeni; “İran’ı Ortadoğu ile Güney Asya arasında ana geçiş hattı olarak kullanan” el-Kaide’ye üye 6 kişiye uygulanan yaptırımların, hiçbir İranlı yetkiliye uygulayamayacak olmasıdır.
Sekiz yıl önce Irak işgaline ortam hazırlayan kritik sebeplerden birinin Saddam Hüseyin’in el-Kaide ile olan bağlantısı olduğunu belirten birkaç yorumcuya göre; ABD’nin bu açıklaması, neo-muhafazakârların ve özellikle de “şahinler”in Tahran’a karşı baskıyı artırma çabasının bir ürünüydü.
El-Kaide’nin İran, Irak, Pakistan, Katar ve Kuveyt’te yaşayan 6 üyesine maddi yaptırım uygulama kararı alan Hazine Bakanlığı, el-Kaide’nin para ve adam ihtiyacının İzzeddin Abdül Aziz Halil önderliğinde Orta Doğu’dan Güney Asya’ya bir geçiş hattı gibi çalışan şebeke tarafından karşılandığını ileri sürdü.
Suriye vatandaşı olan Halil, Hazine Bakanlığı’nın ifadesine göre “el-Kaide ile İran hükümeti arasında 2005’te imzalanan anlaşma”dan beri, İran’da çalışıyor.
Ayrıca, (Arap) Körfez ülkelerinden toplanan yardımların Afganistan ve Irak’taki üst düzey el-Kaide komutanlarına ulaştırıldığını söyleyen bakanlık, Halil’in İran hapishanelerinde tutuklu bulunan örgüt üyelerinin serbest bırakılması için İran hükümeti ile görüştüğünü de öne sürüyor. Halil bunu başardığında; 'Pakistan’a gidiş gelişi daha da kolaylaşacak'.
Hazine Bakanlığı Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı David S Cohen’in Hazine Bakanlığı internet sitesinde yayınlanan yazısında; “Bugün, dünyada terörün baş destekçisi olan devlet, İran’dır” ibaresi yer alıyor. “İran ile el-Kaide arasında, İran toprakları üzerinden para ve adam akışına imkân tanıyan gizli antlaşmayı ifşa etmekle, İran’ın teröre olan benzersiz desteğini de gün yüzüne çıkarmış olduk. Bu hareketle, el-Kaide’ye daha fazla yardım gitmesini önleyerek; kilit yardım hattını alt üst etmiş olduk.”
Pentagon eski şefi Robert Gates ve halefi Leon Panetta gibi üst düzey Amerikan yetkilileri tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada, İran’ın Irak’ta Amerikan birliklerini vuran Şii gruplara yaptığı silah yardımını arttırdığı ve Afganistan’daki Taliban güçlerine olan yardım alanını az da olsa genişlettiği iddiaları yer aldı.
Amerika Genel Kurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen, bu ayın başlarında yaptığı konuşmasında, “İran, bizim askerlerimizi öldüren Şii grupların temel destekçisidir” dedi. -Üç yıllık süreç içinde Amerikan’ın bir ayda tattığı en büyük hezimet olan- Haziran’daki 15 askerin öldürülmesi olayının, İran ile bağlantısı olabileceği öngörülüyor.
Neo-muhafazakârlardan ve diğer şahinlerden koro halinde gelen bu tür provakatif sesler, ABD yönetiminin İran’a olan tavrında daha da sertleştirmesine sebebiyet verdi.
Wall Street Journal’da çıkan bir haberde, ABD yönetiminin, “Irak’ta temsili bir savaş yürütme kararı alan İran’ın desteklediği grupların peşini bırakmamalıyız” dediği belirtiliyor.
ABD Yönetimi ve Şahinler, Tahran’ın, özellikle de İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu’nun, Suriye’de devam eden protestolara karşı Başkan Beşşar Esed’in güvenlik güçlerine her türlü desteği sağladığını iddia ediyorlar.
Bu arada Washington ve yandaşlarının bütün çabalarına rağmen; İran, uranyum zenginleştirme programını dondurması hususunda hiçbir şekilde ikna edilemedi. Devam eden bu zorlu süreçte, özellikle meclisteki ‘İsrail Lobisi’nin her iki partiyi Tahran’a daha fazla yaptırım uygulanması konusunda etkilemeye çalıştığı ve bu konuda yoğun baskı kurduğu biliniyor.
Bu bilgileri verdikten sonra, Perşembe günkü ‘gizli antlaşma’ suçlamasına gelecek olursak; bazı yorumcular, dış istihbarat kaynaklarının güven tazeleyen bu başarısının, Washington’un gözünün her daim Tahran’ın üzerinde olduğunun bir göstergesi olduğunu söyleseler de, bunun Tahran üzerindeki baskıyı arttırma gayretinin bir parçası olduğu açıktır.
Kolombiya Üniversite’sinde İran uzmanı olan, aynı zamanda Gerald Ford ve Jimmy Carter yönetimlerine çalışmış olan Gary Sick, “Bizim bu adamları izlediğimizi ve faaliyetlerini engelleyebildiğimizi artık herkes biliyor. Biz, bu işin başındayız ve bu işi biz kontrol ediyoruz” ifadelerinde bulundu.
Clinton ve Bush yönetimlerine çalışan İran uzmanı Hilary Mann Leverett ise; Obama yönetiminin “günün her saniyesinde İran’ı izlediğini ve kontrolü elden bırakmadığını” söylüyor. “Fakat” diye ekliyor Hilary: “Bu durum biraz tehlikeli; çünkü günün sonunda İran’a meydan okuduğunuz zannedilebilir. Bu durum tıpkı Irak’ın el-Kaide bağlantılarının gün yüzüne çıkartıldıktan sonra işgal edilmesi olayına benziyor.”
El-Kaide’nin İran’daki varlığı ABD’li yetkililer ve bağımsız gözlemciler tarafından uzun zamandan beri bilinen bir gerçek... 11 Eylül Komisyonu’nun 2004’te tamamladığı raporunda, Tahran’ın el-Kaide ile olan ilişkisinin, işgal öncesi Irak’ınkinden daha ileri bir boyutta olduğu yazılıdır.
Bu durum, her zaman bir tartışma sebebi olmuştur. Yakın Doğu ve Güney Asya İstihbarat yetkilisi olarak CIA’de 28 yıl görev yapan Paul Pillar, “El-Kaide’nin İran’daki varlığı bir sır değildi. Ben, bunun bir sır olduğunu söyleyenlere katılmıyorum” yorumunda bulundu.
Halil’in ana görevinin el-Kaide üyelerinin tamamen serbestliklerini kazanmalarını sağlamak olduğunu söyleyen Paul, IPS Haber Ajansı’na verdiği demeçte: “Eğer tutuklanmazsa, ev hapsi veya diğer özel hükümlerden birine muhatap olacak gibi görünüyor” dedi.
Paul ayrıca, Tahran’ın, el-Kaide militanlarını, 2003 savaşından beri İran sınırına yakın bir bölgede kurulmuş olan ve Amerikan korumasında bulunan Eşref Kampı’ndaki Halkın Mücahitleri hareketinin üyelerinin kendilerine verilmeleri veya dağıtılmaları adına bir ‘pazarlık unsuru’ olarak kullanabileceğini kaydetti. “Bizim Halkın Mücahitleri’ne destek vermemiz, İran’ın ensesinde bir sopamız olduğunu gösteriyor. El-Kaide ile yapacakları bir antlaşmayla İranlılar da bizim ensemizde bir sopa tutmaya başlayacak” diye ekledi.
Paul, Hazine Bakanlığı’nın açıklamasının, detay vermeden, İran’ı mümkün olduğunca töhmet altında bırakan ve okuyucuyu ve ortamı geren yorumlardan oluştuğunu; Abdul Aziz Halil’den başka hiçbir kimsenin İran ile bağlantısının olmadığını söyledi.
Diğer beş örgüt üyesine gelecek olursak; Atiye Abdurrahman: Pakistan’daki örgüt komutanlarından... Ümit Muhammedi: El-Kaide’nin Irak’taki kilit ismi... Ve ikisi Katar, biri Kuveyt vatandaşı olan ve Körfez ülkelerinden örgüte binlerce dolar akıtan, bunun yanında lojistik destek sağlayan üç kişi daha...
Gary Sick, “Hazine Bakanlığının yeterli kanıt olmadan böyle bir konuyu gündeme getirmeyeceğinden eminim” diyor ve antlaşma metninin Usame bin Ladin’in de öldürüldüğü Mayıs ayı baskınında ele geçirilen dosyaların arasından çıkmış olabileceğine dikkat çekiyor.
Bakanlığın yaptığı açıklamada Halil ve İran bağlantısına bu denli odaklanılmasının sebebinin, “Bürokratik açıdan bakıldığında, bu durumun İran’a daha çok yaptırım uygulama noktasında ABD’nin elini kuvvetlendirmesi” olduğunu söyleyen Paul, bu hikayenin “Amerika’nın Körfezdeki iki müttefiki, Amerikan karşıtı teröre destek veriyor” başlığıyla da yazılabileceğini söyledi.
Geçen yılki kongrede, daha sonra CIA başkanlığına atanacak olan General David Petraus, el-Kaide’nin İran’ı “kolaylaştırıcı ana merkez” olarak kullandığını; İranlı yetkililerin “örgüt üyelerini dönem dönem hapishanelere tıkmasının yanında; Tahran’ın bu konudaki siyasetinin kestirilemediğini” söyledi.
İran’ın el-Kaide ile ortak iş yaptığı suçlaması, Amerikan resmi makamlarınca ilk defa bu denli net bir şekilde dile getirilmiş oldu.
(IPS)
Bu haber analiz Seyfullah Sami Filiz tarafından Velfecr için çevrildi.